Şiir Defteri

DEPREM SONRASI GELİŞMELER

Yazan: öğretmen
28.05.2023 / 00:00
507 kez görüntülendi
0 yorum yapıldı
Afet Yönetimi, Bilimsel Hazırlık ve Toplumsal Sorumluluk Üzerine Bir Değerlendirme Giriş Türkiye, jeolojik konumu nedeniyle deprem gerçeğiyle tarih boyunca karşı karşıya kalmış ülkelerden biridir. Özellikle Anadolu'nun aktif fay hatları üzerinde bulunması, ülkenin farklı bölgelerinde zaman zaman büyük ölçekli depremlerin meydana gelmesine neden olmaktadır. Bu nedenle deprem olgusu, Türkiye açısından yalnızca afet meydana geldiğinde hatırlanması gereken bir konu değil; şehirleşme, yapılaşma, kamu yönetimi ve toplumsal yaşamın bütününü ilgilendiren sürekli bir risk alanıdır. 6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş'ın Pazarcık ilçesinde saat 04.17 civarında meydana gelen 7,7 büyüklüğündeki deprem ve aynı gün saat 13.24'te Elbistan merkezli olarak meydana gelen 7,6 büyüklüğündeki ikinci büyük deprem, Türkiye'nin yakın tarihinde karşı karşıya kaldığı en ağır afetlerden birini oluşturmuştur. Söz konusu depremler başta Kahramanmaraş ve Hatay olmak üzere Kilis, Diyarbakır, Adana, Osmaniye, Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman ve Malatya'da büyük yıkımlara yol açmış; çevre illerde de şiddetli biçimde hissedilmiştir. Depremin geniş bir coğrafyada aynı anda etkili olması, arama-kurtarma, sağlık, ulaşım, barınma, gıda ve iletişim gibi temel hizmetlerin büyük bir baskı altında kalmasına neden olmuştur. Depremin hemen ardından çok sayıda yurttaş evlerini terk ederek açık alanlara yönelmiş, araçları bulunanlar ise günlerce araçlarında kalmayı tercih etmiştir. Özellikle kış koşullarının ağır olduğu bir dönemde meydana gelen deprem, barınma sorununu afet yönetiminin en acil başlıklarından biri hâline getirmiştir. Deprem Gerçeğini Bilimsel Olarak Anlamak Deprem, yer kabuğunda meydana gelen kırılmalar sonucunda açığa çıkan enerjinin sismik dalgalar aracılığıyla yayılmasıyla ortaya çıkan doğal bir olaydır. Halk arasında "zelzele" olarak da adlandırılan deprem, yerkabuğundaki fayların hareketleriyle ilişkilidir. Faylar, yer kabuğunu oluşturan kayaçların gerilme, sıkışma ve diğer tektonik süreçler sonucunda kırılması veya hareket etmesiyle oluşan jeolojik yapılardır. Bu hareketler sırasında açığa çıkan enerji, çevreye dalgalar hâlinde yayılır ve yeryüzünde sarsıntıya neden olur. Dolayısıyla deprem, insan müdahalesiyle meydana gelmesi engellenebilecek bir olay değildir. Ancak deprem ile deprem sonucunda meydana gelen yıkım arasında önemli bir fark bulunmaktadır. Depremin oluşmasını önlemek mümkün olmayabilir; fakat depremin insan hayatı üzerindeki yıkıcı etkilerini azaltmak mümkündür. Bunun yolu ise bilimsel araştırmalardan, doğru kentleşmeden, güvenli yapılaşmadan, etkili denetimden ve afet öncesi hazırlıktan geçmektedir. Türkiye'nin Deprem Riski Türkiye'nin Avrupa ve Asya kıtalarını birbirine bağlayan jeolojik konumu, ülkenin aktif tektonik kuşaklar üzerinde bulunmasına neden olmaktadır. Kuzey Anadolu Fay Hattı, Doğu Anadolu Fay Hattı ve Batı Anadolu'daki aktif fay sistemleri, Türkiye'nin önemli bölümünü deprem riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Bu gerçek, Türkiye'de kentleşme ve yapılaşma politikalarının deprem riski dikkate alınarak şekillendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Deprem riski bulunan bölgelerde yalnızca "deprem olacak mı?" sorusuna değil, "Deprem olduğunda kentlerimiz ne kadar dayanıklı olacak?" sorusuna da cevap aranmalıdır. Bu nedenle deprem bölgelerinin özelliklerinin bilimsel veriler ışığında belirlenmesi, zemin özelliklerinin ayrıntılı biçimde incelenmesi ve yerleşim alanlarının buna göre planlanması yaşamsal öneme sahiptir. Deprem Kader Değil, Yönetilmesi Gereken Bir Risk Alanıdır Depremin bir doğa olayı olduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır. Ancak deprem nedeniyle meydana gelen her ölüm ve yıkımın kaçınılmaz olduğunu ileri sürmek bilimsel açıdan doğru değildir. "Deprem kaderdir" veya "bu işin fıtratında var" şeklindeki yaklaşımlar, deprem öncesinde alınabilecek önlemlerin önemini azaltmamalıdır. Bilimsel bilgi, mühendislik uygulamaları ve doğru kamu politikaları sayesinde deprem kaynaklı can ve mal kayıplarının önemli ölçüde azaltılabileceği bilinmektedir. Dünyadaki farklı deprem deneyimleri de bu gerçeği ortaya koymaktadır. Deprem tehlikesi yüksek ülkelerde yapı güvenliği, zemin araştırmaları, şehir planlaması, erken uyarı sistemleri, afet eğitimi ve acil müdahale kapasitesi birlikte ele alınmaktadır. Bu nedenle Türkiye'nin temel sorunu depremin meydana gelmesi değil, deprem riskinin bilinmesine rağmen yeterli hazırlığın yapılıp yapılmadığıdır. Deprem Sonrası İlk Günler 6 Şubat depremlerinin ardından kamuoyuna açıklanan ilk veriler, afetin büyüklüğünü kısa sürede ortaya koymuştur. Depremin üçüncü gününde Kahramanmaraş'ta incelemelerde bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yaptığı açıklamada hayatını kaybedenlerin sayısının 8.574, yaralıların sayısının ise 49.133 olduğunu açıklamış; depremzedelerin sokakta bırakılmaması gerektiğini belirterek Antalya, Alanya ve Mersin gibi illerdeki otellerle görüşüldüğünü ve isteyen depremzedelerin bu kentlerdeki otellere yerleştirilebileceğini ifade etmiştir. Dördüncü günün sabah saatlerinde yapılan resmi açıklamalarda ise hayatını kaybedenlerin sayısının 12.873'e, yaralıların sayısının 62.937'ye yükseldiği ve 6.937 binanın yıkıldığı bildirilmiştir. Bu rakamlar, o tarihteki resmi açıklamaları yansıtmaktadır. Arama-kurtarma çalışmalarının devam ettiği ve binlerce insanın enkaz altında bulunduğu düşünüldüğünde, bilanço konusunda toplumda büyük bir endişe ve belirsizliğin oluşması da kaçınılmaz olmuştur. Burada dikkat edilmesi gereken temel nokta, afet sonrasında yalnızca rakamların açıklanmasının yeterli olmadığıdır. Afet yönetiminin başarısı; arama-kurtarma faaliyetlerinin hızı, sağlık hizmetlerinin erişilebilirliği, enkaz çalışmalarının koordinasyonu, barınma imkânlarının sağlanması, gıda ve su ihtiyacının karşılanması ve doğru bilgilendirme gibi çok sayıda unsurun birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Muhalefetin Eleştirileri Depremin ardından muhalefet partilerinin genel başkanları ve temsilcileri de deprem bölgelerinde incelemelerde bulunmuş; yaptıkları değerlendirmelerde deprem öncesinde gerekli tedbirlerin yeterince alınmadığını ve deprem sonrasında müdahalenin bazı bölgelerde geciktiğini ileri sürmüşlerdir. Bu eleştiriler, afet yönetiminin yalnızca siyasi tartışmalar üzerinden değil, kurumsal ve bilimsel bir perspektifle değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Afet dönemlerinde iktidar ve muhalefet arasındaki siyasi tartışmaların ötesinde, kamu kurumlarının hazırlık düzeyinin, müdahale kapasitesinin ve koordinasyon mekanizmalarının bağımsız biçimde değerlendirilmesi önemlidir. Çünkü afetlerin siyasi görüşü, parti tercihi veya toplumsal kimliği yoktur. Deprem karşısında bütün yurttaşlar aynı fiziksel riskle karşı karşıyadır. Bu nedenle deprem politikası, günlük siyasi tartışmaların üzerinde tutulması gereken bir kamu güvenliği meselesidir. Deprem Öncesinde Alınması Gereken Önlemler 6 Şubat depremleri, afet yönetiminde en önemli aşamanın aslında deprem meydana gelmeden önce başladığını bir kez daha göstermiştir. Bu çerçevede alınması gereken temel önlemler şu şekilde sıralanabilir: 1. Yerleşim alanları bilimsel ölçütlere göre belirlenmelidir. Yerleşim alanlarının belirlenmesinde zemin özellikleri, fay hatları, sıvılaşma riski, heyelan ve taşkın gibi doğal tehlikeler dikkate alınmalıdır. Deprem riski yüksek alanlarda yapılaşma konusunda bilimsel veriler esas alınmalıdır. 2. Zemin etütleri titizlikle yapılmalıdır. Gevşek, sıvılaşma riski yüksek veya yapılaşmaya elverişli olmayan zeminlerde gerekli mühendislik önlemleri alınmadan yapılaşmaya izin verilmemelidir. 3. Dik yamaçlar, vadiler ve yüksek risk taşıyan alanlar dikkatle değerlendirilmelidir. Yerleşim alanlarının seçiminde yalnızca arsa maliyeti veya kısa vadeli ekonomik çıkarlar değil, doğal afet riskleri de belirleyici olmalıdır. 4. İmar planlarına kesinlikle uyulmalıdır. Konut ve yapılaşmaya ayrılmayan alanlarda kaçak veya mevzuata aykırı yapılaşmaya izin verilmemeli; ruhsatlandırma ve yapı denetim süreçleri etkili biçimde uygulanmalıdır. 5. Yapı denetimi bağımsız ve etkin hâle getirilmelidir. Bir yapının güvenliği yalnızca inşaat tamamlandıktan sonra değil, projesinden başlayarak bütün aşamalarda denetlenmelidir. Yapı denetimi, herhangi bir siyasi veya ekonomik baskıdan bağımsız biçimde yürütülmelidir. 6. Deprem anında yapılması gerekenler toplum tarafından bilinmelidir. Afet eğitimi yalnızca kamu personeline değil, toplumun bütün kesimlerine ulaştırılmalıdır. Okullarda, işyerlerinde ve kamu kurumlarında düzenli deprem tatbikatları yapılmalıdır. 7. Deprem sonrası arama-kurtarma kapasitesi sürekli hazır tutulmalıdır. Eğitimli personel, arama-kurtarma ekipmanları, sağlık ekipleri, lojistik merkezler ve ulaşım planları deprem meydana gelmeden önce hazırlanmalıdır. Deprem Sonrası Müdahalenin Önemi Deprem sonrasında geçen her dakika büyük önem taşımaktadır. Özellikle enkaz altında kalan insanların kurtarılabilmesi açısından ilk saatler kritik bir dönemdir. Bu nedenle afet sonrasında müdahale mekanizmasının önceden hazırlanmış planlar doğrultusunda hızlı, koordineli ve bilimsel biçimde işletilmesi gerekir. Merkezi yönetim, yerel yönetimler, AFAD, sağlık kuruluşları, itfaiye, arama-kurtarma ekipleri, Türk Silahlı Kuvvetleri, sivil toplum kuruluşları ve gönüllüler arasında etkili bir koordinasyon kurulması büyük önem taşımaktadır. Ayrıca afetin yalnızca ilk birkaç gününü değil, haftalar ve aylar sonrasını da kapsayan uzun vadeli bir planlama yapılmalıdır. Çünkü depremzedelerin ihtiyaçları enkazların kaldırılmasıyla sona ermemektedir. Barınma, sağlık, eğitim, psikososyal destek, istihdam, ulaşım ve ekonomik yaşamın yeniden kurulması, afet sonrası iyileşme sürecinin temel başlıklarıdır. Sonuç 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremler, Türkiye'nin deprem gerçeğini bütün ağırlığıyla yeniden gündeme taşımıştır. Yaşanan büyük yıkım ve can kayıpları, yalnızca depremin büyüklüğü üzerinden açıklanamayacak kadar kapsamlı bir toplumsal ve yönetsel sorunu ortaya çıkarmıştır. Deprem bir doğa olayıdır. Yağmur, fırtına, kasırga ve benzeri doğal olaylar gibi depremin meydana gelmesini bütünüyle engellemek mümkün değildir. Ancak insanların yaşam alanlarını güvenli hâle getirmek, yapıların depreme dayanıklı olmasını sağlamak, bilimsel kentleşme politikaları uygulamak ve afet sonrasında hızlı müdahale kapasitesi oluşturmak mümkündür. Bu nedenle deprem konusunda temel yaklaşımımız "deprem olduğunda ne yapacağız?" sorusuyla sınırlı kalmamalıdır. Asıl soru, "Deprem olmadan önce ne yaptık?" olmalıdır. Deprem öncesi, deprem sırası ve deprem sonrasında alınacak önlemler birbirinden bağımsız değildir. Bunlar, birbirini tamamlayan bütüncül bir afet yönetimi sisteminin parçalarıdır. Türkiye'nin artık depremi yalnızca meydana geldiğinde konuşan bir ülke olmaktan çıkması gerekmektedir. Deprem riski bulunan bütün kentlerde yapı stoku yeniden değerlendirilmeli, riskli binalar bilimsel yöntemlerle tespit edilmeli, imar uygulamaları denetlenmeli ve kentlerin afetlere dayanıklılığı artırılmalıdır. Sonuç olarak, depremi önleyemeyebiliriz; ancak depremin felakete dönüşmesini önlemek için elimizde çok güçlü araçlar bulunmaktadır. Bilimin, mühendisliğin, hukukun, kamu yönetiminin ve toplumsal dayanışmanın birlikte hareket ettiği bir sistem kurulduğunda, doğal bir olay olan deprem nedeniyle yaşanan kayıpları büyük ölçüde azaltmak mümkündür. Dileğimiz, 6 Şubat 2023'te yaşanan büyük acıların Türkiye'nin geleceği için kalıcı bir ders hâline gelmesi; gerekli önlemlerin yalnızca afet sonrasında değil, afet meydana gelmeden önce alınmasıdır. Çünkü gerçek anlamda başarılı afet yönetimi, enkaz altında insan aramakla değil, insanların enkaz altında kalmasını önlemekle başlar. Muzaffer Kalaba 11.07.2023
Düzenleme: 09.08.2026 / 01:32
Kapat/(ESC)
Yorum Düzenleme

Yeni Üyeler

  • MahzungülünŞifası
  • sevvalgnd
  • _MaHzUn_
  • ozantmw
  • AdemMutlu
Kapat/(ESC)
Tavsiye
Adınız:
Sizin eposta adresiniz:
Alıcının eposta adresi:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
İletişim
Adınız:
Eposta adresiniz:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
Rastgele Şiir