ACı GÜLÜŞ
Kül rengine büründü zaman ve her şey soldu,
son dokunuşlar dikenlere sarıldı.
Son sayfalar yenilmişliğin çığlığıyla ağladı,
sarı papatyada taze kurumuş bir gözyaşı kaldı.
Zaman yandıkça daha da ağladı.
Acı gerçeğin ta kendisiydi;
göğsünde açan mor gonca yaprağından akan kandı.
Meğer bazı tebessümler de kurumuş alevlerdi.
O gül, gecenin kırık rüzgârında titredi,
her yer kinli bir fırtınanın gölgesinde savruldu.
Kumdan kaleler yıkıldığında,
düşlerinin içinde
onun bıraktığı damla ışığa sığındım.
Hayat bu kadar acımasızdı;
bazen insan en çok
kalbin gölgelerinde kaybolur.
Saçlarında, yüreğimin küllenmiş kıvılcımlarıyla tütsülenmiş
ince bir koku kaldı.
Aynaya baktığımda
yüzümde ondan kalan bir iz vardı.
Son kez baktım suya,
emanet bıraktım gözlerinin rengine.
Son kez dokundum
ayla karışık yıldız mavisine.
Son kez öptüm gamzelerinden.
Ah bu hayat?
bazı vedalar sessiz olur,
bazıları ise kırık aynalarda parlar uzaklarda.
Ve ben,
son kez hayal ettim seni;
ve anladım,
bazı izler sonsuz bir kıvılcım gibi
kalpte yanar,
ve hiç sönmez.