Şiir Defteri

MUHALEFETİN ENFLASYON YANLIŞI (DENEME)

Yazan: Birturkbilgesi
06.11.2018 / 10:26
121 kez görüntülendi
0 yorum yapıldı
Dünyanın en saçma muhalefeti dünyanın en saçma mantığı gibi niceldir yani yalnızca sayılar üzerine kurulu bir dünyadır. Bu dünya biravuç(bir avuç) askerin koca bir orduyu yenmesini de ne düzenleyebilir ne anlayabilir. Gerçekte nicel mantık Kaba materyalizım(materyalizm) ile süslenmiştir ve güçlendirilmiştir çağımızda ki bunun en belirgin belirtisi de iktidarların da muhafeletlerin de hep ekonomiye yani sayılara yaslanmasıdır. Yani ortalığı ahlakdışılık alıpgötürüyor(alıp götürüyor) pılajlardan sokaklara kadar, hiçbirinin umurunda değil; varsa yoksa tek konuları ekonomi ve terör yani nicelik çünkü eğitim düzeni felsefeden, alimlikten, bilgelikten ve Dini tanımlayan Din hadisileri'nden yoksun olduğu için nicelik üzerine kurulu yani bu eğitim türünden 100 tane popçu, topçu çıkar ancak bir tane düşünür(filozof), alim, alime, bilge çıkmaz. Sonra da lak lak sayılar yalnızca. Ülke televizyon kanalı ve gazete doldu. Ancak kaç televizyon kanalı ve gazete düşünür(filozof), alim, alime, bilge kişilerce; felsefe, bilim ve dini tanımlayan din hadisileri ile yönetiliyor; kaç televizyon kanalında düşünür, alim, alime, bilge kişiler haber sunuyor, yayın sunuyor, hiçbirinde; kaç gazetede düşünür, alim, alime, bilge kişi yazı yazıyor, hiçbirinde. Uygulanan genel yöntem şu: İletişim fakültesi, gazetecilik yüksek okulu bitirdi isen ya da cinsel olarak çekici, güzel isen ya da dili laf yapan ya da yandaş isen gel. Yani televizyonu açıyorsunuz karşınıza takım elbiseli, kıravatlı(kravatlı), sinekkaydı tıraşlı(tıraşlı) baylar; moda giyinmiş bayanlar çıkıyor. Ancak felsefe, bilim ve Din hadisileri ile ilgileri ne? Yani ekonomiden anlamadan, felsefeden anlamadan, Din hadisileri'nden anlamadan haber sunuyorlar, yayın yapıyorlar, yazı yazıyorlar, konuşuyorlar; kime ne yararı var; yalnızca cehalete ve nefse yani hem Türkiye'nin hem de insanlığın zararına temel yararları. Takım elbise giymiş, kıravat takmış, bir de ceketinin dış sol üst cebine bir mendil koymuş; bacaklarını açmış, memelerini açmış, yüzünde bir avuç makyaj, ne yani? Pazarda domates, biber, patlıcan satan pazarcılar bile makyaj yapmaz, takım elbise giymez çünkü gerçek ve zorunlu şeyler sunarlar. Medyanın görünen hali ki: Tatlı yaptık, üzerine ne dökelim, tarçın mı, Hindistan cevizi mi, kakao mu? Öz doğru değilse görünüm güzel olsa ne yazar. Hem Chp'nin konuşmasılarından hem de Akp karşıtı televizyon kanalılarının ekonomi ve enflasyon üzerine konuşmasılarından anlıyorum ki bunlar ekonomiden anlamıyorlar. Ekonomiden bir örnek vereyim: Akp iktidarının inşaat sevdasından anlaşılıyor ki Akp iktidarı ya Rostow'un aşamalı kalkınma modelini uyguluyor gibi görünüyor ya da Perroux'un Dengesiz kalkınma modelini. Eğer böyle bir durum varsa bunun ödülü inşaat sektörünün işi, işlevi bittiğinde ortaya çıkar ve son aşaması da 10 yıl sonra falan oluşur ki eskiden bu aşama eskiden 60 yıl idi ancak 21. yüzyıl koşulularında 10 yıl da sürebilir ki bu durumda burada sorulması ve yargılanması gerekenler bu süreçin başını Atatürk başlatmış olmasına karşın Atatürk'ün ölümünden bu yana 80 yıl geçmiş olmasına karşın neden hala Türkiye'nin kalkınmış olmadığıdır ki bu durumda bu konuda son 40 yıl öncesinden bu yana siyasi iktidarlar tek tek sorumlu olarak yargılanmalıdır. Gerçek ki Türkiye'nin Rostow'un ya da Perroux'un kalkınma modellerine yönelmesi için hiç gelişmemiş, hiç kalkınmamış, ilkel, geri bir ülke olması gerekir ancak Atatürk de, 50 yıl öncesi de Türkiye'ye önemli şeyler katmıştır yani Akp iktidarının Atatürk'ün ölümünden 80 yıl sonra, Türkiye sanki henüz hiç kalkınmamış bir Afrika ülkesi imiş gibi yeniden Rostow'a ya da Perroux'a sarılması da Türkiye'de bilinçli bir kalkınma modelinin uygulandığı konusunda önemli bir bilimsel kuşku yaratmaktadır ancak Akp iktidarının kalkınmayı tarımdan değil ve çağımızda önemli bir bilim ve teknoloji gerektiren inşaat alanından başlatmış olması da bu kuşkuyu çok önemli ölçüde azaltmaktadır, yani bu durumda hiçdeğilse bir 5 yıl beklemek gerekmektedir karar vermek için. Enflasyondan örnek vereyim: Yukarıda dediğim kalkınma modelilerinde, geçiş aşamasılarında yani bir aşamadan öteki aşamaya geçişlerde ülkede enflasyon, işsizlik, Dolar yükselmesi gibi şeylerin olması olağandır; bu tıplı bir ülkedeki herkesin bir anda hastalanması gibi birşeydir yani bu durumda bir ilaç, sağlık sıkıntısı oluşur dünyanın en gelişmiş ülkesinde bile, burada önemli olan şey oluşan sıkıntı değil, sıkıntının sona erip ermeyeceğidir. Enflasyon konusunda bu açıdan da büyük bir cehalet var muhalefette. Enflasyon konusunda cehalet muhalefetin örneklerinden de görülmektedir. Muhalefet enflasyon hesabına örnek ki kış başında çocuk kabanında yüksek fiyat artışını katmakta. Açık ki bilmediği birşey var: Kışlık giyim üreticisileri ve satıcısıları tüm yaz yatarlar, tüm yaz zam yapmadıkları gibi fiyat da düşürürler ve kış başında kendilerine hak gördükleri zamları yaparlar. Bu durum örnek ki soba için de geçerlidir, vantilatör için de: Kış başında soba fiyatıları yüksek oranda artar, yaz başında ise vantilatör fiyatıları yani gerçekte kış başındaki zamsız soba fiyatıları geçen yılın bile altındadır, vantilatör fiyatıları da yaz başında geçen yılın fiyatının da altında; örnek ki yazın 120 Tl'ye satılan vantilatörleri kışın 40 Tl'ye alabilirsiniz ve gelecek yazın başında fiyatları 200 Tl'ye çıktığında 'Vay enflasyona bak!' demek mantıksızlıktır. Salça da aynıdır, tüm yaz zam yemez, fiyatı da düşer ancak kış başında aniden yüksek zamlar yer haklı olarak. Yani bazı şeylerin satın alma zamanılarına uymak gerekir. Yani toplum salçasını yazdan alsaydı, kışın salça fiyatının yüksek olması enflasyondan açısından toplumu etkilemeyecekti. Yani tersi olabilecek şeyler belirleyicilik özelliğini tam taşımazlar. Domates 10 yıl önce 1 Tl falan idi. Bu yıl 10 Tl'ye kadar çıktı. Şu an pazarlarda 3-3,5-4-5 Tl. Peki kardeşim; sen maaşına %10 zamları alırken domates üreticisi hala 1 Tl'ye domates mi satacaktı? Kaldı ki domates iklime de bağlıdır yani domates üretim yerleri yağışlardan, fırtınalardan zarar görürse domates fiyatı olağanüstü de aratabilir; ve tarım üretiminin yüksek maliyetli girdileri de var. Hergün 1 Kg domates mi yiyeceksin? Ekmek kaç Tl? 1-1,5 Tl ve 250 Gr falan. Birzamanlar ekmek 1 Kg idi. Yani bu durumda ekmek 5-6 Tl falan. Patates pazarda 4-5 Tl falan. Hergün 1 Kg patates mi yiyeceksin? İlaç fiyatıları. Eğer sürekli ilaç kullanan biri değilsen, hergün, her hafta, her ay hasta mı olacaksın? Beyaz eşya fiyatıları. Her ay yeni bir beyaz eşya mı alacaksın? Bir kez alacaksın. Bilgisayar, ceptelefonu, televizyon, araba da öyle. Kaban, ayakkabı fiyatıları. Her ay yeni bir kaban ve yeni bir ayakkabı mı alacaksın? Örnek ki bugün Fox Tv'de bir haber vardı, enflasyon konusunda. Çocuk kabanı fiyatı %40, kadın kazağı fiyatı %40, erkek montu %40, domates %30, salça %14, bebek bezi %12, elektrik ücreti %10, doğal gaz %9 artmış, sanırım yalnızca geçen ay çünkü salçada son 2 aydaki artış %50 falan. Kardeşim her ay mont mu alacaksın, her yıl mont mu alacaksın? Elektırik(Elektrik) fiyatıları sanıyorum yıllarca artmadı, arttırılmadı. Domates 10 Tl'den 5 Tl'ye düşmüş Avm'lerde bile. Mandalina Avm'de pazardakinden bile 50 Krş ucuz. Kuru fasülye 10 Tl'den 20 Tl'ye çıksa ne olacak? Hergün 1 Kg kuru fasulye mi yiyorsun? Kilosu 20 Tl'den 1 Kg kuru fasülye pişirsen 5 kişi tıkabasa(tıka basa) doyar, kişi başına 4 Tl yapar, çok mu? Salçasını, yağını, ekmeğini de ekle, 5-6 Tl yapar, çok mu? Bebek bezine gelince; herkesin bebeği yok, bebeği olanlara da zaten az bile de olsa devlet yardım ediyor. Bir de açık ki yüzdeleri anlamıyorlar; yani iktidarlar da, muhalefetler de anlamıyorlar. Şöyle ki domates 1 Tl'den 2 Tl'ye çıksa 'Vay, domates %100 çıktı, enflasyon uçtu' diyor muhalefet; yahu 1 Tl 2 Tl'ye çıksa ne olur, çıkmasa ne olur, dilenci bile dudak bükmekte 1 Tl'ye. İktidar da diyor ki 'Büyüme oranımız %7 oldu, bu oran Avrupa'da bile yok'; yani zenginliğin %1 büyümesi ile yoksulluğun %10 büyümesini eşit, aynı sanıyor; çünkü Avrupa'da %1 büyüme bile bir zenginliğin büyümesi, senin ülkende %20 büyümesi bile bir fakirliğin büyümesi, ekonomiden demokrasiye kadar yani demirin 'Ben %100 büyüdüm' demesi ile altının 'Ben %1 büyüdüm' demesi eşit, aynı şeyler değildir. Yani şöyle düşünün: Bir Uzak Asyalı diyor ki 'Biz ayda 10 Kg et yiyoruz', bir Türkiyeli diyor ki 'Biz yılda 10 Kg et yiyebiliyoruz'; peki Uzak Asyalıya soruyorsunuz 'Ne eti?' diye, örnek ki 'Kedi, köpek eti' diyor yani ona göre olağan yani bu durumda biz 'Türkler Uzak Asyalılardan daha az et yiyoruz' diyemeyiz. Görülmekte ki ülkemizde yani siyasette dürüstlük yok çünkü mantık yok çünkü felsefe, bilim ve Din hadisileri yok. Yani doğru ve iyi herşeyin başı önce felsefe, bilim, Din hadisileri. Ancak siyasi partilerin simgesilerine bakıyoruz: Ok, ampül, ay, yıldız, ağaç gbi şeyler. Hani nerede felsefe, bilim, Din hadisileri? Çünkü ruhlarında çünkü hayatlarında çünkü eğitimlerinde çünkü amaçlarında böyle şeyler yok. Bu nedenle de varsa yoksa hep sayılar, sayılar, sayılar. Muhalefet gerçek muhalefet olmak istiyorsa iktidarı felsefe, bilim ve Din hadisileri ile eleştirmeli; iktidar da gerçek iktidar olmak istiyorsa felsefeye, bilime, Din hadisileri'ne sarılmalı. Sayılar geçicidir; bugün -100 olurlar, yarın +100. Sayılarla ömür tüketmeyin. Sayılar ancak bilimde zorunludur. İnsanı, toplumu, insanlığı ve ülkeleri sayılarla değil felsefe, bilim ve Din hadisileri ile değerlendirin, yorumlayın, yargılayın, eleştirin. Sayılarla muhalefet de sayılarla iktidarlık da geçicidir, kıytırıktır, görelidir, güvenilmezdir. Bugün 'Domataz pahalı, kaban pahalı, şu pahalı, bu pahalı' diyenler yarın ceptelefonularına tl yüklemeyi azaltabilirler, ev internetini kullanmayabilirler, sigara içmeyebilirler, içki içmeyebilirler, ıvırzıvır harcamalarını kesebilirler ve durumu dengeleyebilirler ve nicel muhalefet de 'Yahu fiyatlar almışlar başlarını gitmişler, halkta hala neden tepki yok?' diye şaşkınca düşünmeyi sürdürebilirler. Yahu 7 Tl civarındaki benzinin kapışıldığı, konut ve araba satışının tavan yaptığı bir ülkede enflasyon hesabına dayalı muhalefet yapmak; domates, kaban hesabı yapmak saçmalıktır. Yani ücretlere enflasyon oranına göre zam yapılacak, kiralara enflasyon oranına göre zam yapılacak; önemli olan şey bilimsel beslenmek ve bilimsel yaşamaktır, ölçüt de amaç da bu olmalıdır ya da kısaca günlük zorunlu ve nitel kalori hesabı. Bence enflasyon hesabına her gün alınmayan şeyler, hergün kullanılmayan şeyler ya hiç dahil edilmemeli ya da çok düşük oranda dahil edilmelidir. Yani düşünün ki bu ülkede içler acısı bir enflasyon olsa o sözde sanatçılar milyonlar kazanabilirler mi? Yani patates 20 Tl olsa kimin umurunda; insanlar ne hergün 1 Kg patates yiyorlar ne de hergün patates yiyorlar; ve kaldı ki kısmaları ya da yok etmeleri gereken o kadar çok israfları varki(var ki)? Ülkede ahlakdışılık göklere çıkmış; Türkçe zavallı hallere düşmüş; moda denilen canavar heryeri kuşatmış; ne muhalefetin ağızında ne iktidarın; varsa yoksa ekonomi ve terör; nasılsa enflasyonu siyasetçiler değil üreticiler, terörü de askerler, polisler yok edecek. Bu ülkede siyasetçiler ne yapıyor, önce bunu sormak, sorgulamak gerekir. Bence Türkiye de tüm dünya da felsefe, bilim ve Din hadisileri ile yönetilmeli, ve siyaset yasaklanmalı; o zaman enflasyon da, işsizlik de, terör de, ahlakdışılık da sıfır olur. Eğer bunların sıfır olmasını gerçekten, dürüstlükle istiyorsanız neden ülkenizi siyaset denilen cehaletle ve nefsle değil de felsefe, bilim ve Din hadisileri ile yönetmiyorsunuz? Bakın Venezuela'da enflasyon oranı %50 bin civarında ve %1 milyon'a çıkabilir ve Maduro hala başta, hala iktidarda. Bırakın artık bu sayısal, nicel dünyaları; felsefenin, bilimin, Din hadisileri'nin nitel dünyasına gelin. Kurtuluş savaşı için canlarını, evlatlarını veren milletler enflasyon oranılarını hiç hesaba katmazlar; kaldı ki pazarlar, marketler, bakkallar yiyecek, içecek dolu; Venezuela'da Mc Donalds'lar bile patates bulamıyorlar ve Maduro hala başta, ve adam gelmiş Türkiye'de dizi çekimi izliyor. İran'da ilaç bile karaborsada ve iktidar hala başta. Sayılar basit yani nicel işler ve basit yani nicel kişiler içindir. Atatürk bu muhalefet gibi sayısal, nicel düşünceydi dünyada Türkiye diye bir devlet asla olmazdı. Muhalefeti ne ki iktidarı ne olsun ülkenin. Chp ilk kez Deniz Baykal döneminde 'Önce ahlak' dedi ancak başına ne geldi. Chp 'Önce ahlak' demeli artık, eğer ahlakın ne olduğunu biliyorsa ya da unutmadıysa yani Chp önce pılajlara, modaya, çıplaklığa, eşcinselliğe, zinaya, fuhuşa, sigaraya, içkiye savaş açmalı, sonra iktidara. Yoksa bu millet aç kalır yine de tutacağını tutar. Necdet Gürçiftçi Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge İnternette yayınlandığı zaman: 6-11-18/10.20
Kapat/(ESC)
Yorum Düzenleme

Yeni Üyeler

  • ŞEKERLEME
  • emremusa26
  • shi
  • elaguc2009
  • eser5
Kapat/(ESC)
Tavsiye
Adınız:
Sizin eposta adresiniz:
Alıcının eposta adresi:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
İletişim
Adınız:
Eposta adresiniz:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
Rastgele Şiir