Şiir Defteri

DOLAPDERE 7/24

Yazan: Polet
19.01.2026 / 10:32
32 kez görüntülendi
0 yorum yapıldı
Gece gündüz hiç hareket bitmez Şişli sokaklarında. Bazen bu insanlar neden bu kadar telaşlı diye kendi kendime sormadan edemezdim. Aslında burada çalışırken insanın düşünmeye pek vakti kalmaz. Mutlaka yapılacak bir şeyler bulunur. Sanki hiç bitip tükenmeyecek bir enerjiyle yüklüdür insanlar. Burada görev yapan polisler zaman geçtikçe insanlar hakkında bir sosyolog ya da bir psikolog kadar bilgi sahibi olurlar. Bazen birkaç dakika konuştuğunuz bir insanın sosyal ve ekonomik durumu, psikolojisi, medeni hali gibi pek çok şeyi tahmin edebilirsiniz. Dolapdere semtinin bir kısmı Beyoğlu ilçesine bir kısmı da Şişli'ye bağlıdır. Diğer semtlere göre burada suç oranı biraz fazladır. Bu nedenle yaşanan olaylarda Beyoğlu ve Şişli polisleri zaman zaman bölgenin kimin tarafında kaldığı konusunda görüş ayrılığına düşer. Bazı olaylarda da birlikte görev yapmak zorunda kalırlar. Bölge farkı ortadan kalkar. Hiç kimse bölgenin kimde olduğunu düşünemez herkes olayı sonuçlandırmak için çabalar. Karanlığın ışıkla, suçlunun suçsuzla, iyinin kötüyle, gerçeğin yalanla karıştığı bir tablonun cam mozaikleri gibidir burası. Öyle ki merhamet bazen suiistimal edilebilir. İyi niyet görmezden gelinebilir. Bazen suçlular masum, suçsuzlar da gerçek suçlu olabilir. Unutulmuş ya da hatırlanmak istenmeyen kişilerin sessizce kaybolduğu, karanlığın knossos labirenti gibidir burası. Bazen bir cinayetin anatomisini düşünmek gibidir burada yaşamak. Herkes ya alıcı, ya da satıcıdır. Herkes birbirini koruyup kollayan, tekdüze bir yaşamın aktif oyuncuları gibidir. Kimine göre ayakta kalabilmek için sert ve güçlü olmak lazımdır. Acımasız ve merhametsiz bir dünyada yapılacak en iyi iş; Kendi kendini daha güçlü hale getirebilmektir. Kimine göre de sevgisiz ve merhametsiz bir dünya; Sonunda uçurumdan aşağı yuvarlanarak yok olacak altın bir küre gibidir. Bazen düşünürdüm... Biz Polisler bu hayatın neresindeyiz? Bazen kendimi toplumdan soyutlanmış, bazen de belanın ya da kötülüğün en dibine yuvarlanmış gibi hissederdim. Ne olursa olsun atalarımdan öğrendiğim gibi yaşayacaktım. Daha adil bir dünya ve kötülüğün olmadığı bir yaşam için bana düşen görev neyse, onu yapmalıydım. O gece Beyoğlu Polis ekipleri Dolapdere'de bir aracı kovalıyordu. Araç içindekiler bir iş yerini soyarak kendilerini son anda fark eden devriye ekiplerinin dur ikazına uymayarak kaçmaya başlamıştı. Kurtuluş son durakta olduğumuz için aracın kaçış istikametine en yakın olan ekip bizdik. Telsizle bir hayli telaşlı anonslar yapılıyordu. Haber merkezi aracın kaçış istikametini söylerken sık sık ekiplere dikkatli olunması konusunda ikazlar yapılıyordu. Aracı kovalayan Beyoğlu ekibi; Divan Kavşağından Kurtuluş semtine doğru geldiklerini ancak burada bir ara sokakta, aracı kaybettiklerini anons ediyorlardı. Kurtuluş semtinde biz vardık ancak yüzlerce ara sokak vardı. Araç herhangi birinde olabilirdi. Derken araç birdenbire tam önümüze düşüyor. Bu sefer Beyoğlu ekiplerin gözden kaybettiği aracı şimdi biz kovalamaya başlıyoruz. Haber merkezine telsizle aracın kaçış istikametini bildiriyoruz. Bütün Şişli devriye ekipleri alarma geçiyor. Gecenin saat üçünde siren sesleri, telsiz anonsları birbirine karışıyor. Önümüzdeki siyah araç kaçarken adeta ölümle yarışıyor, ancak bu semti bizim kadar bilmediğini anlıyoruz. Çünkü ara sokaklardan hemen birkaç sokak aşağıdaki ana caddeye inemiyor. Sanki çıkış noktasını bilemeyen kafesteki bir fare gibi bir o sokağa bir bu sokağa giriyor. Bu bizim için büyük bir avantaj, çünkü aynı semt içinde ve sokaklarda döndüğümüzden diğer bölgelerdeki devriye halindeki tüm ekiplerimiz kısa sürede kapanma noktalarına yerleşmeyi başarıyor. Telsizle sürekli anons ederek aracın muhtemel kaçabileceği sokakların girişinin tutulması için anons ediyoruz. Panikle kaçan araç bir sokaktan bir daha geçiyor. Ancak araç modeli yüksek ve süratli olduğu için zaman zaman aramız açılıyor, dar bir sokağa gelince yavaşlamak zorunda kalıyor. Yaklaşık beş on dakika süren kovalamaca sonunda ters yöne giren araç, karşıdan gelen ekibimizin sokağı kapattığını görünce arada kalıyor. Geri dönse biz varız. İlerde önünde de bir ekip var. Araçtan inip bir alt sokağa doğru koşmaya başlıyorlar. Buradan ana caddeye iniyorlar. Bir tanesinin elinde bir çanta var koşarak büyük bir apartmanın içine giriyorlar. Ancak ilginçtir ki bizde apartmana girmek istediğimizde apartman kapısı açılmıyor. İçeriden muhtemelen kilitliyorlar. Apartmandaki bütün zillere basıp kapıyı açmaları için dışardan bağırıyoruz. Ancak gecenin ilerleyen saatinde hiçbir daireden bir yanıt gelmiyor. Nihayet dışarıdan bağırma seslerimizi duyan yaşlı bir vatandaş pencereye çıkıyor. Sanki ağız birliği etmişçesine hepimiz ona doğru bağırıyoruz; -Amca kapıyı aç! Amca kapıyı aç! Ancak yaşlı adam gayet sakin; Ne var? Ne oluyor burada? Diyor. -Amca kapıyı aç diyoruz sana. Polis! Görmüyor musun? Şu kapının otomatiğine bas, içeri hırsız girdi. Diyoruz. Yaşlı adam en sonunda anlamış olacak ki; Tamam tamam bekleyin bir dakika şimdi basıyorum. Diyor. Ancak o birkaç dakikalık bekleme bile bize saatlerce sürmüş gibi geliyor. Elimizde silahlarla açılan kapıdan apartmanın içine doğru giriyoruz. Kimimiz aşağı bodrum katına kimimizde üst katlara doğru çıkıyoruz. Birinci kata çıkan arkadaşlar yangın merdiveninin kapısının açık olduğunu söylüyorlar hepimiz birinci kata çıkıp, açık olan yangın merdiveninden aşağıya doğru iniyoruz. Ancak burasıda diğer bir caddeye doğru açılıyor. Caddenin hemen karşısında bir benzin istasyonu var. Yan tarafında kapalı bir restoran. Elimizde silahlar koşarak benzin istasyonuna giriyoruz. Çalışanlara kaçan birilerinin olup olmadığını söylüyoruz. Ancak içerde oturduklarını bu nedenle, kimseyi görmediklerini söylüyorlar. Hepimizde bir huzursuzluk ve panik havası başlıyor. Kendi kendimize adamları elimizden kaçırdık diye üzülüyoruz. Caddeye dağılıyoruz. Ancak kimse yok. Sanki yer yarıldı yerin içine girdiler. Benzin istasyonunun her ihtimale karşı içini tuvaletlerini kontrol ediyoruz. Tuvaletler benzin istasyonunun arka tarafında kapıları açık içerde kimse yok. Buradan sağlı sollu işyerlerini kontrol ederek yürüyoruz. Yanımıza cinayet büroda çalışan sivil arkadaşlarda araçla geliyorlar. Ramazan abi araçtan inip; -Ne oldu kaçırdınız mı? Diyor. -Abi sanki yer yarıldı içine girdiler hiçbir yerde yoklar. Diyorum. Arkadaşlarla yürürken kimimiz apartmanda saklanmış olabilir. Kimimiz ana caddede bir işyerine girmiş olabilir. Kimimizde bir araca binip gitmiş olabilirler diye çeşitli fikirler ileri sürüyorlar. Zaten Dolapdere Kurtuluş böyledir bir kere gözden kaçırırsanız bir daha işiniz zor olur. Cadde üzerinde yürürken Ramazan abi yanımda bir sigara yakıyor. İlerde sağ tarafta tek başına yürüyen bir kadını göstererek; - Şu kadını durdurun kontrol edin! Diyor. Hemen koşarak kadına arkadan yaklaşıp; Bayan bekle biraz polis! Diyoruz. Ancak kadın aniden koşmaya başlıyor. Daha birkaç metre gidemeden yakalıyoruz. Bunun kadın kılığına giren bizden kaçan şahıslardan biri olduğunu anlıyoruz. Büyük bir şaşkınlık yaşıyoruz. Çünkü bu kadar kısa sürede nasıl kılık değiştirdiğine hayret ediyoruz. Onu hemen olay yerinde kelepçeleyip terk edip gittikleri aracın yanına getiriyoruz. Aracın kapısını açtığında; İşyerinden yüklü miktarda çaldıkları bilgisayar parçaları ve bir miktar parayı aracın içinde bize gösteriyor. Kaçan diğer şahsı bulmaksa artık bizim için çok kolay. Bu şahsın verdiği ifadelerle artık onunda kaçma şansı yok. Bunu biliyoruz. İşyeri soyulan vatandaşa ulaşarak malzeme ve paralarını karakolda teslim ediyoruz. Hırsız Nezarethaneye konuluyor. Karakolda bizden kaçınca benzin istasyonunun tuvaletinde elindeki çantanın içinden çıkardığı kadın kıyafetlerini giydiğini, peruğu taktığını, hemen buradan çıkarak caddeye koştuğunu, diğer arkadaşının yangın merdiveninden indikten sonra arka yola kaçtığını onu görmediğini, kendisinin uzaktan bizi görünce bu işyerinin ara kapısında gizlendiğini, bizim uzaklaştığımızı düşünerek caddeye çıktığını, ancak yakalandığını söylüyordu. Peki, bu kadın kıyafetlerini niçin taşıyorsun diye sorduğumuzda kaçamak cevaplar veriyor. Trans bir arkadaşının olduğunu ona götürdüğünü söylüyordu. İfadeleri çelişkiliydi. Belki de daha büyük bir soygun planlıyorlardı. Ramazan abi az sonra telsizle bizi Elmadağ caddesindeki bir kahvehaneye çağırıyor. Sabaha karşı gündüz nöbetindeki arkadaşlarla görev değişiminden önce bazen buraya giderek bir yorgunluk çayı içiyoruz. İçeri girdiğimizde sivil arkadaşlara biz de iki ekip katılarak çay içip kahvaltı yapıyoruz. Ramazan abiye; - Abi sen arkasından nasıl anladın onun kadın kılığına girmiş hırsız olduğunu yürüyüşünden mi? Diye soruyorum. Ramazan abi; Hayır yürüyüşünden değil omuzlarından. Diyor. Çünkü erkeklerin omuzları kalçadan geniş olur, kadınlarda ise omuz ve kalça aynıdır ya da kalça omuzdan daha geniş olur. Bende arkadan bakınca; Omuzları daha genişti. Erkek olduğunu anladım. Trans bireylerde bu saatlerde bu caddede çok gezmedikleri için şüphelendim. O yüzden durdurun dedim diyor. Hepimiz bir yandan kahvaltımızı yapıp çayımızı yudumlarken, bir yandan da Abi bu teknik ayrıntıyı öğrendiğimiz iyi oldu diyerek gülüyoruz. Neşeli kahkahalarımız Elmadağ caddesinde yankılanırken iyi bir iş başarmanın sevinci bütün yorgunluğumuzu unutturuyor. Mehmet Nurettin Üstün
Düzenleme: 19.01.2026 / 10:35
Kapat/(ESC)
Yorum Düzenleme

Yeni Üyeler

  • Tazı_Mum
  • Tazu_Aksam
  • sabahuzakta
  • Sefa
  • İxkan
Kapat/(ESC)
Tavsiye
Adınız:
Sizin eposta adresiniz:
Alıcının eposta adresi:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
İletişim
Adınız:
Eposta adresiniz:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
Rastgele Şiir