Şiir Defteri

NASIL YAPMALI ?

Yazan: öğretmen
19.02.2024 / 01:52
492 kez görüntülendi
0 yorum yapıldı
Muhalefet, HDP ve Siyasal Yenilenme Arayışı Üzerine Bir Değerlendirme Giriş Türkiye'de siyasal hayat, uzun yıllardır seçimler, ittifaklar, parti içi tartışmalar, liderlik sorunları ve değişim talepleri ekseninde şekillenmektedir. Seçim dönemlerinde siyasi partilerin aldıkları sonuçlar yalnızca sandıktaki oy oranları üzerinden değil, aynı zamanda uyguladıkları politikaların, örgütlenme biçimlerinin, seçmenle kurdukları ilişkinin ve siyasal stratejilerinin bir sonucu olarak değerlendirilmelidir. Daha önceki köşe yazımızda, ülkemizde yaşanan siyasal ve toplumsal sorunlar karşısında ana muhalefet partisi CHP'nin ?Ne yapmalı?? sorusuna yanıt aramaya çalışmıştık. Bu yazımızda ise aynı soruyu, dönemin üçüncü büyük siyasi aktörü konumunda bulunan HDP açısından ele almak istiyoruz. Temel sorumuz şudur: HDP nerede hata yaptı, bu hataların nedenleri nelerdir ve bundan sonraki süreçte nasıl bir siyasal yol izlemelidir? Bu soruların yalnızca HDP açısından değil, Türkiye'deki bütün muhalefet partileri açısından önem taşıdığı açıktır. Çünkü demokratik siyasette seçim sonuçları, siyasi partiler için yalnızca başarı veya başarısızlık göstergesi değildir. Aynı zamanda bir özeleştiri, yenilenme ve yeniden yapılanma fırsatıdır. Değişim Önce Nereden Başlamalı? Türkiye'de muhalefet partilerinin önemli bir bölümü uzun zamandır ?değişim? kavramını gündemlerinde tutmaktadır. Ancak burada temel bir paradoks bulunmaktadır: Değişim talep eden siyasi aktörlerin, değişimin öncelikle kendi siyasal anlayışlarından, örgütlenme biçimlerinden, kadrolarından ve karar alma mekanizmalarından başlaması gerektiğini kabul etmeleri gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, siyasal değişim yalnızca iktidara yönelik bir eleştiri olarak ele alınamaz. Muhalefet partilerinin de kendi politikalarını, seçim stratejilerini, örgütlenme modellerini ve toplumla kurdukları ilişkiyi sorgulamaları gerekir. Demokratik siyaset açısından özeleştiri bir zayıflık değil, aksine siyasal olgunluğun göstergesidir. Bir siyasi parti seçimde beklediği sonucu alamadığında yalnızca seçmeni, diğer partileri, ittifakları veya mevcut siyasal koşulları sorumlu tutmak yerine şu soruları da sormalıdır: Nerede hata yaptık? Seçmen neden bizden uzaklaştı? Örgütlerimizi yeterince dinledik mi? Yerelin beklentilerini doğru okuyabildik mi? Kadrolarımız toplumun değişen ihtiyaçlarına cevap verebiliyor mu? Siyasal söylemimiz toplumun geniş kesimlerine ulaşabiliyor mu? Bu sorulara samimi yanıtlar verilmeden gerçekleştirilecek bir değişim söyleminin kalıcı sonuç üretmesi oldukça güçtür. 2023 Seçimleri ve HDP'nin Durumu 14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023 seçimleri sonrasında HDP'nin ve Yeşil Sol Parti çatısı altında seçimlere katılan siyasi hareketin aldığı sonuçlar, parti içerisinde ciddi bir tartışma ve özeleştiri sürecinin başlamasına neden olmuştur. Seçim sonuçlarının ardından ortaya çıkan tablo, yalnızca oy oranları üzerinden değerlendirilmemelidir. Bu sonuçlar aynı zamanda parti yönetimi, aday belirleme süreçleri, seçim stratejileri, ittifak politikaları, yerel örgütlerin etkinliği ve seçmenle kurulan iletişim açısından da ele alınmalıdır. Bu süreçte dönemin tutuklu eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın yaptığı değerlendirmeler dikkat çekmiştir. Demirtaş, aktif siyaseti bıraktığını açıklarken seçim sonuçlarının değerlendirilmesi gerektiğini ve parti içerisinde kapsamlı bir özeleştiri sürecinin yürütülmesi gerektiğini savunmuştur. Demirtaş'ın açıklamalarında özellikle aday belirleme süreci, seçim stratejisi, parti merkezinin iletişim biçimi, yerel örgütlerin yeterince dikkate alınmaması ve parti kadrolarının niteliği gibi başlıklar öne çıkmıştır. Bu değerlendirmelerin siyasal açıdan önemi, yalnızca bir parti yöneticisinin eleştirisi olmasından kaynaklanmamaktadır. Aynı zamanda bir siyasi hareketin kendi içerisinde demokratik tartışma ve özeleştiri mekanizmalarının ne ölçüde işletildiği sorusunu gündeme getirmektedir. Adaylık ve Seçim Stratejisi Tartışması Demirtaş'ın eleştirilerinden biri, Cumhurbaşkanlığı seçiminde HDP'nin kendi adayını çıkarmaması yönündeki stratejiye ilişkindir. Demirtaş, kendisinin cumhurbaşkanı adayı olmaya hazır olduğunu ve seçimlerin ikinci tura kalması durumunda demokratik siyasete daha fazla katkı sağlayabileceklerini düşündüğünü ifade etmiş; ancak bu önerisinin gerekçe açıklanmadan reddedildiğini belirtmiştir. Bu tartışma, seçim stratejisinin siyasi partiler açısından ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Seçimlerde aday belirlemek yalnızca bir kişinin ismini açıklamak anlamına gelmez. Aday tercihi, partinin seçmenine, ittifaklarına, diğer siyasi aktörlere ve topluma vermek istediği mesajın da bir parçasıdır. Dolayısıyla aday belirleme süreçlerinin mümkün olduğunca şeffaf, katılımcı ve tabanın görüşlerini dikkate alan bir anlayışla yürütülmesi, siyasi partilerin toplumsal meşruiyetini güçlendirebilir. Merkez ve Yerel Örgütler Arasındaki İlişki HDP açısından yapılan eleştiriler arasında yerelin yeterince gözetilmemesi de önemli bir yer tutmaktadır. Siyasi partilerin başarısı yalnızca genel merkezlerde oluşturulan politikalarla belirlenemez. Özellikle yerel seçimlerde örgütlerin, belediye deneyimlerinin, yerel sorunların ve seçmenin günlük yaşamda karşılaştığı sorunların dikkate alınması büyük önem taşımaktadır. Merkezden yerele doğru tek yönlü işleyen bir siyasal örgütlenme modeli, yerel gerçekliklerin gözden kaçırılmasına neden olabilir. Bu nedenle demokratik siyaset açısından güçlü bir yerel örgütlenme, yalnızca seçim dönemlerinde çalışan bir mekanizma olmamalıdır. Parti ile toplum arasındaki bağın sürekliliğini sağlayan, vatandaşın sorunlarını merkeze taşıyan ve çözüm önerileri geliştiren canlı bir demokratik yapı oluşturulmalıdır. Yerelin yeterince dikkate alınmaması, yalnızca teknik bir örgütlenme sorunu değil, aynı zamanda katılımcı demokrasi açısından da değerlendirilmesi gereken bir konudur. Kadrolar ve Siyasal Yenilenme Demirtaş'ın dikkat çektiği bir başka konu ise siyasi hareketin nitelikli ve cesur kadrolara duyduğu ihtiyaçtır. Siyasi partilerde değişim yalnızca genel başkan veya eş genel başkan değişikliğiyle sınırlı tutulmamalıdır. Gerçek bir siyasal yenilenme; kadroların, karar alma mekanizmalarının, örgütlenme biçiminin, politika üretme yöntemlerinin ve toplumla iletişim anlayışının yeniden değerlendirilmesini gerektirir. Siyasi kadroların toplumun farklı kesimleriyle iletişim kurabilmesi, değişen toplumsal talepleri okuyabilmesi ve yeni çözüm önerileri ortaya koyabilmesi önemlidir. Özellikle gençlerin, kadınların, farklı toplumsal kesimlerin ve yerel aktörlerin siyasi karar alma süreçlerine daha fazla katılması, partilerin demokratik niteliğini güçlendirebilir. Bu açıdan siyasal yenilenme, yalnızca isim değişikliği değil; zihniyet, yöntem ve kadro yenilenmesi anlamına gelmelidir. İttifak Politikaları ve TİP Tartışması Seçim sonuçlarının ardından tartışılan konulardan biri de Türkiye İşçi Partisi (TİP) ile ayrı listeyle seçime girilmesi meselesidir. Seçim ittifaklarının başarıya ulaşabilmesi için yalnızca matematiksel oy hesabı yeterli değildir. İttifakların ortak hedeflerinin, politikalarının, seçmen tabanlarının ve birbirleriyle kurdukları ilişkinin de dikkate alınması gerekir. Aynı siyasi zeminde bulunan veya benzer toplumsal kesimlere hitap eden partilerin ayrı liste tercihleri, seçim sisteminin niteliğine bağlı olarak temsil açısından farklı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle seçim stratejileri belirlenirken yalnızca kısa vadeli parti çıkarları değil, ortak demokratik hedefler ve seçmen davranışları da dikkate alınmalıdır. Olağanüstü Kongre ve Değişim Arayışı Seçim sonuçlarının ardından HDP yönetiminin olağanüstü kongre kararı alması, parti içerisinde değişim ve yenilenme arayışının önemli bir göstergesi olmuştur. Dönemin Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar'ın yeni dönemde aday olmayacaklarını açıklamaları da bu sürecin bir parçası olarak değerlendirilmiştir. HDP Sözcüsü Ebru Günay'ın yaptığı açıklamalarda ise eleştiri ve özeleştiri sürecinin önemine vurgu yapılmış; parti içerisinde halkın beklentileri doğrultusunda kapsamlı bir değerlendirme yürütüldüğü belirtilmiştir. Burada önemli olan nokta, kongrenin yalnızca yönetim değişikliğine indirgenmemesidir. Eğer amaç gerçekten siyasal yenilenmeyse, kongre sürecinin parti politikalarının, örgütlenme modelinin, kadro yapısının, yerel siyaset anlayışının ve ittifak stratejisinin bütünlüklü biçimde ele alındığı bir platforma dönüşmesi gerekir. Değişim Sadece İsim Değişikliği Olmamalıdır Siyasi partiler açısından değişimin en önemli tehlikelerinden biri, değişimi yalnızca yönetici değişikliği olarak görmektir. Oysa aynı anlayış, aynı karar alma biçimi ve aynı siyasal yöntem devam ettiği sürece yalnızca yöneticilerin değişmesi, sorunun özünü ortadan kaldırmayabilir. Gerçek değişim; Parti tabanının daha fazla söz sahibi olmasını, Yerel örgütlerin güçlendirilmesini, Gençlerin ve kadınların karar alma mekanizmalarına daha fazla katılmasını, Aday belirleme süreçlerinin demokratikleştirilmesini, Seçmenle iletişimin güçlendirilmesini, Siyasal söylemin toplumun geniş kesimlerine ulaşabilecek biçimde yeniden değerlendirilmesini, İttifak politikalarının uzun vadeli hedefler doğrultusunda belirlenmesini, Eleştiri ve özeleştirinin kurumsal hâle getirilmesini gerektirmektedir. Dolayısıyla değişim, yalnızca bir seçimden diğerine kadar sürdürülen geçici bir hazırlık olmamalıdır. Siyasal partilerin sürekli kendisini yenileyebildiği demokratik bir kültür oluşturulmalıdır. Yerel Seçimler ve Muhalefetin Geleceği 2024 yerel seçimleri öncesinde siyasi partilerin önünde önemli bir sınav bulunmaktadır. Özellikle büyükşehir belediyeleri açısından seçim stratejileri, muhalefet partilerinin kendi aralarındaki ilişkileri ve seçmen tabanlarının davranışları belirleyici olacaktır. HDP'nin kendi adaylarını çıkarma yönündeki açıklaması da bu açıdan değerlendirilmelidir. Bir siyasi partinin kendi adaylarıyla seçime girme kararı demokratik açıdan elbette meşru bir tercihtir. Ancak seçimlerin siyasal sonuçları yalnızca parti bazında değil, ittifaklar ve seçmen davranışları açısından da değerlendirilmelidir. Muhalefet partilerinin birbirleriyle rekabet ederken ortak demokratik hedeflerini de göz önünde bulundurmaları, özellikle büyükşehirlerde seçim sonuçlarını doğrudan etkileyebilecek bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Sonuç: ?Nasıl Yapmalı?? Sorusu Sonuç olarak ?Nasıl yapmalı?? sorusunun yanıtı yalnızca HDP açısından değil, Türkiye'deki bütün muhalefet partileri açısından önem taşımaktadır. Seçim başarısızlığının ardından yapılması gereken ilk şey, sorumluluğu yalnızca dış faktörlerde aramak değil, samimi bir özeleştiri yapmaktır. HDP açısından değerlendirildiğinde; aday belirleme süreçleri, yerelin yeterince dikkate alınıp alınmadığı, parti merkezi ile taban arasındaki iletişim, kadroların niteliği, ittifak politikaları ve seçim stratejileri yeniden değerlendirilmesi gereken başlıca konular olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu durum yalnızca HDP için geçerli değildir. CHP başta olmak üzere bütün muhalefet partilerinin de kendi politikalarını ve seçim stratejilerini sorgulaması gerekmektedir. Çünkü demokrasi yalnızca iktidarın değişmesi talebinden ibaret değildir. Demokrasi aynı zamanda siyasi partilerin kendi içerisinde demokratik işleyişi geliştirmesi, seçmeni dinlemesi, eleştiriye açık olması ve gerektiğinde kendi hatalarını kabul edebilmesidir. Bu nedenle değişim talebinin ilk adresi siyasi partilerin kendileri olmalıdır. Değişim, başkasından beklenmeden önce insanın ve kurumun kendisinden başlamalıdır. Yerel seçimlere giderken siyasi partilerin geçmiş seçimlerden gerekli dersleri çıkarmaları, aynı hataları tekrarlamamaları ve toplumun beklentilerini doğru okuyabilmeleri büyük önem taşımaktadır. Aksi durumda özellikle büyükşehirler başta olmak üzere daha önce kazanılmış belediyelerin kaybedilmesi ihtimali ortaya çıkabilir. Sonuçta sandık, siyasi partilerin niyetlerini değil, seçmenin tercihlerini ortaya koyar. Bu nedenle siyasi partilerin kendilerine sorması gereken en temel soru belki de şudur: ?Biz ne istiyoruz?? sorusundan önce, ?Halk bizden ne istiyor?? sorusunu gerçekten soruyor muyuz? Bu soruya samimi bir yanıt verilebildiği ölçüde siyasal yenilenmenin önü açılabilir. Türkiye'nin demokratik geleceği açısından ihtiyaç duyulan şey; kişisel hesapların, dar parti çıkarlarının ve kısa vadeli seçim stratejilerinin ötesinde, toplumun geniş kesimlerini kucaklayan, katılımcı, çoğulcu, özgürlükçü ve demokratik bir siyasal anlayışın geliştirilmesidir. Değişim kaçınılmazsa, değişimin nereden başlayacağını doğru belirlemek gerekir. Ve belki de bütün mesele, yıllardır sorduğumuz o sorunun cevabında saklıdır: Nasıl yapmalı? Cevap açıktır: Önce kendimizden başlamalı, hatalarımızı kabul etmeli, halkı dinlemeli, yenilenmeli ve aynı hataları yeniden yapmamalıyız. Muzaffer Kalaba
Düzenleme: 05.08.2026 / 20:55
Kapat/(ESC)
Yorum Düzenleme

Yeni Üyeler

  • MahzungülünŞifası
  • sevvalgnd
  • _MaHzUn_
  • ozantmw
  • AdemMutlu
Kapat/(ESC)
Tavsiye
Adınız:
Sizin eposta adresiniz:
Alıcının eposta adresi:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
İletişim
Adınız:
Eposta adresiniz:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
Rastgele Şiir