Şiir Defteri

Kerim Abdül Cabbar

Yazan: Polet
13.01.2026 / 13:58
42 kez görüntülendi
0 yorum yapıldı
"Ünlü Kung-Fu ustası Ahmet Şimşek Hocama " Çocukluğumuzun gençliğimizin kahramanıydı Bruce Lee. Onun gibi tekme atmaya çalışır, yerlerde yuvarlanır, yüksek yerlerden atlardık. Favorimiz olmazsa olmazımız Cüneyt Arkın'dı. Ancak Bruce Lee'nin çocukluk gençlik çağlarımızda yeri başkaydı. Silivri'de zannedersem 1980'li yıllardı. Kung ?Fu ustası Ahmet Şimşek hocamızın salonu açılınca sanki hayatımızdaki en önemli boşluk birden bire dolmuştu. Siyah kuşak dergisine bile kapak olan Ahmet Hocamız. Bu dergi kapağında uçan tekme atarak Bruce Lee'nin yerli versiyonu olarak gündemdeki yerini alıyordu. Siyah kuşak dergisi bu fotoğrafı daha sonra pek çok kez kullanmıştı. Shaolin Tapınağını bile ziyaret eden buradaki Rahiplerle Kung-fu yapan Ahmet Şimşek hocamız. Dövüş sanatlarında bir numara olduğunu ispat ediyordu. Halen ilerleyen yaşına rağmen Silivri'deki aynı salonda yıllara meydan okurcasına ilerlemiş yaşına rağmen spora devam etmesi, ayağıyla uçan tekme atarak gençlerin bile yapamayacağı hareketleri yapması, gerçekten de onun inanılmaz iradesinin spora olan sadakat ve sevgisinin en önemli delillerindir. Silivri'ye gidenler bu nedenle bu tarihi spor salonunu görmeden geçmez. Kimler gelip geçmemiştir ki bu tarihi salondan Silivri'de ikamet eden ilçenin ileri gelen bürokratları asker ve polisleri bile burada Ahmet Şimşek hocanın Kung-Fu taktiklerinden nasiplenmişlerdir. Bu nedenle bu tarihi mekân aslında Silivri için önemli bir değere sahiptir. Bizde henüz Lise çağlarındayken açılan bu spor salonuna giderek burada karate çalışırdık. Salonda filmlerini izlediğimiz Bruce Lee'yi taklit ederek, onun gibi tekme yumruk vurmaya uğraşırdık. Şimdi elinden telefonu düşürmeyen evde bilgisayar başından hiç ayrılmayan gençleri düşündükçe, o yılların hayatımıza neler kattığını, yaşama karşı bizi nasıl dirençli ve güçlü hale getirdiğini daha da iyi anlıyordum. Kerim Abdül Cabbar'la tanışmamızda soğuk ve karlı bir kış gününde Mecidiyeköy'de bulunan ve Kuştepe'ye yakın bir cadde üzerinde olmuştu. Bu caddede gecenin ilerleyen saatlerine kadar açık olan seyyar bir dürümcü tezgâhından dürüm alıyorduk. Lezzetli ve ucuz olan bu dürümcüden devriye ekipler, Trafik unsurları, Yunuslar kısaca gece boyunca çalışan resmi sivil pek çok ekip yemek alıyordu. Yine o gece dürüm tezgâhından yemek alırken görmüştük onu. İki metreyi aşan boyu, devasa cüssesi, siyah teniyle tıpkı Bruce Lee'nin ölüm oyunu filminde oynayan Amerikalı Basketbol oyuncusu Kareem Abdul-Jabbar'e benziyordu. Tabii ki Nijeryalı'nın ismi başkaydı. Sonradan öğrendiğimiz kadarıyla ülkemize çalışmak için gelmiş birisiydi. Ancak biz onun yabancı olan ismini söylemek zor olduğu için bir de Kareem Abdul-Jabbar'a benzediğinden kısaca böyle diyorduk. O gece yine dürüm için sıra beklerken; Kerim Abdül Cabbar'da gelmişti. Kaçamak bakışlarla bizi süzüyordu. Dürümcüden yemeğini aldıktan sonra bozuk Türkçesiyle; - Abi kaç müllon dedi. O yıllarda para birimimiz bol sıfırlı olduğu ve yapılan en küçük bir alışverişte milyon kullanıldığı için böyle söylüyor, ancak milyon diyemediği için müllon diyordu. Tezgâhtaki genç gülümseyerek; - Üç yüz müllon dedi. Kerim Abdül Cabbar cebinden çıkardığı parayı tezgâhtaki genç adama verip, yemeğini alarak yanımızdan uzaklaştı. O uzaklaşırken tezgâhın çevresindeki küçük sandalye ve masalarda yemeğimizi yiyip bir yandan da onun hakkında konuşarak birbirimize espriler yapıyorduk. Birkaç gün sonra aynı bölgede devriye gezerken dürümcü tezgâhına yakın bir yerde yabancı uyruklu bir şahsın çevreye bağırarak rahatsızlık verdiğinin haber merkezi tarafından telsizle bildirilmesi üzerine olay yerine intikal etmiştik. Kısa sürede geldiğimiz olay yerinde Kerim Abdül Cabbar çevreye bağırıp çağırıyordu. Aracı park edip yanına yaklaştık. Yanımdaki arkadaşım; Dostum senin ne derdin var? Ne diye bağırıyorsun? Diye sordu. Ancak dev cüsseli siyahi adam arkadaşın göğsüne öyle bir vurdu ki birkaç metre ileriye fırladı. Ben elimdeki copu tıpkı Battal Gazi filmindeki Cüneyt Arkın gibi ona doğru savurmaya başladım. Kerim Abdül Cabbar üzerime doğru gelirken ben telsizle takviye istiyordum; -Merkez iri yarı bir siyahi mukavemet gösteriyor, acil takviye istiyoruz! Dev cüsseli adama yaklaşamıyordum. Gerçi Ahmet Şimşek hocamın salonunda çok sayıda taktik öğrenmiştim ama Bruce Lee bile Kerim Abdül Cabbar'la dövüştüğü filimde dayaktan kurtulamıyordu. Ben de bir anda Bruce Lee gibi bu dev siyahiyle karşı karşıya kalmıştım. Kısa sürede olay yerine takviye olarak gelen arkadaşlarla ne yapacağımıza bir türlü karar veremiyorduk. Yine de ilk atağı yapan ben oldum. Adamın iri bacağına sarılınca diğer arkadaşlarda bir anda üstüne atladılar. Karşıdan biriside biber gazı sıkıyordu. Bahattin adamın sırtına atlamıştı. Dev cüsseli siyahiyle aramızda müthiş bir arbede başlamıştı. Neredeyse on kişi, bir iri cüsseli adamı yere yatırmaya çalışıyorduk. Bu uğraş ne kadar sürdü hatırlayamıyordum. Ama bana saatlerce sürmüş gibi geliyordu. Kerim Abdül Cabbar üstünde biz olduğumuz halde topaç gibi dönüyor hiçbir şey anlamıyor, bütün telkinlerimize rağmen durmuyordu. Bir ara biber gazından yanan gözlerini eliyle ovuşturmaya çalışınca, nihayet onu yere yatırmayı başarmıştık. Yerde bir ara bize; Tamam, tamam ben teslim abi, tamam? Deyince hepimiz durduk. Kollarını arkaya çekip kelepçelemeyi başardık. Ancak birkaç arkadaşımız hafif şekilde yaralanmıştı. Nihayet sakinleşip bizimle konuşmaya başlamıştı. Parasını kaybettiğini bu nedenle sinirlenip bağırdığını söylüyordu. Ondan kimlik kontrolü için pasaport istedik. Ancak pasaportu yoktu. Kendisini bırakmamızı istiyordu. Bu imkânsızdı. Kimlik kontrolü yapmadan bırakamayacağımızı söyledik. Abi ben biliyor, ben pasaport süre bitti. Ben deport, diyordu. Kendisine yardımcı olacağımızı söyleyerek araca almak istedik. Ancak o kadar iri yarıydı ki ekip otomuza sığmıyordu. Bölge karakolundan daha büyük bir araç istedik. Az sonra gelen Ford Transit Minibüsle Kerim Abdül Cabbar'ı karakola getirdik. Karakolda nezarethanede taşkınlık yapan Kerim Abdül Cabbar bu sefer Nezarethanenin duvarını yıktı. Yine uzun süren uğraşlardan sonra sakinleştirildi. Ertesi gün adliyeye çıkarılırken bize bir şey söylemek istedi. Kendisiyle konuşmaya başladık. Nijerya'da iki çocuğunun olduğunu Türkiye'ye çalışmak için geldiğini ancak olmadığını bize çok teşekkür ettiğini, bizimle yaşadığı arbedede yaralanan arkadaşlardan özür dilediğini söyledi. Kısa sohbetin sonuna doğru bunun Amerika ya da başka bir ülkede yaşansa Polisin kendisini vurabileceğini ancak bizim sabırlı ve merhametli davrandığımızı üstelik kendi iri cüssesine rağmen bizim de çok güçlü olduğumuzu söyleyerek bizim de gönlümüzü kazanmaya çalıştı. Biz de silahsız bir insanı öldürmenin Türk Polisinin kurallarına aykırı olduğunu, her olayda silah kullanmadığımızı, elimizden geldiği kadar kendisine iyi davranmaya çalıştığımızı söyledim. Yapılan duruşmada; Görevli Memura mukavemet, Kamu malına zarar verme, Pasaport Kanununa muhalefet suçlarından tutuklanan Nijeryalı'yı muhtemelen buradan deport edileceği Bayrampaşa cezaevine bıraktık. Bu olay devriye ekipler için bu tarz durumlarda nasıl hareket edilmesi gerektiği, nasıl yaklaşılması ve nelere dikkat etmek gerektiği konusunda iyi bir tecrübe olmuştu. Nijeryalı siyahinin tutuklanmasına üzülmüştük ancak yapacak bir şey yoktu. Ülkemizde kanun ve kurallar vardı ve bunlara ister yabancı olsun, ister vatandaş, herkes uymak zorundaydı. Müdahale ettiğimiz her olayda kim olursa olsun ona zarar vermeden almaya çalışıyorduk. Ancak bu işleri yapan her polis çok iyi bilir ki; Bu müdahaleler dışardan görüldüğü gibi basit değildir. Arbede sırasında silah ya da bıçak çıkarılarak rastgele kullanılabilir. Ya da bu kişinin tanıdığı arkadaşı, akrabası dışardan gelip müdahale edebilir. Ölümünde hayatında Allah'ın elinde olduğunu bilen ülkesi, milleti, vatandaşların huzur ve güvenliği için geceleri her türlü olay, suç ya da suçluyla mücadele eden Polislerin bu alın teri ve emeği, kimse tarafından bilinmez. Çünkü vatan sevgisi karşılıksız bir sevgidir. Mehmet Nurettin Üstün
Düzenleme: 13.01.2026 / 13:59
Kapat/(ESC)
Yorum Düzenleme

Yeni Üyeler

  • Tazı_Mum
  • Tazu_Aksam
  • sabahuzakta
  • Sefa
  • İxkan
Kapat/(ESC)
Tavsiye
Adınız:
Sizin eposta adresiniz:
Alıcının eposta adresi:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
İletişim
Adınız:
Eposta adresiniz:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
Rastgele Şiir