Şiir Defteri

Hayalet Hırsız

Yazan: Polet
10.01.2026 / 21:47
60 kez görüntülendi
0 yorum yapıldı
Bazen bir işi en iyi şekilde yapmak için ilham gelmesi gerektiğine inanıyordum. Nasıl ki şairler en iyi şiirlerini ilham gelince yazabiliyorsa, polislerde en iyi işlerini ilham gelince yapabiliyordu. Bazen bir katilin izini bulabilmek, bazen bir suçluyu yakalayabilmek, bazen de bir suç unsurunu ele geçirebilmek için ilham gerekiyordu. Bunun için insanda o polislik ruhu, o ilham gerekliydi. Ben severdim polisliği. O rengârenk ışıkların, pırıl pırıl caddelerin içinden geçerken, insanların bakışlarını üstümüzde hissederdim. Peki, biz kimin ve neyin peşindeydik. Suçun ve suçlunun peşindeydik. Herkes geceleri rahat uyumalıydı, sessiz ve huzurlu. Ancak biz uykusuz kalıyorduk. Vardiyalı çalışıp ta uykusuz kalanlar bilir. İnsan genç olunca, saatte gece yarısını geçmişse, göz kapaklarınıza öyle bir yapışır ki uyku; Şuracıkta bir beş dakika kestirseniz sanki dünyalar sizin olur. Ancak buna direnmek gerekir. Görev kutsaldır. Askerde mevzideyken de karlı ve sisli manzaraya bakarken gözlerim ağırlaşır, önümdeki manzara gitgide silikleşir ve hatta kaybolurdu. Benim doğduğum küçük bozkır kasabasında; Yakın bir köyde bakkallık yapan Hubu lakaplı bir adam vardı. Gerçek ismini bilmiyordum. Herkes ona Hubu derdi. Babamın işyerine sık sık gelirdi. Hubu; Fötr şapkalı, gözlüklü, siyah saçlı, uzun boylu bir adamdı. Ancak en belirgin özelliği koyu renkli güneş gözlüğüydü. Gözlüğünün bir camı gazete kâğıtlarıyla kaplıydı. Onu hiçbir zaman gözlüksüz görmemiştim. Ben ondan küçükken korkardım. Babamın yanına geldiği zaman çantasından bir takım eski yazıların olduğu kâğıtlar çıkarır, sonra fal bakardı. Hubu bir gün yine babamın işyerine gelmişti. Ben babamın hemen karşısındaki koltukta resim yapıyordum. Henüz ilkokula gidiyordum. Okul tatil olunca mutlaka babamın yanına gider, orada vakit geçirirdim. Babam; O gün Hubu 'ya ilerde benim ne olacağımı sormuştu. Babamın isteği üzerine çantasından çıkardığı kâğıtlara bakıp bir şeyler okuyup üfledikten sonra, bana dönerek mırıldanmaya başladı. Hubu yine içinden bir şeyler söyledi, sonra yine bana baktı. Sonra kâğıtlara bakıp tekrar okuyup üfledi. Gök mavisi tek gözünü üstüme dikti. İki elinin avuçlarını tıpkı bir şaman ayinindeymiş gibi yüzüme doğru yaklaştırdı. Hııııımmmmm, hıııııımmmmm diyerek bir şeyler söyledi. Sonra o cadı eline benzeyen bir iskeletten farksız yıkanmamış, kuru, mahzenden çıkmış gibi ince parmağını bana doğrulttu. Bu ilerde Polis olacak! Dedi. Bu gün bile bu yaşıma geldim. Ancak bunu nasıl bildiğini anlayamadım. Mutlaka arkadaşlarla beni oyun oynarken görmüş, sonra bu mesleğe yatkın olduğumu tahmin edip, bir varsayımda bulunmuş ve tahmini tutmuştu. Aradan yıllar geçmesine rağmen Hubu'yu unutmamıştım. Yine bir gece nöbetinde Şişli sokaklarında devriye halindeyken aracın yan koltuğunda sabaha karşı gözlerim dalmış. Hubu bir anda sırıtarak karşıma çıktı. Kirli dişleri gazete kâğıdıyla kaplı tek gözünü üstüme dikti. Sonra gülmeye başladı. Öleceksiniz! Öleceksiniz! Hiii...Hiii?Hiii? Diyerek güldü. Ben belimden İtalyan Malı Beretta marka silahımı çekip ona doğru ateşlerken, Hubu yavaş yavaş gülerek kayboldu. Bilal abi aniden frene basmış irkildim. Gülmeye başladı. Hooop hooop Üsküdar'da sabah oldu. - Kusura bakma Bilal abi gözlerim dalmış dedim. Sonra aracı hemen yan tarafa çekip, farları söndürdü. Ben elimi hemen belimdeki silaha attım. -Ne oldu Bilal abi? Niye durdun? -Sus, sessiz ol, karşıya bak ne görüyorsun? Karşıya dikkatlice baktım. Cadde üzerinde sağlı sollu park etmiş araçlardan aydınlatma lambalarından başka hiçbir şey göremiyordum. İçimden bir an için Bilal abi yine bir şaka mı yapıyor diye geçirdim. Hiçbir şey göremiyorum Bilal abi. Sağlı sollu park etmiş araçlar var, başka bir şey yok ki? Peki, sağ taraftan yedi araç ilerdeki beyaz aracın arkasına dikkatle bak. Gerçekten de tarif ettiği yöne doğru dikkatlice bakınca; Aracın arka koltuğunda birinin, araç arka camının hemen altında bir şeyler yaptığını görüyordum. Evet, gördüm. Aracın arkasında biri var. Bilal abi; Oto faresi, teyp konsollarını söküyor. Şimdi ben soldan, sen sağdan sessizce yaklaşacağız. Aracın kapılarını tutup, arkadan içeri girip onu yakalayacağız. Sakın heyecan yapma, sessiz ve yavaş git yoksa kaçar dedi. Tamam, Bilal abi dedim. Sessizce araca doğru iki yandan yaklaşmaya başladık. Tam aracın kapılarını açınca hırsız bizi gördü. Oldukça şaşırmış, şok olmuştu. Benim olduğum kapıya doğru elindeki tornavidayı savurmaya başladı. Ayağından tutup aşağı çektim. Bilal abi tornavida tutan bileğine yapıştı. Kısa süren bir mücadeleden sonra hırsızı arkadan kelepçeledik. Bu hırsız, bizim ekiplerimiz tarafından daha önce de yakalanmıştı. Ancak biz yeni yakalamıştık ve henüz tanımıyorduk. Karakola getirdiğimizde buradaki arkadaşlarda daha önce ifadesini aldıkları için hemen tanımışlardı. Onu elleri arkadan kelepçeli vaziyette bekleme odasına aldık. İşlemleri devam ederken üst araması için odaya girdiğimizde karakol nöbetçisi; -Arkadaşlar bunu arkadan kelepçeleyin kaçar dikkat edin. Dedi. Ancak biz onu olay yerinde zaten arkadan kelepçelemiştik. Ben de arkadaşa; Biz buna arkadan taktık kelepçeyi siz mi değiştirdiniz dedim. Görevli arkadaş; O zaman kendisi öne getirmiştir kelepçeyi dedi. Sonra hırsıza dönüp; - Tekrar arkaya geçir kelepçeyi! Dediğinde. Hırsız tıpkı bir lastik gibi ayaklarını kollarının arasından geçirip, tekrar kelepçeyi arkasına getirmişti. Büyük bir şaşkınlık yaşamıştım. Gerçekten dikkat edilmesi gereken bir hırsızdı. Biz içerde onunla uğraşırken hemen karakolun önünde ifade için bekleyenler arasında bir kavga başlamıştı. Hepimiz aynı anda hemen karakolun önüne koşarak kavgaya müdahale edip adamları sakinleştirip dışarıya çıkararak dağıttık. Az sonra tekrar içeriye girdiğimde karakol nöbetçisi yanıma gelerek; Arkadaşlar sizin getirdiğiniz hırsız nerde? Diye sordu. Hemen odaya koşup baktık, ancak açık kalan kapıdan dışarı çıkmıştı. Muhtemelen mutfak penceresinden atlayarak karakolun bahçesinden dışarıya karanlığa karışmıştı. Bu sefer yeniden onu yakalamak için bütün ekipler alarma geçtik. Uzun uğraşlardan sonra sabaha karşı inşaat halindeki bir binaya birisinin girdiği ihbarını alarak binayı kuşattık. Binanın çatı katında karton bir kolinin arkasında saklanırken onu tekrar yakaladık. Bu sefer kollarında kelepçe yoktu. Nasıl çıkardın kelepçeyi diye sorduğumuzda; Bunun meslek sırrı olduğunu söyleyerek bize anlatmamakta ısrar ediyordu. Ertesi gün adliyeye çıkardığımızda otuz altı suç kaydı olduğunu öğrendiğimiz hırsızın, hayalet lakaplı olduğunu ve arandığını öğrenmiştik. İyi bir iş yapınca ne gündüzün ne de gecenin yorgunluğunu hissetmiyorduk. Hayaleti daha sonraki günlerde iyice tanımıştık. Bir aracın kapısını birkaç saniye gibi kısa sürede açarak içini soyabiliyordu. Sonraki günlerde defalarca yakalanmıştı. Kendisini her yakaladığımızda öğüt veriyorduk. Ancak yine de alıştığı işi bırakmak istemiyordu. Son yaptığı işte bir yaralama olayına karışınca yeniden cezaevine girmişti. Bu uzun süren hapis cezası nedeniyle artık ismini neredeyse hepimiz unutmuştuk. Yine de onun sayesinde bu tür olayların nasıl gerçekleştiği neler yapmamız gerektiği, vatandaşın nelere dikkat etmesi gerektiği konularında, bilgi ve deneyim sahibi olmuştuk. Mehmet Nurettin Üstün
Düzenleme: 10.01.2026 / 21:49
Kapat/(ESC)
Yorum Düzenleme

Yeni Üyeler

  • Tazı_Mum
  • Tazu_Aksam
  • sabahuzakta
  • Sefa
  • İxkan

Bağlı Üyeler

  • Polet11:50
Kapat/(ESC)
Tavsiye
Adınız:
Sizin eposta adresiniz:
Alıcının eposta adresi:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
İletişim
Adınız:
Eposta adresiniz:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
Rastgele Şiir