Şiir Defteri

VETERİNER POLİSLER

Yazan: Polet
27.01.2026 / 22:15
35 kez görüntülendi
0 yorum yapıldı
Kastamonu ilimizin Şenpazar ilçesinde görevliyken tele takılarak hayatını kaybeden Ayının hikâyesinden sonra başımızdan geçen ilginç bir diğer olayda buydu. Doğa harikası Şenpazar ilçesinde neredeyse bir yılımı doldurmuştum. Buradaki sakinliğe ve huzura alışmıştım. Geçen kış tellere takılarak ölen Ayıyı unutamıyorduk. Ancak doğal yaşam kendi içerisinde katı kuralları olan bir ölüm kalım savaşı gibiydi. Bu doğa harikası küçük ilçede; Ayılar, tilkiler, kurtlar, karacalar, tavşanlar eksik olmuyordu. Kış aylarında yiyecek bulamayarak aç kalan hayvanlar geceleri ilçe merkezine kadar iniyorlardı. Yüksek kesimlerde yağan kar, bazen iki metreyi buluyordu. Karayolları, Belediye, Özel İdare araçları durmaksızın çalışıyordu. İlçe merkezinde şöyle kısa süreli bir yürüyüşe çıktığımızda; Kahvehanelerde soba başında ısınan insanları gördükçe aklıma kendi memleketim geliyordu. Nedense karlı havaları çok seviyordum. Benim doğduğum kasabada böyle küçüktü. Deniz kenarından çok uzakta olmamıza rağmen, kış gelince yediğimiz o nefis hamsilerin tadını artık hiçbir yerde bulamıyordum. Şenpazar ilçemizde kar yağdığı zaman yüksekte olan mahallelere araçla çıkmak mümkün olmuyordu. Bazen olay olduğu zaman birkaç kilometre yürümek zorunda kalıyorduk. Dağ eteklerine aralıklarla yapılmış eski ve ahşap evlerde genellikle yaşlı ve emekli vatandaşlarımız kalıyordu. Isınmak için kışın odun sobasında ateş yakan yaşlı vatandaşlarımız, uyuyarak ateşi kontrol edemeyince yangın çıkıyordu. Yangın çıkan bu eski ahşap evlere İtfaiye, ambulansla birlikte ulaşmakta güçlük çekiyorduk. Geceleri yüksek olan mahalle ve ormanlık alanlarda karda saplanır kalırız korkusuyla devriye gezemiyorduk. Ancak olay olduğu zamanda bir şekilde ulaşıyorduk. Nejat Uygur'un Cibali Karakolu tiyatrosunda söylediği gibi iman gücüyle gidiyorduk. O gece karlı ve fırtınalı bir hava vardı. Karla rüzgâr birleşince hava daha soğuk oluyordu. Bazen merkeze doğru giden tırlar yüksek rakımlı, kıvrım kıvrım uzayan tek şeritli yollarda kalıyordu. Bu nedenle anayol ve güzergâhları sık sık kontrol ediyorduk. Aracımızın camına vuran kar taneleri farla aydınlanan yolda uçuşarak adeta zaman tünelinin içinden bizi bir meçhule sürüklüyordu. Aracımızın içi sıcak, keyifli bir müzik eşliğinde sohbet ederek yavaş yavaş devriye geziyorduk. Derken ani bir sesle irkildik. Aracın arkasından bir gürültü gelmişti. Kendi kendimize acaba tepeden bir kaya mı yuvarlandı dedik. Hemen aracı sağ tarafa alarak, park edip aşağı indik. Ekip otomuzun arka tekerleğinin hemen yanında açık kahverengi tüylü, iri siyah gözlü, sevimli bir karaca yatıyordu. Biraz daha yanına yaklaştığımızda sol kalçasında derin bir yara gördük. Hayvan korkudan titriyordu. Bizde büyük bir şaşkınlık içindeydik. Karaca yoldan karşıya geçmek isterken muhtemel kar fırtınasından dolayı aracımızı göremeyerek çarpmıştı. Sağ tarafındaki yara büyük ve açıktı. Ne yapacağımızı şaşırmıştık. Hayvanı okşayarak sakinleştirmeye çalıştık. Ayağa kalkacak durumda değildi. Arkadaşla bir an önce bir şeyler yapıp, bu hayvanı buradan kaldırıp bir veterinere götürmek istiyorduk. Ancak bu kar fırtınasında gecenin saat on birinde veterineri nerede bulacaktık. Aklımıza yine tellere takılan Ayıya birlikte müdahale ettiğimiz muhtar geldi. Muhtarı telefonla arayıp durumu söyledik. Muhtar şakacı; Komiserim! Bu hayvanlarda hep size çatıyor. Diyor. Muhtara şakanın zamanı olmadığını, bir çare bulmamız gerektiğini söylüyoruz. Ancak muhtar ilçede veteriner olmadığını, Kastamonu merkezde olduğunu, onunda gecenin bu saatinde bu karda kışta zaten gelmeyeceğini söylüyor. Ne yapalım o zaman diyorum. Yapacak bir şey yok diyor. Yine iş bize düşüyor. En azından yaralı hayvanı buradan kaldırıp, sıcak bir yere götürelim. Hiç bir yer bulamazsak karakola götürürüz diyoruz. Karacanın yarasından kan akıyor. Arkadaşla bir ambulans çağıralım diyoruz. İyi de ambulans hayvana bakmaz ki, en azından belki bize bir yol gösterir, yarasına bakarlar diye düşünerek bir ambulans istiyoruz. Az sonra gelen ambulanstaki sağlık görevlilerine durumu anlatarak yardım istiyoruz. Sağlık görevlileri hiçbir şey yapamayacaklarını, kendilerinin veteriner olmadığını, yaralı hayvana hiç bakmadıklarını, söylüyorlar. Bari hiç değilse bize biraz sargı bezi oksijenli su verseniz diye rica ediyoruz. İstediğimiz malzemeleri veriyorlar. Nakil için yardım istiyoruz. Ancak; İçerde bir hastamız mikrop alırsa ne olacak? Diyorlar. Onlara da ister istemez hak veriyoruz. Sonuçta bir sağlık aracı temizlik ve sağlık kurallarına onlarda haklı olarak dikkat etmek zorundalar. Ambulans geri dönüp gidiyor. Yanımdaki arkadaş Antalyalı. Memleketinde hayvanlara çok baktığını hatta boğazına yem takılan bir horozu ameliyat ettiğini, yemi çıkardığını, horozun yaşadığını söylüyor. Karacayı karakola götürürsek yarasını orada dikip tedavi edebileceğini söylüyor, bu beni umutlandırıyor. Yaralı hayvanı montumuzla sararak ekip otosuna alıp karakola getiriyoruz. Karakolun hemen yanında kamelya olarak kullandığımız alanda sobayı yakarak; İçeriyi temizleyip, bir masanın üstüne hayvanı yatırıyoruz. Gecenin solgun ışıkları altında dışarıdaki kar fırtınasının uğultulu sesleri içinde üşüyen ellerimizi ısıtmaya çalışarak işe koyuluyoruz. Buz gibi kamelyanın içinde yanan sobaya adeta yapışıyoruz. Her yerden içeri rüzgâr giriyor. Yine de soğuk havayı düşünecek halimiz yok. Arkadaşı cesaretlendirmek için sana güveniyorum diyorum. Hayvanın yarasını oksijenli suyla iyice temizliyoruz. Arkadaş eline aldığı iğne iplikle yarayı dikiyor. Ameliyat yapan bir doktor gibi soğuk havaya rağmen terliyor. Ben aslında bu iş bir an önce bitsin istiyorum. Hayvanın sesi çıkmıyor ancak narkoz yok sonuçta iğne batırıldıkça canının yandığını düşünüyorum. Zaman zaman kanıyor yarası, oksijenli su döküyoruz. İnşallah mikrop kapmaz diyoruz. Sol ayağını bazen hareket ettiriyor belli ki canı yanıyor. Nihayet dikme işi bitince sargı bezleriyle yarasını iyice sarıp bantlıyoruz. Korku içindeki hayvana biraz su veriyoruz. Sakinleşmesi için sabaha kadar yanında bekliyoruz. Sabah olunca yaralı hayvanı Orman Müdürlüğü'ne götürerek oradaki görevlilere durumu anlatıyoruz. Orman Müdürlüğü bahçesindeki küçük bir kulübeye hayvanı bırakıp, önüne biraz su ve ot koyarak ayrılıyoruz. Burada sabah muhtar ve orman görevlileriyle tekrar görüşüyoruz. Merkezden bir veteriner istiyoruz. Telefonla ulaştığımız bir veteriner öğleden sonra gelebileceğini söylüyor. Muhtar yine umutlarımızı kırıyor. Bu hayvanların annesinden ayrılınca yalnız yaşayamadığını öldüğünü bunun yavru bir karaca olduğunu söylüyor. Karaca ise kulübe önünde oturuyor. Önüne koyduğumuz otlardan yiyor, gayet sağlıklı gözüküyor. Öğlene doğru tekrar Orman Müdürlüğü'ne giderek hayvanı kontrol ediyoruz. Kulübe önünde oturduğunu su içtiğini görerek seviniyoruz. Ancak öğleden sonra tekrar gittiğimizde yavru Karaca'nın hareketsiz bir şekilde kulübe önünde yattığını ve ölmüş olduğunu görüyoruz. Hepimizde derin bir üzüntü. Muhtar yine haklı çıktı diyoruz. Yine de elimizden gelen her şeyi yaparak gayret gösterdiğimiz için teselli bulmaya çalışıyoruz. Karakola yeniden dönüyoruz. Keşke bu tarz durumlara karşı bir nöbetçi veteriner olsaydı diyoruz. Ancak küçük bir kasabada çok nadir gerçekleşen böyle olaylarda yapacak fazla bir şey olmuyor. Kış şartlarında tabiat sert yüzünü bir kez daha gösteriyor. Biz insanlara düşense bu doğal olaylar karşısında mümkün olduğu kadar hazırlıklı, dikkatli ve tedbirli olabilmek. Mehmet Nurettin Üstün
Kapat/(ESC)
Yorum Düzenleme

Yeni Üyeler

  • Tazı_Mum
  • Tazu_Aksam
  • sabahuzakta
  • Sefa
  • İxkan
Kapat/(ESC)
Tavsiye
Adınız:
Sizin eposta adresiniz:
Alıcının eposta adresi:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
İletişim
Adınız:
Eposta adresiniz:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
Rastgele Şiir