Şiir Defteri

MERSİN VE DEPREM GERÇEĞİ

Yazan: öğretmen
23.06.2023 / 02:43
440 kez görüntülendi
0 yorum yapıldı
Afet Yönetimi, Toplumsal Dayanışma ve Kamu Sorumluluğu Üzerine Bir Değerlendirme Giriş Türkiye, jeolojik yapısı nedeniyle tarih boyunca çok sayıda büyük depremle karşı karşıya kalmış bir ülkedir. Ancak depremlerin meydana gelmesi doğal bir süreç olmakla birlikte, bu doğal olayların büyük ölçekli can ve mal kayıplarına dönüşmesi yalnızca doğanın bir sonucu olarak açıklanamaz. Deprem riskinin önceden belirlenmesi, yapıların güvenli biçimde inşa edilmesi, kentlerin afetlere dayanıklı hâle getirilmesi, arama-kurtarma kapasitesinin geliştirilmesi ve afet sonrasında etkin bir koordinasyon mekanizmasının işletilmesi, kayıpların azaltılmasında belirleyici unsurlardır. 6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş'ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri merkezli olarak meydana gelen iki büyük deprem, Türkiye'nin yakın tarihindeki en ağır doğal afetlerden biri olarak toplumsal hafızada derin izler bırakmıştır. Çok sayıda ilimizi doğrudan etkileyen bu depremler, yalnızca yıkılan binalarla sınırlı kalmamış; milyonlarca insanın yaşam koşullarını, barınma imkânlarını ve geleceğe ilişkin beklentilerini de derinden etkilemiştir. Depremin ardından 21 Şubat 2023 tarihinde Hatay'ın Defne ilçesinde meydana gelen 6,4 ve Samandağ ilçesinde meydana gelen 5,8 büyüklüğündeki depremler ise bölgede yaşanan travmayı daha da ağırlaştırmıştır. Böylece ilk depremlerin yarattığı büyük yıkımın ardından yeni sarsıntıların ortaya çıkması, depremzedelerin yaşadığı korku ve belirsizliği artırmıştır. Bu büyük afetin etkilediği kentlerden biri de Mersin olmuştur. Mersin, hem coğrafi yakınlığı hem de deprem bölgesinden yoğun göç alması nedeniyle afetin doğrudan ve dolaylı sonuçlarını aynı anda yaşayan kentlerden biri hâline gelmiştir. Mersin'in Deprem Gerçeği Mersin, 6 Şubat depremlerinin ardından meydana gelen sarsıntıları yoğun biçimde hissetmiş; kentte yaşayan yurttaşlar büyük bir kaygı ve korku yaşamıştır. Deprem sonrasında oluşan psikolojik atmosfer nedeniyle birçok kişi geceleri evlerinde kalmak yerine açık alanlarda ve araçlarında gecelemek zorunda kalmıştır. Ancak Mersin'in depremle ilişkisi yalnızca kendi sınırları içinde hissedilen sarsıntılarla sınırlı değildir. Deprem bölgesine coğrafi olarak yakın olması nedeniyle kent, daha ilk saatlerden itibaren arama-kurtarma ve yardım çalışmalarının önemli merkezlerinden biri hâline gelmiştir. Mersin'deki kamu kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve gönüllüler, deprem bölgesine yönelik yardım çalışmalarında önemli sorumluluklar üstlenmiştir. Arama-kurtarma ekiplerinin bölgeye sevk edilmesinden insani yardım malzemelerinin ulaştırılmasına kadar birçok alanda Mersin'in katkısı görülmüştür. Daha da önemlisi, deprem sonrasında yüz binlerce depremzedenin Mersin'e yerleşmek zorunda kalması, kentin afet yönetimi açısından ikinci bir sınavla karşı karşıya kalmasına neden olmuştur. Yaklaşık 350-400 bin civarında depremzedenin Mersin'e gelmesi, başta barınma olmak üzere gıda, sağlık, eğitim, ulaşım ve sosyal destek gibi alanlarda ciddi bir kapasite ihtiyacı doğurmuştur. Mersin Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere ilçe belediyeleri, kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve gönüllüler; çadır, yemek, battaniye, gıda, barınma ve çeşitli temel ihtiyaçların karşılanması konusunda yoğun çalışmalar yürütmüştür. Bu süreç, yerel yönetimlerin yalnızca kendi kentlerinin sorunlarıyla değil, büyük ölçekli bölgesel afetlerin sonuçlarıyla da mücadele etmek zorunda kalabileceğini göstermiştir. Deprem Doğal Bir Olaydır; Büyük Yıkım Kaçınılmaz Değildir Deprem, önlenmesi mümkün olmayan doğal bir jeolojik olaydır. Ancak depremin kendisi ile deprem sonucunda meydana gelen can ve mal kayıplarını birbirinden ayırmak gerekir. Depremin meydana gelmesini engellemek mümkün değildir; buna karşılık depremin yıkıcı sonuçlarını azaltmak mümkündür. Bunun yolu ise bilimsel verilere dayalı şehircilik politikalarından, sağlam yapılaşmadan, etkili denetim mekanizmalarından, doğru afet planlamasından ve güçlü bir kamu yönetiminden geçmektedir. Deprem riski yüksek ülkelerde uygulanan başarılı örnekler göstermektedir ki yapı güvenliği, zemin etütleri, imar planları, erken uyarı sistemleri, acil müdahale kapasitesi ve toplumun afet bilinci birlikte ele alındığında can ve mal kayıplarının önemli ölçüde azaltılması mümkündür. Bu nedenle büyük depremlerin ardından yaşanan yıkımı yalnızca "doğal afet" kavramıyla açıklamak yeterli değildir. Afetin büyüklüğü kadar, toplumun ve devlet kurumlarının afete ne ölçüde hazır olduğu da sorgulanmalıdır. "Deprem kaderdir" anlayışının, alınması gereken önlemlerin yerine geçirilmesi doğru değildir. Kader veya kaçınılmazlık kavramı, bilimsel tedbirlerin ve kamusal sorumluluğun ortadan kaldırılmasının gerekçesi hâline getirilmemelidir. Asıl mesele, deprem gerçeğini bilerek kentleri ve yapıları buna göre hazırlamaktır. Afetlerde Uluslararası Dayanışmanın Önemi 6 Şubat depremleri, aynı zamanda uluslararası dayanışmanın önemini de ortaya koymuştur. Dünyanın farklı ülkelerinden arama-kurtarma ekipleri Türkiye'ye gelmiş, enkaz çalışmalarına katılmış ve insani yardım faaliyetlerine destek vermiştir. Bu durum, zaman zaman kullanılan "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" şeklindeki genellemeci anlayışın günümüz dünyasının gerçekleriyle bağdaşmadığını göstermektedir. Afetler, insanlığın ortak sorunlarıdır ve böylesi büyük felaketlerde uluslararası dayanışma son derece değerlidir. Deprem sonrasında farklı ülkelerden gelen arama-kurtarma ekiplerinin Türkiye'deki çalışmalara katılması, insani dayanışmanın milliyet, sınır ve kimlik farklılıklarının ötesine geçebildiğini göstermiştir. Bu nedenle afet yönetiminde uluslararası iş birliğinin geliştirilmesi, yalnızca diplomatik ilişkiler açısından değil, insan hayatının korunması bakımından da önem taşımaktadır. Kızılay ve Çadır Tartışması Deprem sonrasında kamuoyunda en fazla tartışılan konulardan biri de çadırların temini ve dağıtımı konusunda yaşanan gelişmeler olmuştur. Bu tartışmalar kapsamında AHBAP tarafından yapılan açıklamada, Kızılay'ın iştiraki olan Kızılay Çadır ve Tekstil A.Ş. ile görüşüldüğü ve ellerinde bulunan 2.050 çadırın satın alınarak deprem bölgesine gönderildiği ifade edilmiştir. Açıklamaya göre Erzincan'dan 1.232 çadır Adıyaman ve Kahramanmaraş'a, Ankara'dan 918 çadır ise Hatay'a gönderilmek üzere sevk edilmiştir. AHBAP kurucusu Haluk Levent de yaptığı açıklamalarda, depremzedelerin acil barınma ihtiyacının bulunduğu bir ortamda çadırların satın alınarak bölgeye gönderildiğini, işlemlerin hukuki çerçevede gerçekleştirildiğini ve çadırların AFAD'a doğrudan teslim edilmesinden ziyade AFAD'ın gösterdiği alanlarda çadır kentlerin kurulmasına katkı sağlandığını ifade etmiştir. Burada üzerinde durulması gereken temel mesele, yalnızca belirli bir kurum veya kuruluşun yaptığı işlemin hukuki olup olmadığı değildir. Asıl mesele, afet anında kamu kurumlarının sahip olduğu kaynakların hangi amaçla, hangi hızla ve hangi yöntemle kullanılacağıdır. Çadır, gıda, su, sağlık hizmeti ve barınma gibi temel ihtiyaçların afetin ilk saatlerinde karşılanması, afet yönetiminin en kritik aşamasıdır. Dolayısıyla kamuoyunda oluşan tartışmaların sağlıklı biçimde değerlendirilebilmesi için kurumların görev ve sorumluluklarının, mevcut kaynakların niteliğinin ve karar alma süreçlerinin şeffaf biçimde ortaya konulması gerekir. Siyasi Partilerin Eleştirileri ve Kamu Yönetimi Tartışması Çadır meselesi, muhalefet partileri tarafından da sert biçimde eleştirilmiştir. Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, depremzedelerin çadır beklediği bir dönemde Kızılay'ın çadır satışı gerçekleştirmesini eleştirerek bunun kamu yararı ve afet yönetimi açısından kabul edilemeyeceğini savunmuştur. CHP Sözcüsü Faik Öztrak ise Kızılay'ın sivil toplum kuruluşlarına çadır satmasını eleştirerek, yardım amacıyla faaliyet gösteren bir kurumun afet sırasında ticari bir kuruluş gibi hareket etmesinin kamu yönetimi bakımından ciddi biçimde sorgulanması gerektiğini ifade etmiştir. İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu da olağanüstü hâl koşullarının yaşandığı bir deprem felaketinin ardından mevcut çadırların başka kuruluşlara satılmasının afet yönetiminin hedefleri ve etik-hukuki değerler bakımından değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Söz konusu açıklamalar farklı siyasi aktörlerin değerlendirmelerini yansıtmaktadır. Ancak konunun siyasal tartışmaların ötesinde ele alınması gereken bir yönü de bulunmaktadır: Afet dönemlerinde kamu kaynaklarının kullanımı, kurumların görev tanımları, yardım kuruluşlarının işlevleri ve karar alma süreçleri mümkün olduğunca şeffaf olmalıdır. Çünkü afet dönemlerinde toplumun en temel ihtiyacı yalnızca yardım değil, aynı zamanda güven duygusudur. Yurttaşların kamu kurumlarına güvenebilmesi için kaynakların nasıl kullanıldığı konusunda açık, anlaşılır ve denetlenebilir bir yönetim anlayışının bulunması gerekir. Gecikmiş Müdahale Sorunu 6 Şubat depremleri sonrasında en fazla tartışılan konulardan biri de arama-kurtarma ve yardım çalışmalarının bazı bölgelerde yeterince hızlı başlayıp başlamadığıdır. Depremin hemen ardından kara yollarının zarar görmesi, hava koşulları, ulaşım altyapısındaki sorunlar ve çok geniş bir coğrafyada aynı anda yıkım meydana gelmesi müdahaleyi zorlaştıran faktörler olarak değerlendirilebilir. Bu gerekçelerin bir bölümünün gerçek ve nesnel koşullara dayandığı açıktır. Ancak afet yönetiminin temel amacı zaten böylesi olağanüstü koşullara önceden hazırlıklı olmaktır. Deprem riski yüksek olan bir ülkede ulaşım yollarının zarar görmesi, iletişim altyapısının aksaması veya çok sayıda kentin aynı anda etkilenmesi ihtimali afet planlarının temel unsurları arasında bulunmalıdır. Dolayısıyla yalnızca "yollar kapalıydı" veya "koşullar zordu" şeklindeki açıklamalar, afet yönetiminin bütününü açıklamak için yeterli değildir. Kara ulaşımının aksaması durumunda hava ve deniz ulaşımının devreye sokulması, alternatif güzergâhların önceden belirlenmesi, bölgesel lojistik merkezlerin oluşturulması ve arama-kurtarma kapasitesinin afet öncesinde hazır tutulması gerekir. Burada temel soru şudur: Deprem olduktan sonra ne yaptık? sorusundan daha önemlisi, Deprem olmadan önce ne yaptık ve ne kadar hazırdık? sorusudur. Sonuç: Depremle Değil, Hazırlıksızlıkla Mücadele 6 Şubat 2023 depremleri, Türkiye'nin deprem gerçeğini bir kez daha bütün ağırlığıyla ortaya koymuştur. Mersin açısından ise bu süreç, kentin hem deprem riskiyle hem de başka kentlerden gelen yüz binlerce depremzedenin ihtiyaçlarıyla aynı anda mücadele etmek zorunda kaldığını göstermiştir. Mersin'in deprem bölgesine yönelik arama-kurtarma, lojistik ve insani yardım çalışmalarına katkı sunması; yerel yönetimlerin, kamu kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve gönüllülerin dayanışma içinde hareket etmesinin önemini ortaya koymuştur. Ancak bu dayanışmanın sürdürülebilir olması için afet yönetiminin yalnızca kriz dönemlerinde ortaya çıkan geçici bir faaliyet olarak değil, sürekli ve kurumsal bir kamu politikası olarak ele alınması gerekmektedir. Türkiye'nin deprem gerçeği artık ertelenemez bir konudur. Yeni depremler meydana gelmeden önce riskli yapıların belirlenmesi, yapı denetiminin güçlendirilmesi, bilimsel ve güvenli kentleşme politikalarının uygulanması, toplanma alanlarının korunması, lojistik ve sağlık kapasitesinin artırılması ve yerel yönetimlerle merkezi yönetim arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi zorunludur. Depremi önlemek mümkün olmayabilir; fakat depremin felakete dönüşmesini büyük ölçüde önlemek mümkündür. Bu nedenle deprem gerçeğine yaklaşımımız "deprem olduğunda ne yapacağız?" sorusuyla sınırlı kalmamalıdır. Asıl sorumuz, "Deprem olmadan önce ne yapmalıyız?" olmalıdır. Çünkü bilimsel gerçekler bize açıkça göstermektedir ki büyük depremler doğal olaylardır; ancak büyük yıkımların önemli bir bölümü hazırlıksızlığın, denetimsizliğin, yanlış kentleşmenin ve kurumsal koordinasyon eksikliğinin sonucudur. Mersin'in ve Türkiye'nin geleceği açısından yapılması gereken, depremi yalnızca yaşandığında hatırlanan bir felaket olarak değil, her gün dikkate alınması gereken bir kamu güvenliği ve toplumsal sorumluluk meselesi olarak görmektir. Deprem gerçeğiyle yüzleşmenin yolu korkudan değil, bilimden; kaderci yaklaşımlardan değil, hazırlıktan; günü kurtaran uygulamalardan değil, uzun vadeli ve sürdürülebilir kamu politikalarından geçmektedir. Muzaffer Kalaba 04.08.2023
Düzenleme: 09.08.2026 / 01:57
Kapat/(ESC)
Yorum Düzenleme

Yeni Üyeler

  • MahzungülünŞifası
  • sevvalgnd
  • _MaHzUn_
  • ozantmw
  • AdemMutlu
Kapat/(ESC)
Tavsiye
Adınız:
Sizin eposta adresiniz:
Alıcının eposta adresi:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
İletişim
Adınız:
Eposta adresiniz:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
Rastgele Şiir