Şiir Defteri

GAZZE'DE KATLİAM

Yazan: öğretmen
15.03.2024 / 18:32
504 kez görüntülendi
0 yorum yapıldı
Savaşın Gölgesinde Siviller, Hastaneler ve Uluslararası Hukukun Sınavı Ortadoğu, uzun yıllardır siyasi çatışmaların, işgallerin, savaşların ve insani krizlerin yaşandığı bir coğrafya olma özelliğini korumaktadır. Suriye, Irak, İran, Lübnan, Afganistan ve özellikle İsrail-Filistin meselesi, bölgedeki istikrarsızlığın farklı dönemlerde yeniden ortaya çıkmasına neden olmuştur. Filistin sorunu ise yalnızca bölgesel değil, uluslararası boyutları olan ve çözümü yıllardır ertelenen temel sorunlardan biri olarak varlığını sürdürmektedir. Geçtiğimiz haftaki yazımızda Hamas'ın 7 Ekim 2023 tarihinde İsrail'e yönelik saldırısı sonrasında başlayan savaşın bölge açısından yaratabileceği sonuçlara değinmiştik. Aradan geçen kısa süre içerisinde yaşanan gelişmeler, savaşın yalnızca askerî unsurları değil, doğrudan doğruya sivil halkın yaşamını da hedef alan ağır bir insani krize dönüşebileceği yönündeki kaygıları daha da artırmıştır. Bu bağlamda Gazze'deki El-Ehli Baptist Hastanesi'nde meydana gelen patlama, savaşın en tartışmalı ve en acı olaylarından biri olarak dünya kamuoyunun gündemine gelmiştir. HASTANE SALDIRISI VE KARŞILIKLI İDDİALAR 17 Ekim 2023 tarihinde Gazze'deki El-Ehli Baptist Hastanesi'nde meydana gelen patlamanın ardından Filistinli sağlık yetkilileri yüzlerce kişinin hayatını kaybettiğini açıklamıştır. Hamas ise saldırı sonucunda yaklaşık 500 kişinin yaşamını yitirdiğini ileri sürmüştür. İsrail makamları ise hastanenin İsrail tarafından bombalanmadığını, Gazze'den atılan ve hedefe ulaşmadan düşen bir roketin patlamaya neden olduğunu savunmuştur. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da olaydan Gazze'deki İslami Cihad örgütünü sorumlu tutmuştur. Dolayısıyla olayın hemen ardından ortaya çıkan açıklamalar birbirinden farklı olmuş, saldırının nasıl gerçekleştiği konusunda taraflar karşılıklı suçlamalarda bulunmuştur. Böyle bir ortamda özellikle savaş koşullarında yayılan bilgilerin bağımsız biçimde doğrulanmasının ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Ancak olayın teknik sorumluluğuna ilişkin tartışmaların ötesinde üzerinde durulması gereken temel gerçek şudur: Hastaneler, sağlık çalışanları ve tedavi görmekte olan siviller savaşın tarafı değildir. Uluslararası insancıl hukukun temel ilkelerinden biri de sivillerin ve sivil sağlık kuruluşlarının korunmasıdır. Bu nedenle hastanelerin zarar görmesi veya hastanelerde tedavi gören insanların yaşamını yitirmesi, savaşın en ağır insani sonuçlarından biri olarak değerlendirilmelidir. SAVAŞIN ORTASINDA HASTANELERİN ÖNEMİ Hastaneler yalnızca sağlık hizmeti sunan binalar değildir. Savaş ve çatışma ortamlarında hastaneler, yaralıların, çocukların, yaşlıların ve yaşamını sürdürmek için tıbbi yardıma ihtiyaç duyan insanların son sığınaklarından biridir. Bu nedenle bir hastanenin saldırıya uğraması, yalnızca insanların yaşam hakkını değil, toplumun sağlık hizmetlerine erişim hakkını da doğrudan etkiler. Gazze'de yaşanan gelişmeler, sağlık sisteminin savaş koşullarında ne kadar kırılgan hâle gelebildiğini göstermiştir. Elektrik, yakıt, temiz su, ilaç ve tıbbi malzeme yetersizliği, hastanelerin faaliyetlerini sürdürmesini güçleştiren başlıca sorunlar hâline gelmiştir. Savaşın gerçek yüzü burada ortaya çıkmaktadır: Ölüm, yaralanma, açlık, susuzluk, yoksulluk, korku, göç ve gözyaşı? Savaşın en ağır bedelini çoğu zaman karar alma mekanizmalarında bulunmayan siviller ödemektedir. ULUSLARARASI TOPLUMUN TEPKİLERİ El-Ehli Baptist Hastanesi'nde yaşanan patlamanın ardından dünyanın farklı ülkelerinden ve uluslararası kuruluşlardan çeşitli açıklamalar gelmiştir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, 7 Ekim'de Hamas tarafından İsrail'de sivillere yönelik gerçekleştirilen saldırıları kınarken, bu saldırıların Filistin halkının topluca cezalandırılmasını haklı gösteremeyeceğini vurgulamıştır. Bu yaklaşım, savaş hukukunun temel prensiplerinden biri açısından önem taşımaktadır. Bir grubun gerçekleştirdiği saldırının sorumluluğunun, o grubun ait olduğu toplumdaki bütün sivillere yüklenmesi kabul edilemez. Sivillerin topluca cezalandırılması, uluslararası hukuk bakımından ciddi sorunlar doğurur. Rusya, Almanya, Kanada, Mısır ve İran başta olmak üzere çeşitli ülkelerden de hastane saldırısına ilişkin farklı açıklamalar yapılmış; sivillerin korunması ve uluslararası insancıl hukuka uyulması çağrıları yinelenmiştir. Kanada Başbakanı Justin Trudeau, hastanelerin hedef alınmasının kabul edilemez olduğunu ve savaşlarda uluslararası hukuk kurallarına uyulması gerektiğini belirtmiştir. Almanya Başbakanı Olaf Scholz da hayatını kaybeden ve yaralanan siviller nedeniyle duyduğu üzüntüyü ifade etmiştir. Bütün bu açıklamalar farklı siyasi bakış açılarına sahip devletlerin dahi ortak bir noktada buluşması gerektiğini göstermektedir: Sivillerin yaşam hakkı korunmalıdır. TÜRKİYE'DEKİ TEPKİLER Gazze'deki hastane saldırısının ardından Türkiye'de de geniş yankı uyandıran tepkiler ortaya çıkmıştır. Türkiye'de hayatını kaybedenler için üç günlük ulusal yas ilan edilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde çeşitli siyasi parti gruplarının ortak bildirisinde, yaşananların durdurulması için dünya parlamentolarının sorumluluk almaları çağrısı yapılmıştır. Siyasi partiler de farklı açıklamalarla saldırıyı kınamış; sivillerin yaşam hakkının korunması, Gazze'deki ablukanın sona erdirilmesi ve savaşın durdurulması yönünde çağrılarda bulunmuştur. Bu açıklamalar, Türkiye'deki siyasi farklılıkların ötesinde, sivil insanların savaşın hedefi hâline gelmesine karşı ortak bir duyarlılığın bulunduğunu göstermesi bakımından önemlidir. FİLİSTİN SORUNU SADECE BUGÜNÜN SORUNU DEĞİLDİR Gazze'de yaşananları yalnızca 7 Ekim 2023 sonrasında başlayan gelişmeler üzerinden değerlendirmek, Filistin meselesinin tarihsel arka planını göz ardı etmek anlamına gelir. Filistin sorunu; toprak, egemenlik, güvenlik, yerinden edilme, işgal, yerleşim politikaları, Kudüs'ün statüsü, mültecilerin durumu ve Filistin halkının kendi geleceğini belirleme hakkı gibi çok sayıda başlığı içinde barındıran karmaşık bir sorundur. Bu nedenle kalıcı çözüm yalnızca askerî yöntemlerle sağlanamaz. Askerî güç kullanımı yeni ölümler, yeni yaralanmalar, yeni göçler ve yeni travmalar yaratabilir. Oysa kalıcı barışın temelinde insan hakları, hukuk, adalet, güvenlik ve siyasi çözüm bulunmalıdır. SAVAŞIN EN BÜYÜK MAĞDURLARI ÇOCUKLAR VE SİVİLLERDİR Gazze'deki gelişmelerin en acı taraflarından biri de çocukların ve diğer sivillerin yaşadığı travmalardır. Bir çocuk için evinin yıkılması, ailesinden birini kaybetmesi, okulunun veya hastanesinin zarar görmesi yalnızca bugünün acısı değildir. Bu tür travmalar, bireyin gelecekteki psikolojik ve sosyal yaşamında da derin izler bırakabilir. Savaş yalnızca insanları öldürmez; şehirleri, hastaneleri, okulları, ekonomik yapıyı, kültürel mirası ve toplumsal güven duygusunu da tahrip eder. Bu nedenle savaşın maliyetini yalnızca kaybedilen insan sayısıyla ölçmek yeterli değildir. Savaşın kuşaklar boyunca devam edebilecek sosyal ve psikolojik sonuçları da dikkate alınmalıdır. ULUSLARARASI TOPLUMUN SORUMLULUĞU Gazze'de yaşananlar karşısında uluslararası toplumun görevi yalnızca açıklama yapmakla sınırlı kalmamalıdır. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kuruluşların temel görevi, sivillerin korunması, insani yardımın ulaştırılması, sağlık hizmetlerinin devam ettirilmesi ve uluslararası hukuk kurallarının uygulanmasını sağlamaktır. Burada devletlerin siyasi çıkarları ile insan yaşamı arasındaki öncelik meselesi de ortaya çıkmaktadır. Eğer uluslararası hukuk yalnızca güçlü devletlerin çıkarları söz konusu olduğunda hatırlanır, güçsüz toplumların yaşadığı ihlaller karşısında sessiz kalınırsa, uluslararası hukuk düzenine duyulan güven ciddi biçimde zedelenir. İnsan hakları evrensel ise, nerede ve kim tarafından ihlal edildiğine bakılmaksızın savunulmalıdır. İsrail'deki sivillerin yaşam hakkı ne kadar değerliyse Gazze'deki sivillerin yaşam hakkı da aynı ölçüde değerlidir. Bir insanın milliyeti, dini, dili veya siyasi görüşü onun yaşam hakkının değerini değiştiremez. SONUÇ: SAVAŞIN KAZANANI OLMAZ Gazze'de yaşananlar yalnızca Filistinlilerin veya İsraillilerin sorunu olarak görülmemelidir. Bu gelişmeler, bütün insanlığın vicdanını ve uluslararası hukuk düzenini ilgilendiren bir insanlık meselesidir. Hamas'ın sivillere yönelik saldırıları nasıl kabul edilemezse, sivillerin topluca cezalandırılması, hastanelerin ve sivil altyapının zarar görmesi, insanların temel ihtiyaçlardan mahrum bırakılması ve masum insanların yaşamını yitirmesi de aynı şekilde kabul edilemez. İnsan haklarının evrenselliği tam da burada anlam kazanmaktadır. Bir yerde işlenen haksızlığa karşı çıkarken başka bir yerdeki haksızlığı görmezden gelmek, insan haklarının evrensel niteliğiyle bağdaşmaz. Ortadoğu'nun geleceği daha fazla savaşla değil; daha fazla hukuk, demokrasi, insan hakları, diplomasi ve adaletle şekillenmelidir. Çünkü savaşın gerçek yüzü bellidir: Açlık, yokluk, yoksulluk, ölüm, acı ve gözyaşı? Bu nedenle yıllardır söylenen bir söz bugün de önemini korumaktadır: En kötü barış, en iyi savaştan daha değerlidir. Dileğimiz; Gazze'de, Filistin'de, İsrail'de ve bütün Ortadoğu'da silahların susması, sivillerin korunması, çocukların yeniden okullarına dönebilmesi ve insanların korku içinde değil, barış ve güven içinde yaşayabilmesidir. İnsanlığın ortak geleceği için yapılması gereken, savaşın değil barışın tarafında olmaktır. Muzaffer Kalaba
Düzenleme: 05.08.2026 / 22:57
Kapat/(ESC)
Yorum Düzenleme

Yeni Üyeler

  • MahzungülünŞifası
  • sevvalgnd
  • _MaHzUn_
  • ozantmw
  • AdemMutlu
Kapat/(ESC)
Tavsiye
Adınız:
Sizin eposta adresiniz:
Alıcının eposta adresi:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
İletişim
Adınız:
Eposta adresiniz:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
Rastgele Şiir