Kırmızı Günbatımı
Başlangıcı ve sonu belli olmayan ezel ve ebedin arasında
sıkışıp kalan benliğim,
tarihin sularında yüzmesini bilmeyen bir kayık misali
her yanı vurgun yemiş.
Azrail'in kulağını
gıcırdatan yüreğimde
misketlere renk katan çocuk umudu,
baharı yeni görmüş buğday filizi gibi
boynu bükük sevincim.
Toprak, taş, yaprak?
Yeryüzünde çiçeklerden kurulmuş bir cennet.
Sonbahar yağmurları saçlarımdan süzülür sana doğru,
avuçlarımda bir okyanus dalgası,
kırmızı günbatımı gibi;
dönüşü olmayan bir güneş
geride ağır bir karanlık bırakacak.
Her güzelliği gördüm,
yalnızlığın acı gerçeğini de.
Bedensiz mezar taşları,
ruhları çoktan sönmüş;
gözleri, antika vazoda
kuruyan su damlası gibi esir.
Hiçbir sihirli kelime
onu o sessizlikten çıkaramaz.
Bulutlar ağırlaşmıştır onlar için,
dolu bile esirger
buz gibi yüzeyini.
Ölüm, tek çare kalır,
bir gazete yaprağı gibi
ateşte.
Kapatın kulağınızı sesimin yankısına;
incittiğiniz hayallerim
size doğru yaklaşıyor.
Kırık ve pişkin süratlerinizi görmeyecek,
boş bir âlemde yankım
sessizce kaybolacak.
Geride kocaman bir şey var:
kocaman bir yalan.
Ne kadar arasam az gelir;
bir kitabın adı kadar açık,
içi kadar gizemli.
Yollar tellerle örülü,
tek bir yazgı gibi;
hep yerimde sayarım.
Bir nergiz gördüğümde ağlarım,
bir şehir gördüğümde seni anarım,
kırmızı gün batımında.