...
Aradan iki gün geçmişti. Feryal hanım ile Sevilay, anne kız kahve içerlerken, telefon geldi. Feryal hanım, telefonuna baktı; Tuğra arıyordu.
-Kim o, anne?
-Eski arkadaşlardan. Sonra dönerim ben ona.
-Hm, tamam...
Feryal hanım, aramayı reddetti. Sonra telefonu mesaj bildirimi ile aydınlandı.
Tuğra:
[Feryal, neden açmıyorsun?] 13.57
-[Çünkü; Sevilay yanımda.] 13.58
Tuğra:
[Ve hala konuşmadın mı çocuklarla?] 13.58
-[Daha üç günüm var. Beni rahat bırakır mısın?] 13.58
Tuğra:
[Sana iyilik yapıyorum Feryal.] 13.58
[Kalan üç günün de geçtiğinde, ben anlatacağım her şeyi.] 13.59
-[Ama daha zamanım var. Neden sakin olamıyorsun?] 14.01
Tuğra:
[Peki, sen neden bu kadar sakinsin?] 14.01
[Çocuklara alıştıra alıştıra anlatsan, daha iyi olur bence. O yüzden, şimdiden konuyu aç derim.] 14.01
-[Çocuklara, neyi, ne zaman, nasıl anlatacağıma, sen mi karar vereceksin?] 14.02
Tuğra:
[Çocuklarımı hemen görmek istediğim için, evet; ben karar veriyorum.] 14.02
-[Öyle mi, Tuğra bey?!] 14.03
Tuğra:
[Evet öyle, Feryal hanım.] 14.03
Sevilay'ın gözü, annesindeydi. Feryal hanımın elleri sürekli klavyede, yüz ifadesi ise değişmişti.
-Ya, iyi ki annemle bir kahve keyfi yapalım dedik. Arayan arayana, soran sorana...
-Hı?
Sevilay güldü.
-Anne, duymuyorsun bile beni. Kim bu, bu kadar dalmışsın?
-Ablan yemek tarifi sormuştu da, ona yazıyorum.
-Hangi yemek?
-Menemen...
-Ne?
Sevilay, kahkahalarla gülmeye başladı.
-Ben sahanda yumurtaya, 'yemek' dediğim zaman dalga geçiyorsun. Ama benim evli ablama, "menemen yemeği" tarifi mi veriyorsun?
-Evet...
-Suratın niye değişti? Onu da mı yaktı yoksa?
Feryal hanım, Sevilay'a bir şey belli etmemek için onunla güldü.
-Anne, hangi yemek ya? Dalga geçme.
Feryal hanım, kafası dolu olduğu için, aklına ilk geleni söylemişti... İçinden 'Salak kafam...' diye geçirdi.
-Kabak mücver tarifi veriyordum ya...
-Hmm, güzel... Anne, ben bugün dışarı çıkabilir miyim?
-Nereye gideceksin?
-Bahar'la konuştuk da, sahile gideriz diye düşünmüştük.
-Ayy... Ben, sana söylemeyi unuttum. Kız bana, "Sevilay'a ulaşınca söyle, beni arasın." demişti.
-Sorun yok ya. Konuştuk biz. Çıkabilir miyim peki?
-Çıkabilirsin. Geç kalmıyorsun ve kendine dikkat ediyorsun.
-Ezberledim annee...
-Anlamadım?
-'Tamam annem, sen ne dersen o' dedim.
-Aferin.
Sevilay, annesinin yanağına bir öpücük kondurdu. Odasına çıkıp hazırlandı. 20 dakika sonra aşağıdaydı.
-Anne, ben çıkıyorum. 7 gibi dönerim.
-Tamam, dikkat et.
-Tamam.
-Aradığımda duy.
-Bakarız...
-Sevilay!
-Tamam anne ya... Hadi görüşürüz.
-Görüşürüz.
Sevilay gitti ve Feryal hanım yine düşüncelere daldı.
-Hadi Sevilay'ı ikna ettim diyelim. Ayça düzenini bozup da gelmez ki İngiltere'ye...
Tuğra, tekrar arıyordu. Feryal Hanım, sinirle söylendi;
-Ne var be, ne var?! Ne istiyorsun?
Sonra telefonu açtı.
` -Ne oldu, ne istiyorsun?
` -Sana zaman vermekten vazgeçtim. Eğer, benim yarın çocuklarla buluşmamı sağlamazsan, çocuklarla hemen konuşacağım!
` -Tuğra, sen ne biçim bir adama dönüşmüşsün ya?! Bu senin olduğu kadar, benim de geçmişim!
` -Ben değişmedim. Her şeyin tek suçlusu senken, nasıl davranmamı bekliyorsun?
` -Tuğra, bu benim de geçmişim. Ve çocuklara açıklama yapabilmem için zamana ihtiyacım var.
` -Feryal, bunca zaman çocuklara yalan söyledin. Kolay olmaz tabii gerçekleri itiraf etmek. Ama ben de, Sevil bana 'Baba' demeden ölmek istemiyorum.
` -Sevil değil onun ismi. Sevilay!
Tuğra, acı acı güldü...
` -Demek öyle...
` -Evet, öyle... Sen, sadece kendini düşünüyorsun! Bir anda anlatırsam, çocuklar çok kötü etkilenecek.
...