Şiir Defteri

FESİH KARARI VE SONRASI GELİŞMELER

Yazan: öğretmen
27.05.2025 / 02:35
418 kez görüntülendi
0 yorum yapıldı
FESİH KARARI VE SONRASI GELİŞMELER: TÜRKİYE'DE ÇATIŞMA, BARIŞ GİRİŞİMLERİ VE DEMOKRATİK ÇÖZÜM ARAYIŞLARI Öz Türkiye'de yaklaşık yarım asırdır devam eden PKK-Türkiye çatışması, yalnızca güvenlik alanında değil; siyaset, hukuk, ekonomi, toplumsal ilişkiler ve bölgesel dengeler üzerinde de önemli sonuçlar doğurmuştur. Çatışmanın sona erdirilmesine yönelik farklı dönemlerde çeşitli girişimler gerçekleştirilmiş; ancak bu girişimlerin önemli bir bölümü kalıcı bir sonuca ulaşamamıştır. 2024 yılının sonlarında Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Abdullah Öcalan'a yönelik çağrısı ile başlayan ve 27 Şubat 2025 tarihinde Öcalan'ın ?Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı? ile devam eden süreç, 5?7 Mayıs 2025 tarihlerinde gerçekleştirilen PKK 12. Kongresi sonrasında örgütün kendisini feshetme ve silahlı mücadele yöntemini sona erdirme kararını açıklamasıyla yeni bir aşamaya taşınmıştır. Bu çalışmada PKK'nin kuruluşundan günümüze kadar geçen süreç tarihsel bir perspektifle ele alınmakta; 1993, 1999?2002 ve 2012?2015 dönemlerindeki barış girişimleri ile 2024?2025 süreci karşılaştırılmaktadır. Çalışmanın temel amacı, fesih kararının Türkiye'nin demokratikleşmesi, toplumsal barışın güçlendirilmesi ve bölgesel istikrar bakımından ortaya çıkardığı fırsatları ve karşı karşıya bulunduğu sorunları değerlendirmektir. 1. GİRİŞ Türkiye'nin yakın siyasi tarihinde en uzun süreli ve en ağır sonuçlara yol açan sorunlardan biri, PKK ile Türkiye arasındaki silahlı çatışmadır. 1970'lerin sonlarında ortaya çıkan örgütlenme, 1984 yılında silahlı eylemlerin başlamasıyla birlikte uzun süreli bir çatışma dönemine dönüşmüştür. Bu süreçte çok sayıda insan hayatını kaybetmiş, binlerce kişi yaralanmış, geniş bir coğrafyada ekonomik ve sosyal sorunlar ortaya çıkmış, güvenlik politikaları siyasetin önemli gündemlerinden biri haline gelmiştir. Uluslararası haber ajansı Reuters, 2024 yılında çatışmanın 40 binden fazla insanın ölümüne yol açtığını belirtmiştir. Sorunun yalnızca güvenlik politikalarıyla çözülemeyeceği yönündeki değerlendirmeler zaman içerisinde farklı siyasal aktörler tarafından da dile getirilmiş ve çeşitli dönemlerde müzakere, ateşkes ve çözüm girişimleri başlatılmıştır. Bu bağlamda 2024 sonrasında ortaya çıkan yeni süreç, önceki girişimlerden farklı siyasi aktörleri ve yeni bir söylemi bir araya getirmesi bakımından dikkat çekicidir. 2. PKK'NİN ORTAYA ÇIKIŞI VE ÖRGÜTSEL GELİŞİMİ PKK'nin kuruluş süreci 1970'li yılların ikinci yarısında Türkiye'deki siyasal ve toplumsal hareketlilik ortamında şekillenmiştir. Örgüt, 27 Kasım 1978'de Diyarbakır'ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde gerçekleştirilen kuruluş kongresiyle örgütsel kimliğini resmileştirmiştir. Kuruluş döneminde Abdullah Öcalan ve çevresindeki Kürt öğrenciler ile sol hareketlerden gelen kadrolar belirleyici olmuştur. 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında Türkiye'deki siyasal ortamın değişmesiyle örgütün faaliyetlerinin önemli bölümü ülke dışına taşınmış, özellikle Lübnan'daki Bekaa Vadisi örgütün eğitim ve örgütlenme merkezlerinden biri haline gelmiştir. Örgüt, 1984 yılında Türkiye'de silahlı eylemler gerçekleştirmeye başlamıştır. 15 Ağustos 1984'te Eruh ve Şemdinli çevresindeki saldırılar, PKK'nin silahlı mücadele döneminin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Böylece başlangıçta siyasal ve ideolojik bir hareket niteliği taşıyan örgütlenme, zaman içerisinde uzun süreli bir silahlı çatışmanın taraflarından biri haline gelmiştir. 3. ÇATIŞMANIN TOPLUMSAL SONUÇLARI Yaklaşık kırk yılı aşan çatışmalı dönem yalnızca güvenlik alanında sonuçlar doğurmamıştır. Çatışmanın etkileri; can kayıpları, yaralanmalar, zorunlu göç, köy boşaltmaları, ekonomik kayıplar, bölgesel kalkınma sorunları, insan hakları tartışmaları, toplumsal kutuplaşma gibi birçok alanda hissedilmiştir. Dolayısıyla sorunun yalnızca ?terörle mücadele? başlığı altında ele alınması, meselenin toplumsal ve siyasal boyutlarının göz ardı edilmesine yol açabilir. Bu nedenle kalıcı çözüm açısından güvenlik politikalarının yanı sıra hukuk, demokrasi, insan hakları ve siyasal katılım mekanizmalarının da değerlendirilmesi gerekmektedir. 4. 1993 BARIŞ GİRİŞİMİ Çatışmanın sona erdirilmesine yönelik ilk önemli girişimlerden biri 1993 yılında gerçekleşmiştir. Cumhurbaşkanı Turgut Özal döneminde silahlı çatışmanın sona erdirilmesine yönelik çeşitli girişimler başlatılmış ve Abdullah Öcalan 20 Mart 1993'te ateşkes ilan etmiştir. Ancak Özal'ın 17 Nisan 1993'te hayatını kaybetmesi ve ardından yaşanan gelişmeler, sürecin ilerlemesini engellemiştir. Aynı yıl 24 Mayıs 1993'te Bingöl-Elazığ karayolunda 33 silahsız askerin öldürülmesi, ateşkes sürecinin sona ermesinde önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu olay, taraflar arasındaki güven sorununun ne kadar derin olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. 5. 1999?2002 DÖNEMİ İkinci önemli ateşkes dönemi 1999 yılında ortaya çıkmıştır. Abdullah Öcalan'ın Şubat 1999'da Kenya'nın başkenti Nairobi'de yakalanarak Türkiye'ye getirilmesinin ardından PKK tek taraflı ateşkes ilan etmiş ve silahlı güçlerinin önemli bölümünü Türkiye dışına çekmeye başlamıştır. 2002 yılına kadar devam eden bu dönem, çatışmaların görece azalması bakımından önem taşımıştır. Ancak kalıcı bir siyasi çözüm mekanizmasının oluşturulamaması nedeniyle süreç uzun vadeli bir barış düzenine dönüşmemiştir. 6. 2012?2015 ÇÖZÜM SÜRECİ Üçüncü önemli girişim 2012 yılında başladı. Abdullah Öcalan ile yürütülen görüşmelerin ardından dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından ?çözüm süreci? olarak adlandırılan yeni bir dönem başlatıldı. Bu sürecin en önemli sembolik gelişmelerinden biri, 21 Mart 2013 Diyarbakır Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan'ın mesajının okunması oldu. Mesajda silahlı mücadele döneminin sona erdirilmesi ve PKK mensuplarının Türkiye dışına çekilmesi yönünde çağrı yapıldı. 2015 yılında ise yeni bir çağrı gündeme geldi. Ancak aynı yıl çatışmaların yeniden başlamasıyla süreç fiilen sona erdi. Bu deneyim, Türkiye açısından önemli bir ders ortaya çıkarmıştır: Silahların susması tek başına yeterli değildir; kalıcı barış için siyasi, hukuki ve toplumsal mekanizmaların eş zamanlı olarak oluşturulması gerekir. 7. 2024?2025 SÜRECİ: YENİ BİR DÖNEM 2024 yılının sonlarında başlayan yeni süreç, önceki girişimlerden farklı bir siyasal zeminde gelişmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 1 Ekim 2024 tarihinde açılışı sırasında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin DEM Parti milletvekilleriyle tokalaşması dikkat çekmiş, Bahçeli kısa süre sonra bu yaklaşımını yeni açıklamalarla sürdürmüştür. 22 Ekim 2024'te Bahçeli, Abdullah Öcalan'ın tecridinin kaldırılması halinde TBMM'de DEM Parti grup toplantısında konuşabileceğini ve PKK'nin feshedildiğini ilan etmesi halinde ?umut hakkı? kapsamında yasal düzenlemelerden yararlanabilmesinin önünün açılabileceğini ifade etmiştir. Bu açıklama, Türkiye'nin siyasi gündeminde önemli bir kırılma noktası oluşturmuştur. DEM Parti de aynı gün yaptığı açıklamada, demokratik müzakere ve barış konusunda inisiyatif almaya hazır olduğunu belirtmiştir. Bu gelişmelerin ardından süreç farklı siyasi aktörlerin katılımıyla ilerlemiştir. 8. 27 ŞUBAT 2025: ?BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM ÇAĞRISI? Yeni sürecin en önemli aşamalarından biri, Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025 tarihinde yayımlanan ?Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı? olmuştur. Çağrıda PKK'ye silahlı mücadele yöntemini sona erdirme ve kendisini feshetme yönünde çağrı yapılmıştır. Bu açıklama, daha önceki çözüm girişimlerinden farklı olarak sorunun yalnızca ateşkes veya çatışmasızlık çerçevesinde değil, örgütün silahlı mücadele yöntemini sona erdirmesi bağlamında ele alınmasını beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla 27 Şubat açıklaması, sürecin sonraki aşamasını belirleyen temel siyasi belgelerden biri olmuştur. 9. PKK'NİN FESİH KARARI PKK, Abdullah Öcalan'ın çağrısının ardından 5?7 Mayıs 2025 tarihlerinde 12. Kongresi'ni gerçekleştirdi. Kongrenin ardından alınan kararlar 12 Mayıs 2025'te kamuoyuna açıklandı. Açıklamada PKK'nin örgütsel yapısını feshetme ve silahlı mücadele yöntemini sona erdirme kararı aldığı bildirildi. Reuters da gelişmeyi, PKK'nin Türkiye'ye karşı yaklaşık kırk yıllık silahlı isyanını sona erdiren tarihsel bir gelişme olarak aktardı. Bu karar, Türkiye'deki çatışmalı dönemin geleceği açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Ancak akademik açıdan burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Örgütün fesih kararı ile sahadaki tüm silahlı yapıların fiilen ve doğrulanabilir biçimde silah bırakması aynı süreç değildir. Bu nedenle fesih kararının kalıcı sonuç doğurup doğurmayacağı; uygulama, silahların teslim edilmesi, örgütsel yapıların tasfiyesi ve siyasi-hukuki düzenlemeler gibi sonraki aşamalarla birlikte değerlendirilmelidir. 10. SİYASİ VE HUKUKİ BOYUT Fesih kararının ardından tartışmanın temel konusu, bundan sonra Türkiye'nin nasıl bir siyasi ve hukuki çerçeve oluşturacağıdır. Bu noktada üç temel alan öne çıkmaktadır: 10.1. Silahsızlanma Birinci aşama, silahlı yapıların tamamen sona erdirilmesi ve silahların teslim edilmesidir. 10.2. Hukuki düzenlemeler İkinci aşama, sürece ilişkin gerekli hukuki düzenlemelerin TBMM tarafından yapılmasıdır. 10.3. Demokratikleşme Üçüncü aşama ise farklı toplumsal ve siyasal kesimlerin demokratik siyasal sisteme daha güçlü biçimde katılmasını sağlayacak mekanizmaların geliştirilmesidir. Bu üç alan birbirinden bağımsız düşünülemez. Nitekim TBMM'de 12 Mayıs 2025 sonrasında yapılan değerlendirmelerde de sürecin kalıcı toplumsal barışa dönüşebilmesinin hukukilik ve demokratik meşruiyetle ilişkili olduğu vurgulanmıştır. 11. TBMM'NİN ROLÜ Türkiye'deki önceki çözüm girişimlerinin önemli sorunlarından biri, süreçlerin geniş ölçüde yürütme organı ile ilgili aktörler arasında ilerlemesi ve parlamentonun kurumsal rolünün yeterince belirgin olmamasıdır. Bu nedenle yeni dönemde TBMM'nin sürecin merkezinde olması önem taşımaktadır. Parlamentonun; farklı siyasi partilerin görüşlerini ortaya koyması, gerekli hukuki düzenlemeleri gerçekleştirmesi, süreci denetlemesi, kamuoyunu bilgilendirmesi, toplumsal uzlaşının kurumsallaşmasına katkı sağlaması kalıcı barış açısından önemli olacaktır. Bu açıdan mesele yalnızca iktidar ile DEM Parti arasındaki bir müzakere konusu olarak değil, TBMM'nin bütün siyasi partileriyle birlikte ele alması gereken ulusal bir mesele olarak değerlendirilmelidir. 12. BÖLGESEL BOYUT Türkiye'deki gelişmeler, yalnızca Türkiye'nin iç siyaseti açısından değerlendirilmemelidir. PKK'nin tarihsel faaliyet alanları Türkiye'nin yanı sıra Irak ve Suriye'deki gelişmelerle de bağlantılıdır. Bu nedenle Türkiye'deki silahsızlanma ve fesih sürecinin Irak ve Suriye'deki silahlı ve siyasi yapılanmalar üzerindeki etkileri de önem taşımaktadır. Türkiye'nin sorunun kendi demokratik ve hukuki mekanizmaları içerisinde çözülmesi, bölgesel istikrara da katkı sağlayabilir. Bununla birlikte bölgesel gelişmelerin Türkiye'nin iç barış sürecini olumsuz yönde etkileme ihtimali de bulunmaktadır. Bu nedenle Türkiye'nin temel önceliği, sorunu mümkün olduğunca kendi demokratik kurumları ve hukuk sistemi içerisinde çözmek olmalıdır. 13. SÜRECİN ÖNÜNDEKİ TEMEL SORUNLAR Fesih kararı önemli olmakla birlikte, bunun otomatik olarak kalıcı barış anlamına geldiğini söylemek mümkün değildir. Sürecin önünde çeşitli sorunlar bulunmaktadır. Bunların başında karşılıklı güvensizlik gelmektedir. 1993 ve 2013?2015 deneyimleri, ateşkeslerin ve siyasi girişimlerin kalıcı çözüme dönüşmesinde güven sorununun ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. İkinci sorun, hukuki düzenlemelerin kapsamıdır. Üçüncü sorun, kamuoyunun süreç hakkında yeterince bilgilendirilip bilgilendirilmeyeceğidir. Dördüncü sorun ise Türkiye'nin yanı sıra Irak ve Suriye'deki gelişmelerin süreç üzerindeki etkisidir. Dolayısıyla kalıcı çözüm için yalnızca siyasi irade değil, toplumsal destek ve kurumsal mekanizmalar da gereklidir. 14. SIRRI SÜREYYA ÖNDER'İN VEFATI Süreç açısından ayrıca Sırrı Süreyya Önder'in rolüne değinmek gerekir. DEM Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM Başkanvekili Önder, İmralı Heyeti'nin önemli isimlerinden biriydi. 15 Nisan 2025'te geçirdiği ağır kalp rahatsızlığının ardından tedavi altına alınan Önder, 3 Mayıs 2025'te hayatını kaybetti. TBMM kayıtlarında da Önder'in 15 Nisan'da geçirdiği rahatsızlık sonrası 18 gün süren tedavisinin ardından 3 Mayıs'ta yaşamını yitirdiği belirtilmektedir. Önder'in vefatı, fesih kararının açıklanmasından yalnızca birkaç gün önce gerçekleşmesi bakımından da süreç açısından sembolik bir anlam taşımıştır. Önder'in barış ve müzakere yönündeki siyasal yaklaşımı dikkate alındığında, ölümü bu sürecin önemli kayıplarından biri olarak değerlendirilebilir. 15. TARTIŞMA PKK'nin fesih kararı, Türkiye'nin yakın siyasi tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Ancak bu gelişmenin anlamını doğru değerlendirebilmek için iki farklı yaklaşımın birbirinden ayrılması gerekmektedir. Birinci yaklaşım, fesih kararını yaklaşık yarım asırlık silahlı çatışmanın sona erdirilmesi bakımından tarihsel bir fırsat olarak görmektedir. İkinci yaklaşım ise kararın yalnızca örgütsel düzeyde alınmış olmasının yeterli olmayacağını, silahların fiilen bırakılması ve ilgili yapıların tasfiyesinin doğrulanması gerektiğini savunmaktadır. Akademik açıdan bakıldığında her iki yaklaşımın da dikkate alınması gerekir. Çünkü barış süreçlerinde ilan edilen karar ile uygulamaya geçirilen karar arasında önemli bir fark bulunmaktadır. Dolayısıyla 12 Mayıs 2025 tarihinde açıklanan fesih kararı bir sonuçtan çok yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendirilmelidir. 16. SONUÇ Türkiye'de yaklaşık yarım asırdır devam eden PKK-Türkiye çatışması, yalnızca güvenlik sorunu değil, aynı zamanda siyasi, toplumsal ve hukuki boyutları bulunan çok katmanlı bir mesele olmuştur. 1993, 1999?2002 ve 2012?2015 dönemlerinde gerçekleştirilen girişimler, farklı nedenlerle kalıcı bir çözüme ulaşamamıştır. 2024 yılında Devlet Bahçeli'nin Abdullah Öcalan'a yönelik çağrısıyla başlayan ve 27 Şubat 2025 tarihli ?Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı? ile devam eden süreç, 5?7 Mayıs 2025'te gerçekleştirilen PKK 12. Kongresi ve 12 Mayıs 2025'te açıklanan fesih ve silahlı mücadeleyi sona erdirme kararıyla yeni bir aşamaya ulaşmıştır. Bu gelişme, Türkiye açısından önemli bir fırsat yaratmaktadır. Ancak kalıcı barışın sağlanabilmesi için fesih kararının somut biçimde uygulanması, silahların tamamen devreden çıkarılması, hukuki düzenlemelerin yapılması ve demokratik siyaset alanının güçlendirilmesi gerekmektedir. Özellikle TBMM'nin sürecin merkezinde yer alması, yapılacak düzenlemelerin şeffaf biçimde tartışılması ve toplumun farklı kesimlerinin sürece katılması önem taşımaktadır. Sonuç olarak, silahların susması barış için gerekli olmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Kalıcı barış; hukuk, demokrasi, insan hakları, siyasal katılım, toplumsal güven ve karşılıklı uzlaşının birlikte oluşturduğu bir zeminde mümkün olabilir. Bu nedenle 2025 yılında ortaya çıkan gelişmeler, kesinleşmiş bir barışın ilanı olarak değil, kalıcı barış ve demokratik çözüm açısından önemli bir fırsat penceresi olarak değerlendirilmelidir. Sürecin başarıya ulaşması halinde ortaya çıkacak sonuç yalnızca Türkiye açısından değil, Irak, Suriye ve daha geniş Ortadoğu coğrafyası açısından da önemli olabilir. Buna karşılık geçmiş deneyimlerden gerekli dersler çıkarılmaz ve süreç yalnızca güvenlik veya günlük siyasi hesaplar çerçevesinde ele alınırsa, tarihsel fırsatın yeniden kaybedilmesi ihtimali bulunmaktadır. Dolayısıyla bundan sonraki temel mesele, ?fesih kararı alındı mı?? sorusundan çok, bu kararın nasıl kalıcı bir toplumsal barışa ve demokratik siyasal düzene dönüştürüleceğidir. Muzaffer Kalaba 27.05.2025
Düzenleme: 25.08.2026 / 21:57
Kapat/(ESC)
Yorum Düzenleme

Yeni Üyeler

  • yılmazhasten
  • akmetin06
  • MustafaAlp
  • SemihBeratSert
  • MahzungülünŞifası
Kapat/(ESC)
Tavsiye
Adınız:
Sizin eposta adresiniz:
Alıcının eposta adresi:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
İletişim
Adınız:
Eposta adresiniz:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
Rastgele Şiir