GÖNÜL ERBABI
Anadolu insanımız, gerçek anlamıyla hayatın Kurmay'larıdır. Yaşadıklarını okadar muhteşem an
latırlarki, günlük konuştukları kelimeleri, gönülleri okşayacak şekilde sıralayarak, cümlelerde, ahen
gin zirvesine ulaşırlar. Ali Kızıltuğ'un şiirinin ilk
dörtlüğüne bakalım
Değirmenim terse döndü bu sene,
Bulguramı yanam ben, unamı yanam.
Yar sılada kanser, ben burda verem,
Ben banamı yanam, onamı yanam.
Dert, ancak bukadar güzel anlatrılır. Geçim kaygı sı, sevda sızısı, gönül imbiğinden geçince, böyle oluyor.
Ya Aşık Veysel'in ömür tarifindeki zerafetine ne demeli?
Uzun ince bir yoldayım,
Gediyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gediyorum gündüz gece.
Bu nasıl bir güzelliktir, insan ömrün, bukadar an
lamlı ve şükrederek yaşanması gereken bir süreç olduğunu anlıyor.
Zamanında, Elaziz'in bir köyü olan Hüseynik'ten Harput'a görevi için yaya giden; köyün en yakışık
lı ve cevval delikanlısı Âkif efendi, yolda kalp krizi geçirerek vefat eder. Buna çok üzülen hemşehrile
ri, şu mısralarla ağıt yaparlar;
Hüseynik'ten çıktım şeher yoluna
Can ağrısı tesir etti koluma
Yaradanım merhamet et kuluna
Yazık oldu yazık, şu genç ömrüme
Bilmem şu feleğin bana cevri ne.
Gönül erbablarının şiirlerle anlattıkları biçok hal ve hayat, gönülleri sızlattığında, ağıtlaşarak ilden ile gönülden gönüle taşınmıştır.
Bizden birirleri olan bu çarıklı erkân, sadece mısralarla değil, çok düdşündürücü cevaplarıyla da, düşünce ve gönül seviyemizi yükseltirler. Bir örnek vermek gerekirse;
Fi tarihinde siyah beyaz TV zamanı, bir röpörtajcı orta Anadolu'nun şirin bir ilinde sokakta rastladığı bir akil vatandaşa soruyor, Devlete karşı olup, sokaklarda anarşi oluşturan kalabalığı nasıl görü yorsunuz? Cevap çok güzel ve düşünüldüğünde, doğruyu gösterir niteliktedir.
?Allah'la guleşilmez?
İşte biz, bukadar güzel, akıllı ve saygıdeğer bir Milletiz, gerisi lafı güzaf.