Şiir Defteri

OLGU NEDİR OLAY NEDİR FELSEFE NEDİR SAVIM (DENEME)

Yazan: Birturkbilgesi
08.06.2019 / 01:15
231 kez görüntülendi
0 yorum yapıldı
Gerçekte 'olgu' felsefeye sokulmuş ya da sokulmaya çalışılan gereksiz, saçmasapan şeylerden biridir. 'Olgu' sözcüğünü anlamak için açık ki felsefe tarihinin önderi olmuş olan Batının buna ne dediğine bakmak gerekir çünkü bu işi Türklerin başlatmadığı açık; Batı 'olgu'ya Türkçe yazılışı ile 'fenomen' diyor ve Türkçe ile 'görüngü', 'duyularla algılanabilen; denenebilen olay ve nesne şey' demekmiş. Fenomen terimi ilk kez 1764 yılında Lambert tarafından kullanılmış, sonra Kant 'Duyularla algılanabilen şey' demek olarak kullanmış; sonra Fichte, Hegel de birtakım katkılarla 'fenomen'i kullanmışlar; Husserl ise 'Fenomen nesnelerin özüdür' demiş yani fenomen ya da olgu demek nesne demek yani insan iradesi dışında, insandan bağımsız olarak kendiliklerinden var olmuş şeyler demek; yani bu tanımlarla bile evliliğin olgu olmadığı açık yani 'Ayşe'nin evlenmesi olay, herkesin evlenmesi olgudur' diye bir saçmalık yok, yani bu durumda 'Fıransız/Fransız devrimi olaydır, devrim olgudur' diye bir saçmalık da yok. Yani Batılı kuyuya bir taş atıyor, felsefe bildiğini, felsefeden anladığını sanan kırk Türk de taşı çıkarmak için uğraşıyor gibi bir durum var ortada açıkçası. Yani 'Olgu nedir, olay nedir?' gibi şeyler felsefeyi ilgilendirmeyen, felsefenin sormadığı ve sormayacağı şeylerdir çünkü felsefe 'Olgu nedir, olay nedir; şu olgu mudur, bu olay mıdır?' diye sormaz; felsefe örnek ki 'Bu hastalığı yapan şey nedir, ve çözümü nedir?', 'Suçlu acaba gerçekten suçlu mudur?', 'Yoksulluğun nedeni nedir, ve çözümü nedir?', 'Bana şu sorunu çöz', 'Bana bu şeyi açıkla' diye sorar yani felsefe tarih, mazi, magazin, geyik, lafsalatası(laf salatası) yapmaz, bilim yapar ancak bilimi somut olarak değil soyut olarak yani mantıkla yapar çünkü sorunlar ve çözümleri herzaman(her zaman) somut olmazlar yani felsefe gerçekte 'Soyutluk, olasılık, bilgelik ve çözüm bilimi'dir yani felsefe felsefecilerin ortaya attıkları kavramları tartışmak yeri değil bilim ve çözüm yeridir yani örnek ki mahkemeler hukuki terimleri mi tartışıyorlar yoksa gerçekleri, doğruları açığa çıkarmak için mi uğraşıyorlar, felsefe de işte böyle birşeydir; yani Fıransız(Fransız) devrimi olgu olsa ne olur, olay olsa ne olur, felsefe böyle şeylerle uğraşmaz, felsefe 'Fıransız devirimi'nin(devriminin) nedenleri ve sonuçları nedir?' diye sorar, 'Fıransız devirimi olgu mudur, olay mıdır?' diye değil; işte bu anlaşılamadığı için ülkemizde gerçek, doğru felsefe öğretilmiyor ve 200 üniversite olmasına karşın düşünürler, alimler, alimeler, bilgeler yetişmiyor, felsefe diye yapılan iş 'Batılı ne demiş, şu ne demiş, bu ne demiş?' geyiğidir, sonra da açık ki felsefe öğretmek ve felsefe öğrenmek bir halta yaramaz; felsefenin işi felsefe tarihini, felsefecileri izlemek değildir, bilim yapmaktır, olasılıkları ortaya koymaktır, çözüm üretmektir, felsefenin efendisi Batı değil felsefedir. Yani kim 'fenomen'e 'olgu' demişse felsefe adına yanlış bir zeka olmuş çünkü görülmekte ki 'fenomen'e 'olgu' demiş Türkler bile bu işin içinden çıkamamakta yani sorun dil felsefesini, dil bilimini, dil mantığını, dil matematiğini ve Türkçeyi iyi ya da doğru bilmeden sözcük üretmekte, türetmekte. Yani Lambert 'fenomen' dedi diye fenomen denilmek zorunda değil; başka birşey de denilebilir, örnek ki 'nesnel gerçeklik' te denilebilir ve daha anlaşılır olur. İşin bir tuhafı da fenomen sözcüğüne 'görüngü' diyenler de vardır, 'olgu' demek yerine. Yani önce şuna bakmak gerekli: Böyle bir kavrama gerek var mı, varsa neden var çünkü felsefe keyif yeri değil, felsefede herşeyin bir nedeni, gerekçesi, mantığı, gerçekliği, doğruluğu olmalı yani felsefe sanal bir dünya değil gerçekçi bir dünyadır, ve abuksubuk işlerle uğraşmaz, ciddi bir bilimdir yani astroloji gibi birşey değildir. Olgunun tanımından çıkan sonuç şu ki olgu, özetle, doğanın yani insandan önce var olmuş olanın yani maddenin özelliğidir; olay ise insanın özelliğidir yani olgu olaydan önce, önde ve üstündür. Bir geminin yönünü değiştirmek olaydır ancak dünyanın yönünü hiçkimse(hiç kimse) değiştiremez yani olgu varlığı ya da yokluğu insanın, insanlığın elindeolmayan(elinde olmayan) şeydir; olay ise inanın, insanlığın elindeolan(elinde olan) şeydir. Yani yalnızca insanın elinde olmaması yetmez, insanlığın da elinde olmaması gerekir olguda; yani bir ülkede insanların evlenmeleri olaydır ancak o ülkede zorunlu olsa da yani evlenenlerin ellerindeolmasa(ellerinde olmasa) da evlilik olgu değildir. Yine bir örnek: Suç işlemek olaydır ancak suç işleyenlerin mutlaka yargılanmak zorunda olmalarına karşın yargı, hukuk, anayasa, kanunlar, mahkemeler olgu değildir; bu açıdan felsefe için birşeyin somut ya da soyut olması değil 'var olması' önemlidir yani felsefe yalnızca deliler de görülüyor diye birşeyle ilgilenmemezlik etmez, birşey varsa nerede olursa olsun ilgilenir. Yani olgu(fenomen) tanımına göre Fıransız(Fransız) devrimi olaydır, olgu değil; ancak devrim de olgu değil olaydır; ancak doğadaki, insandaki, maddedeki evrim olgudur yani özetle devrim olaydır, evrim olgudur yani evrim ve devrim farklı, ilgisiz şeylerdir gerçekte, bu nedenle ki devrimler yıkılabilir de, tersine dönebilir de, yanlışa yolaçabilir(yol açabilir) de ancak doğanın ve insanın yani maddenin evrimi asla yanlışa yolaçmaz(yol açmaz) yani devrim yapıyorsa yaptıkları yanlış olabilir ancak evrim yapıyorsa yaptıkları mutlaka yanlış değildir. Bu nedenle ki insanların, toplumların, insanlığın devrimci olmak yerine evrimci olmaları hem doğru varoluşları açısından hem de akıl-ruh sağlıkları açısından zorunludur ki bunun anlamına bir örnek ise eşcinselliğin, zinanın, fahişeliğin ve çıplaklığın yani ahlaka aykırılığın, ve örnek ki astrolojinin, medyumluğun, dini inançların yani bilime aykırılığın gerçekte özgürlük yani doğru yani evrim olmadığıdır, evrime karşıtlık, evrime zıtlık olduğudur. Olgu ve olay konusunda bir gerçek de şudur: İkisi için de 'ol-mak' zorunludur çünkü fenomenin tanımına göre fenomen duyulara yansımak zorundadır yani açık ki fenomen kavramı algıcılık kokmaktadır yani 'Algılıyorsan vardır, algılamıyorsan yoktur' biçimindeki yanlış ve kötü mantık. Yani fenomen tanımına göre; kendi halinde sessiz, sakin duran; kimseye zararı olmayan bir virüs ya da virüsler olgu değildir çünkü birşey oldurmamaktadırlar yani bir hastalık yani bir algı yaratmamaktadırlar yani 'ol'ları yoktur yani dışavurumları yoktur yani dışlarında bir değiştirimleri yoktur ancak hastalığa neden olduklarında ani dışlarında, çevrelerinde bir değişime neden olduklarında olgu olurlar çünkü hastalığı yani birşeyi 'ol'durmuşlardı yani virüsler kendi hallerinde iseler yalnızca nesnel gerçekliktirler, hastalığa neden olduklarında ise olgudurlar çünkü 'olgu' sözcüğü 'ol'u içermektedir yani olgu sözcüğü, kavramı, terimi 'ol'u içermeden olmaz yoksa olgu değil 'durgu' olur, kendi halinde duran virüs de olgu değil durgudur zaten. İnsanlar hiç üremek istemeseler, üremeseler de üreme bir olgudur çünkü doğada vardır; insanlar ise üremezlerse yani örnek ki kendilerini kısırlaştırırlarsa üreme onlarda gerçeklik olarak bulunur ancak olgu olmaz çünkü olgu demek hem nesnel olan, hem iradedışı olan yani yani varlığı da, yokluğu da, süresi de insanın keyifine/isteğine bağlı olmayan hem de 'olmuş olan şey' demektir; yani olay milyon kişi yapıyor diye olgu olmaz, bu nedenle de evlilik olgu değildir, örnek ki toplumsal kurumdur, geleneksel kurumdur, töresel kurumdur, hukuksal kurumdur ancak olgu değildir. Şuna da dikkat etmek gerekir: Türkçede '-gu, -gü, -gı, -gi- ga, -ge' son ekleri ya doğrudan nesnellik, doğrudan nesne ya insanın elindeolmayanlık(elinde olmayanlık) olarak ya da bir varlığa yöneliklik olarak nesnellik belirtir ya da içerir; örnek ki kargı, burgu, sürgü, olgu, vurgu, döngü, söngü, süngü, duygu, kaygı, vargı, yargı, sargı, salgı, yangı, sevgi, dergi, sezgi, vergi, yergi, saygı, çalgı. Yani 'olgu' sözcüğünün biçimine bakarak bile 'olgu'nun 'algıya yansıyan doğal ya da nesnel olay' olduğu yani 'olay'ın doğadaki halinin anlatılmak istenildiği anlaşılabilir ki zaten ne olduğu ne olmadığı felsefe açısından hiç önemli değildir, büyük Rus düşünürü(filozofu) Lenin'in de dediği gibi 'Gerçeğin ölçüsü/ölçütü pıratiktir/pratiktir' yani çözümlerdir yani felsefe demek lafazanlık değil çözümdür; çözüm üretmeye çalışmayan felsefe, felsefe değildir; çözüm üretmeye çalışmayan felsefeci de felsefeci değildir, Bruce Lee'nın 'Karatede kuşak ancak donu tutmaya yarar' demesi gibi felsefe tarihi, felsefe mazisi, felsefe magazini, felsefegeyiği(felsefe geyiği) üzerine felsefe diploması da ancak saçmalamaya yarar yani özetle 'İş arayan bir felsefeci de, işsiz bir felsefeci de felsefeci değildir' yani ne demek, çözüm üretmeye çalışması gerekenin çözüm beklemesi, çözüm istemesi; yani gerçek, doğru felsefecinin işsiz kalsa da, aç kalsa da işi herzaman vardır o da toplumun, insanın, insanlığın, ülkesinin sorunları üzerine çözüm üretmeye çalışmaktır yoksa Diyojen'in sarayda yaşamak yerine fıçıda ne işi vardı; felsefeci iş aramaz, iş yaratır, yani düşünün, ülkede en az bin felsefe bölümü mezunu vardır, devlet bize iş versin diye bekliyorlardır, bir araya gelip bir blog(blog) sitesi bile kuramıyorlar yani felsefe çözümdür, çözümsüzlük değil, öyle ise demek ki bu ülkede felsefe öğretilmiyor, felsefe diye saçmasapan şeyler öğretiliyor; felsefeci 'Armut piş, ağızıma(ağzıma) düş' yapmaz, üretir; ben niye, üniversite mezunu olmama karşın hamallık, işportacılık, köy köy dolaşıp radyo-televizyon tamirciliği bile yapdım(yaptım), yollarda hem yürüdüm hem notlar aldım, 'Bir de katilim oldun İzmir' şiirimi birebir(bire bir) yaşayıp yazdım; çünkü felsefenin ve felsefecinin ne demek olduğunu ve bu dünyada hiçbirşeyin doğru yolda olmadığını ve hiçbirşeye boyuneğmemem(boyun eğmemem) gerektiğini biliyordum; insanlık, gerçekler, doğrular kazansın diye, kendi adıma zaferler kazanmak yerine yenilgime koştum hep çünkü yenilgileri taşıyamayanlar gerçekleri ve doğruları da taşıyamazlar, ve özgürlüğe, yenilmek de dahildir; felsefeci saray verilse bile almaz, gider kulübede yaşar, pirzola verilse bile almaz, gider kuru ekmeği alır çünkü felsefeci insanlığın gerçek önderi ve gerçek örneğidir. Felsefe öyle kolay birşey değil bak adam fıçıda yaşıyormuş, hem 'ham hum' hem felsefecilik olmaz; felsefe öğrenmeden önce, 'Felsefeci nasıl olur?'u öğrenmek gerekir; bu nedenle ki dini inançları öğrenmeden önce de peygamberini, peygamberlerinin kişiliklerini, ruhlarını, amaçlarını, özlerini öğrenmek gerekir. Felsefeci insan önce nefsi terk etmelidir çünkü nefs hem en büyük cehalettir hem de her kötülüğün hem nedeni hem amaçıdır; 21. yüzyılda sigara, içki içen, ortalıkta bikini, mayo, moda ile dolaşan insandan ise hiç felsefeci olmaz; felsefe hem nefssizliktir hem insanlığın yanlış, kötü, akıldışı, ahlakdışı halinden utanmaktır hem de kendi yanlışlarından, zaaflarından insanlık önünde utanmaktır da. Yani önerim ki felsefe öğrenmek konusunda bu okullar, üniversiteler yerine Tibet manastırılarında(manastırlarında) felsefeye daha yakın olursunuz. Felsefeden anlamak için, felsefe öğrenmek için dil felsefesi, dil bilimi, dil mantığı, dil matematiği de bilmek gerekir; bunlara ek olarak Türkler de Türkçe de bilmek yani doğru Türkçeyi doğru bilmek zorundadırlar ancak ne yazık ki dünyada henüz doğru din, doğru felsefe, doğru bilim, doğru üniversite, doğru eğitim, doğru devlet, doğru vatan, doğru ülke, doğru toplum, doğru halk, doğru millet, doğru hukuk, doğru medya, doğru sanatçılık, doğru Atatürkçülük, doğru komünistlik, doğru milliyetçilik olmadığı gibi, henüz doğru Türkçe de yok, Türkçe olduğu varsayılan, Türkçe diye dayatılan bir dil var yalnızca, bu da Türkler adına acı bir gerçek oysa dahi Atatürk doğru Türkçe için doğru adımlaratmışdı(adımlar atmıştı); Osmanlıcılar, Arabçılar, Amerikancılar, Avrupacılar, Batıcılar, yabancı hayranları bu adımları yok ettiler; yani Türkiye'de ilk yapılması zorunlu olan şeylerden birincisi Türkiye'yi felsefe, bilim, ve Dini tanımlayan Din hadisileri üzerine kurmak; siyaseti, özel sektörü, akıldışılığı ve ahlakdışılığı insanlıksuçu(insanlık suçu) yasaklamak; ve dil felsefesi, dil bilimi, dil mantığı ve dil matematiği üzerine doğru, bilimsel, gerçekçi, evrensel bir Türkçe kurmaktır, gerisi fasafisodur. Yani kendi diline sahip çıkmayan insanlar, milletler, ülkeler, devletler felsefeyi de, bilimi de, dini de, demokrasiyi de, laikliği de, gerçekleri de, doğruları da doğru ya da iyi anlayamazlar. Zaten kendi diline sahip çıkmamak sorumsuzluk, yozluk demektir ki bu da felsefeye, bilime ve dini tanımlayan Din hadisileri'ne aykırıdır. Yani bu ülkede vizyon, misyon, aktivite, hijyen, etik diyenler; çocuklarına Türkçe değil de yabancı adlar koyanlar olguyu, felsefeyi, bilimi, dini, Atatürk'ü, milliyetçiliği, komünistliği nasıl doğru anlayacaklar; yok mu senin dilinde, Türkçede o sözcüklerin yerli karşılıkları, yoksa bugüne kadar sen ne yapdın(yaptın)? Haydi, diyelim ki olanakların yoktu radyoyu, televizyonu, otomobili, uçağı, bilgisayarı, interneti, çamaşır makinasını, buzdolabını, bulaşık makinasını(makinesini) sen icat edemedin ey Türk; ya sen daha kendi dilini icat edemiyorsun, kendi dilini de mi icat etmeye olanağın yok; öyle bir Türkiye olduk ki Türkçeyi bile yabancı sözcüklerle konuşmak, yazmak zorundayız, yanlış değil mi bu? Türkiye sizden aya, Mars'a, Venüs'e, Jüpiter'e gitmenizi değil; önce doğru Türkçeyi yaratmanızı, oluşturmanızı, icat etmenizi istiyor; ne yanı Arabça, Farsça, İbranice, Batıca adlar koyduğunuz çocuklarla mı Türkçe yapacaksınız, akıl gülmez mi bize? Demek ki önce; Türkler Türkçe olmayan adlarını değiştirmeliler ve kendilerine Türkçe adlar koymalılar, bunun için de devlet destek, yardımcı, özendirici, aydınlatıcı, bilgilendirici, ödüllendirici olmalı ancak bu durum kuşkusuz Osmanlı hayranı, Arab hayranı, Batı hayranı siyasi partilerle, siyasetçilerle olmaz yani demek ki bu ülkeye önce felsefe, bilim, Din hadisileri ve Türkçe yolunda düşünür(filozof), alim, alime, bilge, aydın, bilimsel, mantıklı, tutarlı, gerçekçi yöneticiler gerekli yoksa seçimler havandasudöğmekten(havanda su döğmekten) başka birşey olmaz ki bakın zaten Atatürk'ün on yılda yaptığını siyasetçiler 50 yılda yapamadılar daha, bin yıl geçse de yapamazlar çünkü felsefeden, bilimden, Din hadisileri'nden ve Türkçeden uzaklar. Felsefe bilen insan önce nefsi terk eder. Hem nefse köle olup hem de felsefe yaptığını söyleyen insan felsefe değil geyikyapıyor(geyik yapıyor) demektir. Sorunlara çözüm üretmeye çalışmayan felsefe, felsefe değildir; sorunlara çözüm üretmeye çalışmayan felsefeci de felsefeci değildir. Hem bilgisayar kullanıp hem de bilgisayarın ne olduğunu, nasıl çalıştığını, neresinde ne olduğunu, sorunlarının nasıl çözülebileceğini bilmeyen insan; felsefe diploması olsa da felsefe bilmiyor demektir. Felsefe sorunlara, yaratıcılığa, üretmeye ve olasılıklara ilgisizliği asla içermez. Felsefe demek insanın, insanların, halkın, toplumun, milletin, ülkenin, vatanın, insanlığın, dünyanın, bilimin, teknolojinin sorunlarını anlamak, hiçbir ayrıntıyı gözdenkaçırmamayagözden kaçırmamaya) çalışmak, her ayırıntıyı(ayrıntıyı) önemsemek, her olasılığı düşünmeye çalışmak ve çözüm üretmeye çalışmaktır; öyle ki 21. yüzyılda, şiir yazamayan, öykü yazamayan, masal yazamayan, hiçbir halttan anlamayan, herşeyi incelemeye çalışmayan, radyonun nasıl çalıştığından bile anlamayan felsefeci olmaz; 21. yüzyılda, sigara, içki içip insanlara, toplumuna, insanlığa yanlış, kötü örnek olan felsefeci de olmaz çünkü felsefe yalnızca bilmek değil sorumluluk ve doğru, iyi örnek olmaktır da. Tarihte iki önemli felsefeci vardır: Biri, felsefeyi fıçıya sokan Diyojen, biri de felsefeyi sokaklara indiren Marx'tır; onların dışında felsefe saraylardadır, geyiklerdedir. Yani felsefeyi 'Civciv mi yumurtadan çıkar, yumurta mı civcivden?' durumuna getirmeyin çünkü felsefenin daha önemli, daha anlamlı işleri var. Dünyada ne kadar bela varsa çaresizlik içindeki üstüme geldi. Yok öyle, bir diplomaya felsefe. Bin belayı aşana var ancak felsefecilik. Felsefeci olmak istiyorsan, koparılacağını bile bile gül olacaksın. Toplum içinde kişneşip, günü gün edip, moda takılıp, nefse batıp felsefe olmaz, felsefeci olunmaz; felsefeci nefssiz ve inzivada olmalıdır. Felsefe öğrenmek için bir ömür verilir ancak felsefeci biravuç(bir avuç) yıl kadar, hayatın son demlerinde olunur; felsefe 1 gıram(gram) altın bulmak için koca bir dağı elemek, küçücük de olsa bir emaneti sahibine verebilmek için bin yıl yürümek gibidir çünkü felsefe güven, güvenilmek, güvenilir olmak, dürüstlük de ister yani ahlak ve vicdan da ister. Sonra neymiş; Batı birşey yumurtlamış; yumurtaymış mı, taş mıymış mı, neymiş mi? Böyle felsefe olmaz, böyle felsefeci olunmaz; felsefenin de, felsefecinin de yönü Batı değil bilim ve insanlıktır. Yani 'Kavramları bildin, felsefe tarihini bildin, al felsefe diplomanı' yok felsefede. Felsefeyi yalnızca tırnaklarınla değil; gözyaşlarınla, acılarınla, çaresizliklerinle, yokluklarınla, umutsuzluklarınla, yalnızlıklarınla, kimsesizliklerinle, ruhunla da kazıyacaksın, ve önce dil felsefesi, dil bilimi, dil mantığı, dil matematiği, ve Türkçeyi öğreneceksin. Marx demiş 'Gerçek yalınkat değildir', Lenin demiş 'Gerçeğin ölçüsü pıratiktir', Muhammed demiş 'Din bilim, ahlak, nefsizlik ve inzivadır' diye; bir de Türkçeyi ekle; dördünün arasında gez dolaş, ara, bul işte. Korkma yemezler seni. Felsefecinin ömürü(ömrü) bir ömür değil, bir ömürün(ömrün) sonu kadardır çünkü felsefe öğrenmek, felsefeyi anlamak oldukça zordur, ve deneyim yani, yaşlanmak ta ister; yani felsefe sabırlı olanların ve hayatta kaybetmek(yitirmek) isteyenlerin işidir, yani felsefe der ki 'Bana hayatını ver, sana felsefeyi vereyim'. Felsefe kendine bir nokta seçmek ya da kendine birdünya(bir dünya) seçmek değil; felsefe merkezli bir evren çizmektir. Evrende ilah olsaydı, o ancak felsefe olurdu. Ölüm felsefeciye 'İnsanlığa ne verdin?' diye sorsa 'Hayatımı' yanıtını alır. Necdet Gürçiftçi Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge İnternette yayınlandığı zaman: 8.6.19/01.15
Düzenleme: 08.06.2019 / 01:19
Kapat/(ESC)
Yorum Düzenleme

Yeni Üyeler

  • gamzelinka
  • birbulutgibisin
  • Sessizşair
  • alidemiral
  • karvakti
Kapat/(ESC)
Tavsiye
Adınız:
Sizin eposta adresiniz:
Alıcının eposta adresi:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
İletişim
Adınız:
Eposta adresiniz:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
Rastgele Şiir