Şiir Defteri

DEPREMİN GETİRDİĞİ:

Yazan: öğretmen
02.06.2023 / 02:16
432 kez görüntülendi
0 yorum yapıldı
Afet Sonrası Toplumsal Dayanışma, Mersin'in Sorumluluğu ve ?Tek Yürek? Olabilmek Giriş 6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli olarak meydana gelen ve geniş bir coğrafyada büyük yıkıma neden olan depremler, Türkiye'nin yalnızca doğal afetlerle mücadele kapasitesini değil, aynı zamanda toplumsal dayanışma gücünü de sınamıştır. Ardı ardına meydana gelen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki iki büyük deprem, milyonlarca insanın yaşamını doğrudan veya dolaylı biçimde etkilemiş; binlerce insanın hayatını kaybetmesine, yüz binlerce kişinin yaralanmasına ve çok sayıda yapının yıkılmasına neden olmuştur. Bir önceki değerlendirmemizde de belirtildiği üzere, depremin kendisi doğal bir olaydır; ancak ortaya çıkan yıkımın boyutu, yalnızca doğanın gücüyle açıklanamaz. Yapılaşma politikaları, kentlerin depreme hazırlık düzeyi, afet yönetimi, arama-kurtarma kapasitesi, kamu kurumlarının koordinasyonu ve müdahalenin zamanlaması, yaşanan sonuçların belirlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte büyük afetler yalnızca eksiklikleri ve sorunları görünür kılmaz. Aynı zamanda toplumların dayanışma kapasitesini, zor zamanlarda ortaklaşabilme gücünü ve insani sorumluluk duygusunu da ortaya çıkarır. 6 Şubat depremleri sonrasında Türkiye'nin farklı bölgelerinde ortaya çıkan dayanışma hareketleri ve özellikle Mersin'in depremzedelere yönelik çalışmaları, bu açıdan dikkat çekici bir örnek oluşturmuştur. Depremin Büyüyen Bilançosu Depremin ilk günlerinde açıklanan resmi rakamlar, yaşanan felaketin boyutunun henüz tam olarak ortaya çıkmadığını göstermekteydi. Depremin üçüncü gününde yapılan açıklamalarda hayatını kaybedenlerin sayısının 8.574, yaralıların sayısının ise 49.133 olduğu bildirilmişti. Aradan geçen günlerde bilanço hızla ağırlaşmış; daha sonraki açıklamalarda hayatını kaybedenlerin sayısının 35.418'e, yaralıların sayısının ise 105.505'e ulaştığı ifade edilmiştir. Yaralıların önemli bir bölümünün hastanelerde tedavi gördüğü de açıklamalara yansımıştır. Gece saatlerinde yapılan başka bir açıklamada ise can kaybının 38.044'e, yaralı sayısının yaklaşık 108 bine ulaştığı bildirilmiştir. Bu rakamların, depremin meydana geldiği günlerde yapılan resmi açıklamalara ait olduğu unutulmamalıdır. Arama-kurtarma çalışmalarının devam ettiği süreçte bilançonun sürekli değişmesi, felaketin boyutunun ne kadar büyük olduğunu ortaya koymuştur. Ancak deprem bilançosunu yalnızca sayılar üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. Her ölüm bir insan hayatının, her yaralanma bir ailenin ve her yıkılan yapı bir yaşam alanının kaybıdır. Bu nedenle afetlerin gerçek maliyeti, yalnızca istatistiksel verilerle değil, toplum üzerinde bıraktığı uzun süreli sosyal, ekonomik ve psikolojik etkilerle birlikte ele alınmalıdır. Felaket Karşısında Siyasi Ayrılıkların Ötesinde Dayanışma Depremin hemen ardından Türkiye'nin farklı bölgelerinde çok geniş kapsamlı bir yardım seferberliği başlamıştır. Millet İttifakı, Emek ve Özgürlük İttifakı ve çeşitli siyasi ve toplumsal yapılar içerisinde yer alan partiler, sendikalar, meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri, belediyeler ve sivil toplum kuruluşları yardım çalışmalarına yönelmiştir. Bu süreçte öne çıkan temel düşünce, yaşanan felaket karşısında siyasi ve ideolojik farklılıkların ikinci plana bırakılması gerektiğiydi. "Şimdi ayrılıkları konuşma zamanı değil; şimdi dayanışma ve depremzedelere yardım etme zamanı" anlayışı, toplumun farklı kesimlerinde karşılık bulmuştur. Türkiye'nin farklı kentlerinden yerel yöneticiler, demokratik kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve gönüllüler deprem bölgesine yardım ulaştırmak için harekete geçmiştir. Bu tablo, afetlerin toplumun farklı kesimlerini ortak bir insani sorumluluk etrafında buluşturabileceğini göstermektedir. Siyasi görüşler, dünya görüşleri veya örgütsel farklılıklar toplum hayatının doğal unsurlarıdır. Ancak deprem gibi büyük felaketler karşısında insan hayatının korunması ve yaraların sarılması, bütün bu farklılıkların üzerinde ortak bir değer olarak kabul edilmelidir. Mersin'in Depremzedelere Yönelik Sorumluluğu Deprem sonrasında Mersin, yalnızca deprem bölgesine coğrafi yakınlığı nedeniyle değil, aynı zamanda çok sayıda depremzedeyi ağırlaması bakımından da önemli bir sorumluluk üstlenmiştir. Mersin Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri, depremzedelerin kente ulaşmasının ardından barınma, beslenme, ulaşım ve diğer temel ihtiyaçların karşılanması konusunda çeşitli çalışmalar yürütmüştür. Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer'in depremzedelerle yaptığı görüşmeler sırasında kullandığı ifadeler, bu yaklaşımın insani boyutunu açık biçimde ortaya koymuştur. Seçer, depremzedelere "emanet" gözüyle bakıldığını vurgulayarak Mersin'in güvenli bir sığınak ve dayanışma kenti olması gerektiğini ifade etmiştir. Depremzedelerin yalnızca geçici olarak bir kentte barındırılması, afet yönetiminin tamamlandığı anlamına gelmemektedir. İnsanların kendilerini güvende hissetmeleri, temel ihtiyaçlarının karşılanması, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişebilmeleri, ekonomik ve sosyal yaşamlarını yeniden kurabilmeleri de önem taşımaktadır. Bu açıdan Mersin'in depremzedeleri kabul etmesi, kentin yalnızca fiziksel kapasitesini değil, sosyal dayanışma kapasitesini de ortaya koymuştur. Yerel Yönetimlerin Afet Yönetimindeki Rolü Deprem sonrasında ortaya çıkan tablo, yerel yönetimlerin afet yönetimindeki önemini bir kez daha göstermiştir. Mersin'de depremzedelerin barınma ihtiyacının karşılanması için çeşitli tesislerin kullanıma açılması, yeni yerleşim alanlarının hazırlanması ve çadır-konteyner kent çalışmalarına katkı sunulması, yerel yönetimlerin kriz anlarında ne kadar önemli bir görev üstlenebileceğini göstermektedir. Ayrıca farklı büyükşehir belediyelerinin Hatay'daki çalışmalar için görev paylaşımı yapması, yerel yönetimler arasında dayanışmanın da afet yönetiminin önemli bir unsuru olduğunu ortaya koymuştur. Bu durum, afet yönetiminin yalnızca merkezi kurumların sorumluluğunda olmadığını göstermektedir. Merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasındaki koordinasyonun güçlü olması, afet anında müdahalenin hızını ve etkinliğini artırabilecek temel unsurlardan biridir. Dolayısıyla gelecekteki afet politikalarında yerel yönetimlerin teknik, mali ve insan kaynağı bakımından güçlendirilmesi; merkezi ve yerel kurumlar arasında önceden belirlenmiş görev paylaşımının oluşturulması büyük önem taşımaktadır. ?Türkiye Tek Yürek? Kampanyası Deprem sonrasında toplumsal dayanışmanın en dikkat çekici örneklerinden biri de farklı televizyon kuruluşlarının ortak yayınla gerçekleştirdiği ?Türkiye Tek Yürek? kampanyası olmuştur. Kampanyanın temel amacı, depremzedelere destek olmak ve deprem bölgesinde ihtiyaç duyulan yeni konutların yapımına katkı sağlamaktı. Kampanyanın ortak yayınında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, devlet kurumlarının arama-kurtarma ve yardım çalışmalarını sürdürdüğünü, enkaz kaldırma ve şehirlerin yeniden inşası için çalışmaların başlatıldığını ifade etmiş ve hedefin yıkılan yapıların yerine yeni konutların yapılması olduğunu belirtmiştir. Kampanya kapsamında kamuoyuna açıklanan bağış miktarının çok yüksek bir rakama ulaşması, Türkiye toplumunun büyük afet karşısında maddi imkânları ölçüsünde katkıda bulunma iradesini göstermiştir. Bu tür kampanyaların en önemli özelliği, yalnızca toplanan maddi yardım miktarı değildir. Aynı zamanda toplumun farklı kesimlerinin ortak bir amaç etrafında bir araya gelmesi ve depremzedelerin yalnız olmadıklarının gösterilmesi bakımından sembolik bir anlam taşımaktadır. Siyasi Liderlerden Ortak Dayanışma Mesajları ?Türkiye Tek Yürek? kampanyası, siyasi farklılıkların toplumsal dayanışmanın önüne geçmemesi gerektiğini gösteren örneklerden biri olmuştur. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, kampanyaya katılarak bir maaşını daha bağışlamak istediğini açıklamış ve depremzedelere yönelik dayanışma çağrısında bulunmuştur. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de eşiyle birlikte birer maaşlarını bağışlayacaklarını açıklamış ve Türkiye'nin yeni acılar yaşamaması yönündeki temennisini dile getirmiştir. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, yerel yönetimler, merkezi hükümet, sivil toplum kuruluşları ve gönüllülerin omuz omuza çalışması gerektiğini vurgulayarak kendisi ve eşinin birer maaşını kampanyaya bağışladığını belirtmiştir. Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal ise deprem felaketinin toplumun gönüllerini birlikte attırdığını ifade ederek üç maaşını bağışladığını açıklamıştır. Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da depremde yaşamını yitirenlere rahmet, yakınlarına başsağlığı ve yaralılara acil şifalar dileyerek toplumsal dayanışmanın önemine dikkat çekmiştir. Bu açıklamaların her biri farklı siyasi aktörlere ait olmakla birlikte, ortak noktaları insani dayanışmanın gerekliliğini vurgulamalarıdır. Bu durum, Türkiye'nin büyük afetler karşısında siyasi farklılıkların ötesinde ortak bir toplumsal sorumluluk geliştirebileceğini göstermektedir. Dayanışma Bir Tercih Değil, Toplumsal Sorumluluktur Büyük afetler yalnızca devlet kurumlarının kapasitesini değil, toplumun dayanışma kültürünü de sınamaktadır. Deprem sonrasında ortaya çıkan gönüllülük hareketleri, yardım kampanyaları, belediyelerin çalışmaları, sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri ve bireysel yardımlar, toplumun kriz dönemlerinde kendiliğinden örgütlenebilme kapasitesini göstermiştir. Ancak dayanışmanın yalnızca olağanüstü dönemlerde ortaya çıkan geçici bir duyarlılık olarak kalmaması gerekir. Asıl hedef, afet dönemlerinde ortaya çıkan bu dayanışma ruhunu kalıcı bir toplumsal kültüre dönüştürmek ve bunu kurumsal afet yönetimi mekanizmalarıyla bütünleştirmektir. Devletin sorumluluğu ile toplumun dayanışması birbirinin alternatifi değildir. Aksine, güçlü bir afet yönetimi için ikisinin birlikte hareket etmesi gerekir. Devletin görevi; güvenli kentler oluşturmak, yapılaşmayı denetlemek, afet risklerini azaltmak ve kriz anında etkili müdahale mekanizması kurmaktır. Toplumun görevi ise afet sonrasında yardımlaşmak, dayanışmak ve ihtiyaç sahiplerine destek olmaktır. Bu iki alan birbirinden ayrılmadan yürütüldüğünde, afetlerin toplumsal sonuçları daha etkili biçimde yönetilebilir. Sonuç: Türkiye'nin İhtiyacı ?Tek Yürek? Olabilmektir 6 Şubat 2023 depremleri Türkiye'nin hafızasında uzun yıllar silinmeyecek acılar bırakmıştır. Binlerce insan yaşamını yitirmiş, yüz binlerce insan yaralanmış, milyonlarca insan doğrudan veya dolaylı biçimde afetin sonuçlarından etkilenmiştir. Bu büyük felaket, Türkiye'nin deprem konusunda ne kadar hazırlıklı olduğunu sorgulamamıza neden olurken, aynı zamanda toplumun dayanışma gücünü de ortaya çıkarmıştır. Mersin'in depremzedelere kapılarını açması, belediyelerin ve gönüllülerin yardım seferberliği, farklı siyasi görüşlerden insanların katkı sunması ve ?Türkiye Tek Yürek? kampanyasında ortaya çıkan ortak dayanışma, Türkiye toplumunun zor zamanlarda birbirine sahip çıkma iradesinin önemli örnekleridir. Türkiye, coğrafi konumu, tarihsel birikimi ve stratejik önemi bakımından büyük bir ülkedir. Ancak bir ülkenin gerçek gücü yalnızca ekonomik veya siyasi kapasitesiyle değil, zor zamanlarda yurttaşlarının yanında olabilme ve yaralarını sarabilme yeteneğiyle de ölçülür. Bu nedenle 6 Şubat depremlerinden çıkarılması gereken en önemli derslerden biri şudur: Türkiye'nin yalnızca deprem sonrasında ?tek yürek? olması değil, deprem olmadan önce de tek yürek hâlinde hareket ederek gerekli önlemleri alması gerekir. Çünkü dayanışma, enkaz kaldırıldıktan sonra başlayan bir süreç değil; deprem meydana gelmeden önce başlayan bir sorumluluk anlayışıdır. Güvenli kentler inşa etmek, bilimsel yapılaşmayı esas almak, riskli binaları önceden tespit etmek, afet planlarını hazırlamak, merkezi ve yerel yönetimler arasında koordinasyonu güçlendirmek ve toplumu afetlere karşı bilinçlendirmek de ?tek yürek? olmanın bir parçasıdır. Sonuç olarak, Türkiye'nin geleceği açısından ihtiyaç duyduğumuz şey yalnızca afet sonrasında ortaya çıkan duygusal birliktelik değil; bilim, hukuk, kamu sorumluluğu, toplumsal dayanışma ve ortak akıl temelinde kalıcı bir birlikteliktir. 6 Şubat'ın acıları unutulmamalı; ancak yalnızca acıları hatırlamakla yetinilmemelidir. Bu büyük felaket, daha güvenli kentler, daha güçlü kurumlar ve daha bilinçli bir toplum oluşturmak için kalıcı bir ders hâline getirilmelidir. Türkiye'nin yaralarını sarma gücü vardır. Bunun en önemli kaynağı da milletin dayanışma ruhudur. Dün olduğu gibi bugün de yaralarımızı sarabiliriz. Ancak gelecekte aynı acıları daha az yaşamanın yolu, gerçekten ?tek yürek? olarak hareket etmekten geçmektedir. 20.07.2023 Muzaffer Kalaba
Düzenleme: 09.08.2026 / 01:41
Kapat/(ESC)
Yorum Düzenleme

Yeni Üyeler

  • MahzungülünŞifası
  • sevvalgnd
  • _MaHzUn_
  • ozantmw
  • AdemMutlu
Kapat/(ESC)
Tavsiye
Adınız:
Sizin eposta adresiniz:
Alıcının eposta adresi:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
İletişim
Adınız:
Eposta adresiniz:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
Rastgele Şiir