Şiir Defteri

DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

Yazan: öğretmen
08.03.2024 / 13:05
523 kez görüntülendi
0 yorum yapıldı
Emek, Eşitlik, Özgürlük ve Kadın Hakları Mücadelesinin Dünden Bugüne Seyri Giriş Her yıl 8 Mart'ta kutlanan Dünya Kadınlar Günü, kadınların toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel yaşamda karşı karşıya kaldıkları sorunların gündeme taşındığı önemli bir farkındalık günüdür. Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak da adlandırılan 8 Mart'ın tarihsel kökenleri, yalnızca kadınların toplumsal konumuyla değil, aynı zamanda emek, çalışma koşulları, ekonomik adalet ve siyasal haklar mücadelesiyle yakından ilişkilidir. Bugün dünyanın birçok ülkesinde çeşitli etkinlikler, toplantılar, yürüyüşler ve kampanyalarla gündeme getirilen 8 Mart, kadınların geçmişte elde ettiği kazanımların hatırlanmasının yanı sıra günümüzde devam eden eşitsizliklerin sorgulanması bakımından da önem taşımaktadır. Bu nedenle 8 Mart'ı yalnızca kadınlara yönelik kutlama ve iyi dileklerin ifade edildiği sembolik bir gün olarak değerlendirmek yeterli değildir. Asıl önemli olan; kadın haklarının tarihsel gelişimini anlamak, mevcut sorunları ortaya koymak ve eşitlikçi bir geleceğin hangi koşullarda kurulabileceğini tartışmaktır. Bu çerçevede Dünya Kadınlar Günü'nün nasıl ortaya çıktığına, kadın hareketinin tarihsel gelişimine, Türkiye'deki 8 Mart deneyimine ve kadına yönelik şiddetle mücadele açısından önemli bir uluslararası belge olan İstanbul Sözleşmesi'ne bakmak yararlı olacaktır. 8 Mart'ın Tarihsel Kökenleri Dünya Kadınlar Günü'nün tarihsel kökleri, 20. yüzyılın başlarında gelişen işçi hareketleri ve kadınların çalışma yaşamındaki haklarını geliştirme mücadelelerine kadar uzanmaktadır. 1908 yılında New York'ta binlerce çalışan kadının daha kısa çalışma süreleri, daha iyi ücret ve seçme hakkı gibi taleplerle gerçekleştirdiği eylemler, kadınların çalışma ve siyasal yaşamda eşitlik arayışının önemli dönüm noktalarından biri olarak kabul edilmektedir. 1909 yılında Amerika Sosyalist Partisi'nin Ulusal Kadınlar Günü ilan etmesinin ardından, kadınların hak ve taleplerinin uluslararası düzeyde ortak bir gün aracılığıyla gündeme getirilmesi düşüncesi güç kazanmıştır. Bu düşüncenin uluslararası boyut kazanmasında Clara Zetkin önemli bir rol oynamıştır. Zetkin, 1910 yılında Kopenhag'da gerçekleştirilen Uluslararası Emekçi Kadınlar Konferansı'nda uluslararası bir kadınlar günü oluşturulması önerisini gündeme getirmiştir. Farklı ülkelerden kadınların katıldığı konferansta öneri kabul edilmiş ve böylece kadınların ekonomik, sosyal ve siyasal haklarını gündeme getiren uluslararası bir mücadele zemininin temelleri atılmıştır. İlk uluslararası kadınlar günü etkinlikleri 1911 yılında Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre'de gerçekleştirilmiştir. Böylece 8 Mart, zaman içerisinde yalnızca kadınların çalışma koşullarını değil; seçme ve seçilme hakkını, eşit ücret talebini, eğitim hakkını, siyasal katılımı, sosyal güvenceyi ve toplumsal cinsiyet eşitliğini de kapsayan geniş bir hak mücadelesinin sembolü hâline gelmiştir. Birleşmiş Milletler ve 8 Mart 8 Mart'ın uluslararası niteliğinin güçlenmesinde Birleşmiş Milletler'in önemli bir rolü bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler, 1975 yılını Uluslararası Kadınlar Yılı ilan etmiş ve aynı yıl 8 Mart'ı uluslararası düzeyde gündeme taşımıştır. 1977 yılında ise Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, üye devletleri kadın hakları ve uluslararası barış doğrultusunda bir gün belirlemeye davet etmiştir. Bu gelişmelerin ardından 8 Mart, dünya çapında kadınların eşitlik mücadelesinin sembol günlerinden biri hâline gelmiştir. Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen farklı temalar aracılığıyla her yıl kadınların karşı karşıya olduğu sorunlara dikkat çekilmektedir. Bu yönüyle 8 Mart, yalnızca geçmişte kazanılan hakların hatırlanmasını değil, günümüzde çözüm bekleyen sorunların da tartışılmasını sağlayan küresel bir platform niteliğindedir. Dünya Kadınlar Günü'nün Anlamı Dünya Kadınlar Günü'nün farklı ülkelerde farklı biçimlerde kutlandığı görülmektedir. Bazı ülkelerde resmî tatil olarak kabul edilen 8 Mart, bazı ülkelerde yürüyüş, toplantı, konferans ve protestolarla gündeme gelmektedir. Bazı toplumlarda kadınların sosyal konumunun kutlandığı bir gün olarak değerlendirilirken, bazı ülkelerde kadınların karşılaştığı eşitsizliklerin ve hak ihlallerinin görünür kılındığı bir mücadele günü niteliğindedir. Bu farklı yaklaşımlara rağmen 8 Mart'ın ortak paydası, kadınların eşitlik, özgürlük, adalet ve insan onuru taleplerinin görünür hâle getirilmesidir. Dolayısıyla 8 Mart'ın anlamı, kadınlara bir günlüğüne güzel sözler söylemekten çok daha geniştir. Asıl mesele, kadınların yılın bütün günlerinde eşit yurttaşlar olarak yaşamalarını sağlayacak toplumsal, ekonomik, hukuki ve siyasal koşulların oluşturulmasıdır. Türkiye'de 8 Mart'ın Tarihsel Gelişimi Türkiye'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nün tarihsel gelişimi de kadınların emek ve hak mücadelesiyle ilişkilidir. Türkiye'de 8 Mart'ın ilk kez 1921 yılında Rahime Selimova ve Cemile Nuşirvanova'nın girişimleriyle kutlandığı yönünde tarihsel bilgiler bulunmaktadır. Ancak sonraki dönemlerde 8 Mart kutlamalarının düzenli ve kesintisiz biçimde sürdürülemediği görülmektedir. 1975 yılı, Türkiye açısından yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Birleşmiş Milletler'in 1975'i Uluslararası Kadınlar Yılı ilan etmesiyle birlikte Türkiye'de de kadın hakları konusunda çeşitli çalışmalar yapılmış ve Kadın Yılı Kongresi düzenlenmiştir. Bu dönemde İlerici Kadınlar Derneği de kadınların örgütlenmesi ve hak taleplerinin görünür hâle gelmesinde etkili olmuştur. Kadınları ve işçi hareketini bir araya getirmeye çalışan dernek, kadınların ekonomik, sosyal ve siyasal sorunlarının gündeme taşınmasına katkı sağlamıştır. Bu süreçte 8 Mart'ın yalnızca kapalı salonlarda yapılan toplantılarla sınırlı kalmayarak sokaklara ve meydanlara taşınması, kadın hareketinin toplumsal görünürlüğünün artması açısından önemli bir gelişme olmuştur. 12 Eylül Sonrası ve 8 Mart 12 Eylül 1980 askerî darbesi sonrasında Türkiye'de siyasal ve toplumsal örgütlenmeler üzerinde uygulanan baskılar, kadın hareketini ve 8 Mart etkinliklerini de etkiledi. Bir süre 8 Mart kapsamında kitlesel etkinliklerin gerçekleştirilmesine izin verilmedi. 1984 yılından itibaren ise çeşitli kadın örgütlerinin girişimleriyle 8 Mart etkinlikleri yeniden düzenlenmeye başlandı. Bu dönemden sonra 8 Mart'ın toplumsal niteliğinde önemli bir değişim meydana geldi. Önceleri daha çok sosyalist ve emek hareketlerinin sahip çıktığı 8 Mart, zaman içerisinde farklı kadın örgütlerinin, sivil toplum kuruluşlarının, kamu kurumlarının ve özel sektörün de çeşitli biçimlerde yer aldığı geniş kapsamlı bir güne dönüştü. Bununla birlikte Türkiye'de 8 Mart'ı emek mücadelesi ve sınıfsal eşitsizlikler bağlamında değerlendiren kadın örgütleri ve toplumsal hareketler de varlığını sürdürmektedir. Bu durum, 8 Mart'ın farklı toplumsal ve siyasal yaklaşımlar tarafından farklı biçimlerde yorumlandığını göstermektedir. Feminist Gece Yürüyüşü ve Kadın Hareketi Türkiye'de kadın hareketinin görünürlüğünün artmasında feminist hareketin de önemli bir yeri vardır. 2000'li yıllardan itibaren İstanbul'da gerçekleştirilen Feminist Gece Yürüyüşü, kadınların şiddet, ayrımcılık, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve kadın haklarına ilişkin taleplerini kamusal alana taşıyan etkinliklerden biri olmuştur. Zaman içerisinde benzer etkinliklerin farklı kentlerde de düzenlenmesi, kadın hareketinin toplumsal görünürlüğünü artırmıştır. Burada 8 Mart'ın temel niteliğinin yalnızca kutlama olmadığı bir kez daha görülmektedir. Kadınlar açısından bu tarih aynı zamanda sorunların ifade edildiği, taleplerin dile getirildiği ve toplumsal değişim çağrısının yapıldığı bir mücadele alanıdır. Kadına Yönelik Şiddet ve Kadın Hakları Kadın hakları açısından en önemli sorunlardan biri, dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye'de de kadına yönelik şiddetin farklı biçimleriyle devam etmesidir. Fiziksel şiddetin yanı sıra psikolojik, ekonomik ve cinsel şiddet; kadınların yaşamlarını, özgürlüklerini ve toplumsal katılımlarını olumsuz etkileyebilmektedir. Kadına yönelik şiddetle mücadele yalnızca cezai yaptırımlar üzerinden ele alınabilecek bir konu değildir. Hukuki düzenlemelerin yanı sıra eğitim, sosyal politikalar, ekonomik bağımsızlık, toplumsal farkındalık ve koruyucu mekanizmaların bir bütün olarak ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle kadınların şiddetten korunması; devletin, yargı kurumlarının, eğitim sisteminin, yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve toplumun bütün kesimlerinin ortak sorumluluğudur. İstanbul Sözleşmesi Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadele konusunda uluslararası düzeyde önemli belgelerden biri, kamuoyunda İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesidir. Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan sözleşme, kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi, mağdurların korunması, faillerin soruşturulması ve cezalandırılması ile bu alanda kapsamlı ve koordineli politikaların geliştirilmesini amaçlamaktadır. Sözleşmenin temel yaklaşımı, kadına yönelik şiddeti bir insan hakları ihlali ve ayrımcılık biçimi olarak değerlendirmektedir. Sözleşme kapsamında öne çıkan temel alanlar; şiddetin önlenmesi, mağdurların korunması, suçların soruşturulması ve faillerin cezalandırılması ile şiddetle mücadelede bütüncül politikaların geliştirilmesidir. Taraf devletlerin sözleşme kapsamında üstlendikleri yükümlülüklerin uygulanmasının izlenmesi amacıyla bağımsız uzmanlardan oluşan GREVIO mekanizması oluşturulmuştur. Türkiye, sözleşmenin hazırlanma sürecinde etkin rol almış, 11 Mayıs 2011 tarihinde sözleşmeyi imzalamış ve 24 Kasım 2011 tarihinde onaylamıştır. Sözleşmenin imzaya açıldığı yer İstanbul olduğu için kamuoyunda İstanbul Sözleşmesi adıyla anılmıştır. Ancak Türkiye, 20 Mart 2021 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile sözleşmeden çekilme iradesini açıklamıştır. Türkiye'nin sözleşmeden çekilmesi 1 Temmuz 2021 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye'nin sözleşmeden çekilmesi, kadın hakları ve kadına yönelik şiddetle mücadele politikaları açısından ülke içinde ve uluslararası kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olmuştur. Bu tartışmaların ötesinde üzerinde durulması gereken temel mesele ise kadınların şiddetten korunması, şiddet mağdurlarının desteklenmesi ve kadınların temel haklarının güvence altına alınmasıdır. Kadınların Toplumsal Değişimdeki Rolü Toplumsal gelişme ve değişim, toplumun bütün kesimlerinin katılımıyla gerçekleşir. Kadınlar ise nüfusun yaklaşık yarısını oluşturdukları için toplumsal dönüşümün en önemli aktörlerinden biridir. Kadınların eğitim olanaklarından eşit biçimde yararlanması, çalışma yaşamına katılması, ekonomik bağımsızlığını kazanması ve siyasal karar alma süreçlerinde daha fazla yer alması, yalnızca kadınların yaşamını değil, toplumun genel gelişmişlik düzeyini de etkiler. Kadınların siyasette, yerel yönetimlerde, akademide, bilimde, sanatta, kültürde, çalışma hayatında ve ekonomik karar alma mekanizmalarında daha fazla temsil edilmesi, demokratik toplum anlayışının güçlenmesine katkı sağlayacaktır. Bir toplumun yarısını oluşturan kadınların karar alma mekanizmalarında yeterince temsil edilmediği bir sistemin, toplumun tamamının ihtiyaçlarını eksiksiz biçimde yansıtması da zorlaşacaktır. Ekonomik Bağımsızlık ve Eşitlik Kadın haklarının önemli boyutlarından biri de ekonomik bağımsızlıktır. Kadınların eğitim hakkından yararlanması, istihdam olanaklarına erişebilmesi, çalışma hayatında ayrımcılığa uğramaması ve eşit işe eşit ücret ilkesinin hayata geçirilmesi, toplumsal eşitliğin temel koşulları arasındadır. Ekonomik bağımsızlığı olmayan kadınların şiddet veya baskı karşısında kendilerini koruyabilmeleri de zorlaşabilmektedir. Bu nedenle kadınların çalışma yaşamına katılımının artırılması, bakım yükünün daha adil paylaşılması, iş yaşamında fırsat eşitliğinin sağlanması ve kadınların ekonomik açıdan güçlendirilmesi, kadın hakları politikalarının temel unsurlarından biri olmalıdır. 8 Mart'ın Geleceğe Bıraktığı Sorumluluk Bugün kadınların geçmişte elde ettiği haklar önemli kazanımlar olmakla birlikte, dünyanın birçok yerinde kadınların eşitlik mücadelesinin tamamlandığını söylemek mümkün değildir. Kadına yönelik şiddet, ekonomik eşitsizlik, eğitim olanaklarına erişimde farklılıklar, çalışma yaşamında ayrımcılık, karar alma mekanizmalarında yetersiz temsil ve toplumsal cinsiyet kalıpları hâlâ önemli sorunlar olarak karşımızda durmaktadır. Dolayısıyla 8 Mart, geçmişte verilen mücadeleleri anmak kadar geleceğe ilişkin sorumlulukları da hatırlama günüdür. Kadınların yalnızca bir gün hatırlanması değil, yılın bütün günlerinde eşit yurttaşlar olarak yaşamalarını sağlayacak politikaların oluşturulması gerekmektedir. Sonuç Dünya Kadınlar Günü'nün tarihsel serüvenine bakıldığında, 8 Mart'ın temelinde emek, eşitlik, özgürlük, adalet ve insan onuru mücadelesinin bulunduğu görülmektedir. Bu nedenle 8 Mart'ı yalnızca kadınlara çiçek verilen, güzel sözler söylenen ve bir günlüğüne kadınların hatırlandığı bir tarih olarak değerlendirmek doğru değildir. 8 Mart'ın gerçek anlamı; kadınların eşit yurttaşlık haklarının güvence altına alınması, çalışma yaşamında ayrımcılığın önlenmesi, ekonomik bağımsızlıklarının güçlendirilmesi, siyasal ve toplumsal karar alma mekanizmalarında daha fazla temsil edilmeleri ve şiddetin her türünden korunmaları için mücadele etmektir. Bu çerçevede; 1. Kadınların toplumsal yaşamın bütün alanlarında eşit haklara sahip olması demokratik toplumun temel koşullarından biri olarak kabul edilmelidir. 2. Kadına yönelik şiddetin her biçimiyle mücadele edilmeli; mağdurların korunması ve desteklenmesi için etkili mekanizmalar güçlendirilmelidir. 3. Kadınların eğitim ve çalışma yaşamına eşit koşullarda katılmaları güvence altına alınmalıdır. 4. Kadınların ekonomik bağımsızlıklarını güçlendirecek sosyal ve ekonomik politikalar geliştirilmelidir. 5. Kadınların siyasal karar alma mekanizmalarında daha fazla temsil edilmesinin önündeki engeller kaldırılmalıdır. 6. Kadın hakları konusunda geçmişte elde edilmiş kazanımlar korunmalı, yeni hakların geliştirilmesi hedeflenmelidir. 7. 8 Mart, yalnızca sembolik bir kutlama günü olmaktan çıkarılarak kadınların gerçek yaşam koşullarının ve sorunlarının tartışıldığı bir farkındalık ve mücadele günü olarak değerlendirilmelidir. Sonuç olarak, kadınların özgür olmadığı, eşit haklara sahip bulunmadığı ve şiddetten yeterince korunamadığı bir toplumun gerçek anlamda demokratik ve çağdaş olduğunu söylemek mümkün değildir. Kadınların özgürleşmesi yalnızca kadınların kazanımı değildir. Kadınların eğitimde, ekonomide, siyasette, kültürde ve toplumsal yaşamda güçlenmesi; çocukların, ailelerin ve toplumun tamamının geleceğini olumlu yönde etkileyen bir gelişmedir. Bu nedenle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü geçmişin mücadelelerini hatırlamanın, bugünün sorunlarını sorgulamanın ve geleceğin eşitlikçi toplumunu kurmak için sorumluluk üstlenmenin günü olarak değerlendirmek gerekir. Dileğimiz; kadınların şiddetten, ayrımcılıktan ve eşitsizlikten uzak, özgür, güvenli ve onurlu bir yaşam sürdürebildiği; emeğinin karşılığını eşit biçimde alabildiği ve toplumsal kararların her aşamasında eşit yurttaşlar olarak yer alabildiği bir dünyanın kurulmasıdır. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü; emekçi kadınların, eşitlik ve özgürlük mücadelesi veren bütün kadınların ortak sesi, umudu ve dayanışması olsun. Muzaffer KALABA
Düzenleme: 05.08.2026 / 21:32
Kapat/(ESC)
Yorum Düzenleme

Yeni Üyeler

  • MahzungülünŞifası
  • sevvalgnd
  • _MaHzUn_
  • ozantmw
  • AdemMutlu
Kapat/(ESC)
Tavsiye
Adınız:
Sizin eposta adresiniz:
Alıcının eposta adresi:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
İletişim
Adınız:
Eposta adresiniz:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
Rastgele Şiir