"Yağmurun Hesabı"
bir yağmur tanesiyiz,
düşerken birbirine değen,
toprağa varınca ayrı yerlere çekilen.
sen bir çiçeğin dibine düştün,
ben yol kenarındaki çatlağa.
aynı buluttan gelmiş olmamız
aynı baharı görmeye yetmedi.
bunu geç öğrendim.
insan sevince dünyanın da
yer açacağını sanıyor.
oysa toprak bile seçiyor neyi içine alacağını.
bir akşam kapıyı örttün.
ses çıkmadı.
ben ayrılığı hep gürültülü sanırdım.
meğer bir ev en sessiz yerinden yıkılırmış.
sonra günler geçti.
çay demledim,
pencereyi açtım,
sokağın sesini dinledim.
her şey yerli yerindeydi de
ben oturduğum yere sığmadım.
neyi elime aldım bir gece.
üfledim.
senden söz etmedim kimseye.
yalnızca nefesim,
dönerken bana ait değildi artık.
be gönül,
her ıslanan yerde çiçek arama.
yağmur taşa da yağar.
suyu sabaha kalmaz diye
ona hiç yağmadı sanırlar.
ben gördüm.
seni beklerken pencere önünde biriken damlaları, sabah olunca hiçbirinin orada kalmadığını.
o gün anladım.
beklemek de bir alışkanlık.
insan,
gelmeyeceğini bildiği birine kapıyı açık bırakabiliyor.
sonra rüzgarı suçluyor ev üşüyünce.
şimdi yağmur başlayınca elimi uzatmıyorum. bırakıyorum,
nereye düşecekse düşsün.
benim payıma ne kaldığını avuç çizgilerimden okumaya yeterince vakit harcadım.
bir yağmur tanesiyiz,
toprağa düşsek de aşk olmuyor her seferinde.
kimi köke karışıyor,
kimi bir çatlakta bekliyor.
yağmur dindi.
sokak kurudu.
yol kenarındaki çatlakta bir damla kaldı.
kimse eğilip bakmadı.
ben onun içinden göğe baktım.
Mustafa Alp