Mustafa ORAL
şimdi deniz *
öpüyor yetim çocukları
uzatırken dağ saçlarını
bir duvak gibi derelere
denizin dudağında bir parça kan
denizin tadını kaçıran
öpmüş gibiydi
mavi gözlü bir kadını yanağından
dağın yeşil gözlerinde bir damla yaş
zeytin ağaçlarını sulayan
ağlatmış gibiydi
şiirsiz kalan çocukları bir zaman
şimdi deniz
öpüyor yetim çocukları
uzatırken dağ saçlarını
bir duvak gibi derelere
şimdi tutup da denizin ellerinden
dansa kaldırır gibi
dağlara kaldıralım denizkızlarını
maksat yetimler eğlensin ihsan deniz
(şiirin başlığı dört mısra)
Mustafa ORAL
yağmur bereketi
hep bir ağrıyı taşırdı annem
yüzünün terkisinde
toynağa kalkınca kalbi
aşka düşerdi
kırılırdı
en onulmaz yerleri
yaralı bir bakışı vardı annemin
kızımı öperken serçe gözleri
oysa annemin sızlayan kalbi kadar
yorgundu kızımın yüzü
annem ki baktıkça ona
görürdü en güzel yunanistan'ı
şimdi elini öpüp duruyor azra
ve zaman uyukluyor dudaklarında
annem kur'an okuyor yağmur arasında
uyanmasın diye kızım
mushafı tutuyor camdan bakan yağmura
ve sarı saçlı, mavi gözlü şair kızına
sahi şimdi benim için
ağlayan biri var mıdır
bu şehr içre acaba
şiirlerle düşler gören kızımdan
mushaf’la dua ören annemden
bir de gülderen senden başka
Mustafa ORAL
yağmura yağan yaprak
ağaca yağan yağmur
rüzgarda nasıl düşerse yapraktan
şiir okunmayan evlerin balkonundan
nasıl düşerse çocuklar
öyle düşerdim ben de bu dünyadan
yine de
yağmuru yaprağa işlemeye çalışırdım ben
zaten şiirlerim bir muskadır
iliştirilmiştir dünyaya
on kasımpatılarda
Mustafa ORAL
yedi melek
a- Göz Meleği
Gözlerin dokunur geçer her yerime
Dokunur gibi kilimin bir yeri
Okur, okur, dokur beni
Bunun için ben en güzel şiirlerimi
Asarım her sabah kirpiklerinin balkonuna
Sızım sızım ağlarken gecenin koynunda
Ellerin gözlerimi öpen bir karanfil
Çünkü her sabah çiçeklere su vermek gibidir
Gözlerini öperek uyandırmak seni...
Gözlerine bahar yağmış yağmur
Gönlüne bahar ağmış bahar; uyan...
Belki bir güneş olur, batarım gözlerinde
Arayanlar sende bulur beni
b- Rüya Meleği
Geçerek rüyanın köprüsünden
Dudakları ıslak bir yol ayrımına erdim
Bu dağ Sezai Karakoç’a çıkar, şu deniz aşka
Şu menzil duru bir dağa, Emirdağ’a....
Uyandım da aşk uykusundan
Her yanım ağrıyor, her yanım ağlıyor....
c- Yağmur Meleği
Denizleri yırta yırta geldim kapına
Şiirlerden bıçaklarım, şarkılardan kılıçlarım var
Denizlerden dağlara çıkıp haykırmalıyım:
Bu duru yağmur... Bu bahar köroğlu...
Bir yağmur; eğer seher vakti gelirse
Oturur denize, dayanır dağa
Sana dönerim ben
Yağmur yağarken yapılan dua
Kabule yakındır, derdi annem
Şimdi dualarımın içinden geçiyor bir yağmur
Şimdi bir yağmurun içinden geçiyor dualarım
d- Deniz Meleği
Denizin yüzünü kanattım; kanından tattım
Aşk değdi bana, acı çekmek değdi bu yaptıklarıma
Tuttum da mavi ellerinden denizin
Yağmurlarla dağlara çıktım
Artık şiirlerden soralım aşkı
Belki yok oluruz bir dağın kınında
Belki bir denize döneriz aşkın iksirinde
Örneğin daha fazla yaralanırız belki
Belki daha fazla sevebiliriz birbirimizi
Denizi öpmekten tuzlanmış dudaklarım
Yağmura bakmaktan ağarmış gözlerim
Bunun için ben kalbimi onarıyorum şarkılarla
Kalbimi şarkılarla
Ruhumu yorsa da bakışlarındaki buğu
Ellerin öper geçer her yerimi sanki bir su
Aşk tüter bir bulut gibi teninden
Bir uçuruma varılır gözlerinden
Ben sana uğrak diye geldim ey deniz gülü
Sen bana yol oldun ne iyi
e- Çiçek Meleği
İlkyaz sürgün verir kanımda binbir yara açarak
Ve üstelik ateşleyip hastalıkları
Azdırır çiçek açtırır gibi ağrıları
Ama ey deniz tenlim sen bana bir kıyı vermedin
Bir adanı bir gözüm eylemedin
Ey fesleğen sen de bana bir gölge vermedin
Dayandığımda ardına bir gönül...
Oysa sevmediysem deliler gibi seni
Haydi koparsınlar bir çiçek gibi senden beni.
Niçin güzeldir çocukların adları öyleyse
Ve niçin yorucudur çiçeklerin
Seni böyle veliler gibi sevmediysem
Şimdi ben başımı koyuyorum omuzlarına
Saçlarıma dudaklarından bahar gelmiş
Gözlerini bırakmışsında gökyüzüne
Yağıyor gözlerinin göğünden yağmur
Bir çiçeğin koynunda birikiyor aşkımız
f- Aşk Meleği
Çünkü aşkta kaybetmek
Benzemiyor ama başka bir şeyi kaybetmeye
Bunun için ben
Aşk arıyorum uğruna köy yakabileceğim
Ben aşkın ağasıyım, ağına düşecek yar...
Bir bahar bağladı beni, bir bahar
Bir yağmur tuttu beni, bir yağmur
Artık giyindiğim şu yalnızlıkları
Çıkarmalıyım bir bir üzerimden
Kokunun sindiği her şeyimi bir kenara koymalıyım
Sesimi düzeltmeliyim şimdi, ağladığım duyulmasın
Yüzümü yıkamalıyım şimdi, gözyaşım kurumasın
g- Gül meleği
Kurşun ki yuva yapmıştır tenime
Her gül beni vurur
Baharı soluyan bir yağmur gelir beni bulur
Yan yana iki gül ağacı olmak seninle
Gönlüm ki gül ağacıdır
Çıkınca dallarıma
Bulursun aşkı.
Salıları sevmiyorum, bu sabah sarısı salıları
Yangınıma bir odun daha atılıyor
Seni bir kez daha rüyada görünce
Salılar sallanıyor bende bir dağ gibi
Ben de gül ağacında
Ben kendimi biliyorum
Senin yanındayken ben; ben olamıyorum.
Ya benimle gül toplamaya çık!
Yada gül düşü rüyalarımdan...!
Mustafa ORAL
roman düğünü
şimdi öyküler üzerine kuma gelmiş
ihtiyar bir kadın romanların düğününde
gül sayıyorken roman, öyküler gün
yıldız tilbe para şarkılarla
şimdi şarkılar bir gelin çok kocalı
resimlerdeki şiirtli damatların yanında
etekleri zil çalıyor, nağmeleri def
ben görmeyecektim rüyamda seni aslında
ikinizi bir birbirinize yakıştıramadım da
Mustafa ORAL
küçük çekmece
ah bu benim başım istanbul
ah bu benim ağzım bir çekmece
çeksen
ne şiirler bulacaksın
dilimin defterinde
Mustafa ORAL
çiçek çiçek yusuf
ah bu öpücükten bende de var
dün akşam göndermiştin ya
hani
bir şiirin arasında
şimdi ben
şiirlerden bir gömlek diktim
kim kendine yakışacağını düşündüyse
o giysin dedim
bir gömlek ki hep arkasından yırtılan
ama bir kez bile bir yusuf olamadan
yusuf’u bir kez bile rüyada göremeden
şimdi ben
bir şiirin içinden geçiyorum
beni yaz, beni yaz diyen çiçek çiçek
ben ki
bir kadının bile kalbinden geçmemişken
şimdi bir çiçeğe eklendi tenim
öptü de beni şiirler oramdan buramdan
artık ben
bir bahçe kadar engin
bir uyku kadar derin
Mustafa ORAL
şafak otuzüç
bir ilham gibi doğurur akşam geceyi
ayı bileyler güneş gelin annesi misali
şimdi sen gidiyorsun ya
şafak sökerken, sabah söküğünü dikerken
şimdi gecelerimizi temize çekmeliyim ben
şimdi geceler gelin
siz bana geceleri gelin
gelin hanım
gelin
benim hiç şafak isminde bir arkadaşım olmadı, olmayacak da
ama şafak saydığım çoktur aşkın sayrısında
bakmayın benim tezkirelerde adımın şaire çıktığına
çünkü aşkta tezkere çıkmıyor, çıkmayacak sanki bu bana
nöbetteyim, silahım çapraz tutuşta
şiirlerim kucağımda bir çocuk
silahımı törpülüyorum mısralarla
gece bir çoban köpeği
nereye gitsem ardımdan geliyor
benim askerde yazdığım şiirlerim oldu
ama benim askere şiir yazdığım hiç...
aşk!
sen de artık yazma bana böyle nöbetler
gerçi ben de yazdım bir çok şaire
cemal süreya'ya, sezai karakoç'a falan
ama ben onlara yalnızca şiirler
doğrudur, piyade çavuşuydum ben askerde
nöbetleri yazmaktı işim sadece
ama ben
hiçbir sezai'ye, cemal'e yazmadım nöbet
karakoç'a, süreya'ya hürmeten
bütün sezailer’in, cemaller’in nöbetlerini ben tuttum
askerlerin kanayan aşklarını şiirlerle ben tuttum
nöbetleri ben tuttum,
nöbetlerde tutuldum ben sana
ah ben nöbetlerde hep şiir yazarken yakalandım assubaya
ah ben emirdağ kışlasında yakalandım aşka
Mustafa ORAL
sütdili
anneler süte su karıştırmışlarsa
artık çocukları mısralar emzirmeli
ve kadınlar bir bir azıtıyorsa yaz günleri
artık şairler de azaltmalı şiirlerini
şimdi güneş dökülüyor
yaprak yaprak akşama
ve çocuklar bakır taslara
mısraların ağızını içmeye soluk soluğa
Mustafa ORAL
sen önce beni
sen önce beni kalbinde sakla
belki bir gece düşerim rüyalarına
ben aşkı çapraz astım boynuma
bilirim bir kurşun borcum var sana
bir şiir
öyleysen sen vurulmaya kendini hazırla
şimdi sen de bir hançer taşı belinde
çünkü bir keman alacağım var senden
bir şarkı
öyleyse sen benim şiirlerimi iyi bileyle
şimdi de bir mendil gibi ser ellerini toprağa
belki bir rüya, bir şiir, bir şarkı
belki de bir dua olur
yağarım avuçlarının sofrasına...
Mustafa ORAL
düş gören şiir
kalbim uyuyor dualarının koynunda
duaların ki sütannedir bana
aslında uykun çağırırken beni düşüne
kaç gece birbirine geçmişken bu şiirde
güneş nerede; sen neredesin
bir rüya değil bir dağ olsan
şöyle deniz gibi yanına uzansam
bir düş değil, bir kuş olsan
şöyle kanatlarından bir yorgan yapsam
bir şarkı gibi uzasan kıyımda
bir şiir gibi
bir güneş gibi ansızın çıkıversen karşıma
yollarımı kesen bir yağmur olsan mesela
yada bir yürek
kucağında ölünecek
Mustafa ORAL
roman kaynanası
kız şiir
tahta bacak gelin
seni oğluma söyliyecim
üç talakla seni boşatıcim
kız roman kaynana
beni ne şarkılar istedi de
ben varmadım
al senin olsun öykün
öykün sanki bir şirin
şişman roman kaynana
al senin olsun oğlun
bana öykü mü yok
elimi sallasam resimlisi
kolumu sallasam kliplisi
boş ol! boş ol! boş ol öykü!
bak ben senden önce
boşadım oğlunu
Mustafa ORAL
yağmurun dili:şiir
bugün buralara yağmurlar yağdı
sen yoksun ya
artık kar yapmalıyım ben bu yağmurları
sayıya vurdum yağmurun harflerini
her d, her bir damla bir sen
birsen; bir sen bilsen
birsen şiir
ellerim üşüyor
dualarının koynunda ısıt beni
kalbim yanıyor
ah şiirlerle yıka beni
Mustafa ORAL
garibüzzaman
toprak renkli bulutlar bırakılıyor
göğün bahçesine
ve yeryüzünün rahmine
yıldız avuçlarımıza düşünce
şimşeğin ışığı böler günleri
güneş kurtarırken ufuklardan kendini
gece güller giyinirken al al
göğün ıtırından
dua dağıtır yaprak yaprak
dudaklarıyla eteklerime zaman
kuşlar serilirken göğün sofrasına
ahirzaman aşkları göverir gecede
karınç dağları dalga dalga
dalgalar ki göğümüze vurmakta
karların üzerine geceden düşen
arı bir ten, on iki kandilli
gecenin gözlerine ışık ağar
dervişler aşkı sağarken bulutlardan
doğum sancısında deniz
su sıvazlarken toprağın tenini
hayatın damarını çağıl çağıl
aşka kandırır
ey her sabah çiçeklere su taşıyan ay
sen de bu şiiri bir çiçek say
bir bitlis türküsü
çayların gözlerinde durulur zaman
omuzlarından sarsılır ırmaklar
ağaçlar dallarından
bilirsin ağlayan her çağlayan
bozar gecenin mavi uykularını
taşlar ufalanır renginden
karanfiller açar gülüşünden
istiğrakın eşiğinde gece
düşlerinde baharlar büyür
aşk ışık sağar kırmızı ufuklarda
asır kirli bir aynadır burçlarında
şiirlere tutunan dervişin
bağrında aşk yangınları
mühürlenir ateş ve kan
zaman çalkalanır dudağında
gökler ağlayınca yatır başlarında
yağmurlar yağar ilahilerin yapraklarına
istanbul sisli, bir rüya ağılı
bulutları emzirmez olmuş insanları
yanan kandır şimdi gözyaşları
yuşa tepesinde yorgun bir savaşçı
hep ölüme at süren yeniçeri
akının ne büyük bir mehdi
kurumuş hurma dalının
ince yay hali bakışların
menziline ay vuruyor
ay! o ne güzel kandil
ey türkülerin sarı kandili
ışığın ne çok masalı taşır
katran ağacı, incir ve barla
vurgun ve hüzünlü
ellerin bir asa
dualarınla ayakta kalıyor dünya
sayfa sayfa alnının defteri
ölüm ciltliyor en güzel şiirini
hayallerin uzayıp gidiyor rüyalarımıza
kalbimizi yorma üstad
bir sevdaki boşlukta
ırmaklar öpüyor yanaklarımızı
dağlar hazır kıta attır geceye
nice kutuplar inmiştir yelesine
doğu masalı, batı kapısı
ulu orta aşk çarşısı
gövdende dağlanır
ağaçlar budar bakışların
gözlerin uzar uzar
kalbinden kalbimize akar
sen yaralı kuşların piri
ki iyi kurtların miri
ve kuşlara ve kurtlara
kahvaltı sunan sabahın efendisi
öyle gamlı gözlerin
bir rüya bozumu sanki
Mustafa ORAL
solo / mevlüt
biz hep aynı, hep ayrı kaldık
biz hep aynı, hep ayrı kalacağız
kalbim kınını kırar
ikiye böler denizi akşam
gözlerim limanları savurur
gözyaşın dökülür saçlarımı ikiye ayırarak
sonra acılı yüreğimin anısı düşer
rüyanın ağlarına
dolaşırım kadırgasını yitirmiş deniz dervişi gibi
denizin feneri dediysem, yarısı sen, yarısı ben
rüya sen, düş ben
ki yedi iklimi birleştirdim eğe kemiklerimde ben
uzaklardasın, gözlerin karanfil toplardı
aşk çarpıntısı tutardı seni; sallanırdın
dalardın gül tufanında bahçeme
gül tutardı her yanım
ayı görünce denizim kasıldı
bir çarpıntı da o yaşadı
küheylan gibi ikindi üstünde şahlandı
attı eğerini üzerinden köprü sarsıldı
iskele yaralandı göğsüm sağıldı
şadırvanda su tınısı, camide kani karaca
burgulu şerefelerde yeşil kandil üzümleri
suya, sese ve kandile tutuyorum cümlemi
zikir mermerleri sarsıyor, çiniler salınıyor
minareye doğru koşan gözlerimde adın kalıyor
şimdi kıyıları hangi teknelerle kırılmış bir rıhtımım ben
hangi yamağın sürgüsüyle sürüldü rüyalarım
sakalar geçiyor gözlerimin kıyısından
ben şıra mı, nar suyu mu satardım
saçlarına sokulsam kuşatılırım bunu geç öğrendim
rüyamda seni görsem yıkarsın beni şiirlerle
hayalinle sözleşsem yakazalar için
gözlerim ah gözlerim kamaşır
siyah gözlerin aydınlatırsa gözlerimin karanlığını
ya ben nasıl gezerim sisli forsalarımla bu sularda
bu çakıl senin gülünün yaprağı olsun dedim
bu taş seni içime sürgüleyen yüreğim
kan taşı sürdüm kanayan yaralarıma
eriyeyim bu kan durduranla
sana döneyim
gün ayrımında köprüde bir kaya doğrandı
taş taş sular ufalandı
taş seni kuş edip yollasam suya
deniz taşsa göğsüme dokunsa
gece ay kesildi ortasından sızlaya sızlaya
bir yay ayırdı gecemi
müziğiyle şarkı taksimlerimi
içimi gevşettim aryalarla ve sololarla
şarklarımı ve şarkılarımı çıkardım gölgelerden
denizin yaslı sütünü aldırdım da kumundan
denizden sıktım tuzunu
emzirdim bir çok derya kuzusunu
hasır örttüm üzerime şiirlerin sonunda hırka yerine
benimle beraber olduklarını sonradan gördüklerimle
bunlar benim beytimdir, bu uzun yıldız hırka, bu gök aba
bulut çözülsün aşkından, uzansın şöyle denizin kıyısına
ay aşkından birleşti, kırılmam artık ben böyle
parmakların elif gibi yarsa yüreğimi, ayrılmam artık ben böyle
Mustafa ORAL
Azra
bir mısra ile başladı hayatın
o mısraı, o düş bozuğu hülyalarını
ve hiç bölünmeyen rüyalarını
püskürtmeli kalbinin
sırlı kubbelerinden
seni rüyalara sundular azra
seni geceyle yalnız bıraktılar
bulut bulut ördü seni ay
gece rengini çırpınca kuşlar misali
senin altına ayarlı saçlarını
hızır taradı alia izzet'le
seni zülüflere sundular azra
sonra kandan korkan kurban azra
ateşin göğsünde yatıyorsun yatır başlarında
seni sarıya saran alevlerin azra
yüreğime taht kurmuştur
tütsülerle kutlanan leyle-i miraç gibi
gözlerinden süzülen buğuyla
seni kurban diye sundular azra
can azra, canan azra
seni leyle-i miraca sundular
yağmurlar şimşeklere devinir örsünde
içten içe, içten dışa puslu rüya
şimşek şiirleşir
şiir şiir dökülürsün müsveddelere
hep şiir, hep leyle-i miraç oldu kaderin
seni ıtırlara sundular azra
iki gözü aşkla mühürlü Azra
seni şiire sundular masallar arasında
biri söylemek ne güzeldi kol kola girişimizde
bölüştüğümüz meryem ağrılı bir kalple
elif ve meryem ile başladı aşkı çağırmak imdada
meryem olmak ne güzeldi edirne’nin hanlarında
aşk derleyen bakışlarımızla
şimdi isa elif ve meryem ile ağlar
bir’i birilerinden ayırmak oruç ertesileri
yuşa’yı hızır’dan bölmek medrese çınarında
her hesap verişte güzeli ayırmak en güzelinden
en son şiirini bizi kendimizden koparan imgelerle
bir’in semaisi için söylemek ne güzeldi
seni gönül semalarına sundular azra
gözleri çok ağlamaktan kanayan azra
bakışların mavi bir deniz
kalbine muhtıralar gönderiyor aşk nöbetinde
nöbetler kalbedir
ufalanmalar, çözülmeler gövdelere
kalbine çözül buzul buzul, uğrun uğrun
seni toprağı yemiş sulara sundular azra
işte gözlerini iki yanımda sakladığım azra
şu parmaklarından sızan çağlayan
ruhunun yeşil vadileri
o çağlayan ırmak ırmak üç koldan
zikri seven bir dudaktan
dolar dolar da vadilere
köpürür güneş gözlerinde
işte görüyorsun ya kınalı saçlım
seni ırmaklara sundular
ışığın menzili gözlerin yağmurun teni
bakışlarındaki buğu yaprak yaprak, yine nemli
kaşlarından kaleler yapıyorsun denize
testideki su gibi gözlerini denizde saklarken
dönüş yalnız denizedir
deniz ara’f, deniz berzah, deniz yakaza
deniz azra senin gözlerin
seni sayrılı denizlere sundular
konuş azra şöyle buharlı trenler misali
güneşe sundu seni ay trenler içre
kaşların sonra geceyi bölüp de kıraat araları
sabahın yere ekilen ilk ışıklarına
fecr-i sadık diye sundular seni azra
onulmaz yaralara aşık azra
soluğunda kurumamış bir ilham hüznü
yasin suresinden süzülen ayetlerin özü
alnında duha aydınlığı
kuşluk vakti bayazid camiinde
seni bayazid meydanına sundular azra
bana tebessümünle yeşerdi toprağım
örümcek ağlarında güvercin sıcaklığı
hira’da ve sevr’de balık balık öykülerin
ısıtıp ısıtıp, ışıtıp ışıtıp
seni kefh mağaralarına sundular azra
oy göklere doğru gönlü uzanan azra
böyle gidecek miydin medreselerimden
mushaflar arasındaki gül yaprakları
sendeledi rahle-i kalbim üzre
azra; sırlarım açıkta kaldı üşüyorum
dön artık içine dökülen denizim
dön artık, çok özlüyorum
Mustafa ORAL
Azra Çiçeği
zenbille indirilmiş geceler vardır buralarda
koşar gider doludizgin sabahlara, silahlara
şehirlerin yalnız papatyası
hayır sen değilsin düşen aşkta
ölümsüz çocuklardır, ömürsüz ihtiyarlardır
toprağın haritası alınlarıyla
kadınlardır şehit çocuklara hamile
meryem ağrılı kalpleriyle
dal dal geceler vardır buralarda
hüzün azar azar da
caddelerde evini arayan kurşunların
kuytularını gözleyen gölgelerinde
kan çay çay akar mostar’ın altından
kapkaranlık geceler vardır bosna’lı azra’da
ki dağıtır zulüm gücünü avuç avuç
gece terlerini poyrazda saklayınca
poyraz ekilir, üşür şehir
şehir şimdi yaslara sunulmuş rüzgar bıçağı
gökyüzü maviliğini kaybeder şimdi
kan rengini göğüsler güneş
şehir yıldızlara akar akar da
gökyüzünden aşk koparır şafak zamanlarında
bosna şehitleri ve harap minareleriyle
aya ve güneşe ve şiire dayanır
azra ve bir de çün bu şiir
bosna’yla bilenir
bosna ah bosna
sen ki aşka en güzel muska
acılarla kanatlanıyor bir güvercin kubbelerden
bir kilise kargası ağlıyor yangın yerinde
bir cami kuşu uçuruyorum kalbimden
kuzgunların saltanatını sarsmak için
ve bir ırmak coşuyor coşuyor
azra’nın ruhundan mostar’a akıyor
aşkı azdıran yangınlar vardır bosna’da
yağar kuşatılmış al kan topraklara
gül kokusu, hurma sıcaklığı duyarsın
azra’nın turuncu saçlarında
kırağılar erir
uzanır hilaller yüreğimize kar çöllerinden
içimizdeki haç ve saleplerle yanyana
çün bu aşk farz kılındı bize
kanımız ıslatırken toprağı
ekinler gibi devriliyoruz aşk savaşında
hayır eğeleniyor ve direniyoruz
şehitlerimizle öd ağaçları gibi
burcu burcu azra azra
işte aşkın direnişi için kurşun gibi şiir
azra öyle ki diriliyoruz
yıldızlar toprağa düşerken
karlar çayırlarda erirken
Mustafa ORAL
deniz kızı, kız kulesi:memories melodies
/
limanıma uzaklardan selam veren bir gemi geçti de buralardan
bu yakınlardan senden uzak yıllar hiç geçmedi
/
sen afyon yöresine ait bir şiirle giriş yapıyorsun aşka
denizin teninden balık pulları derlemek için
ellerin binlerce yıl ay’ın alazından geçmiş gibi
buğulu bir gümüş dağıtıyor yakamozlara
tarlalara saçılan çiğ buğday misali...
kirpiklerin destan ülkesinde mavi koşmalar biçiyor
yeşillendiğinde seni sarıya devşirecek göklerinden
geliyorsun parmaklarının geldiğini söylediği yerlerden...
gözlerim, bu ağlamaklı gözlerim henüz göremiyor geldiğini
çadır gibi akasyaları örten, denizi öpen ellerinin coşkusundan
sonra işaretler, renkler, sözler kitabı tırnaklarından
ben deryaya yüzük gibi dizdiğin kadırgaları gözlerken...
derya gibi dilleri olan dervişler ile üç kişilik ağlarım
sızarak yorulup uyuduğumda afyonlarca...
aşkın sayrılı bir savaş buğday yangınında
denizin sayfalarında saçlarının donanması göverir
bin beş yüz otuz sekiz, ki bin dokuz yüz doksan sekiz
deniz kızı ilerliyor kız kulesine: preveze
ben bir korsan değilim koloniyal da...
sen preve zaferini hatırlatan
kahverengi saçlarla, ela gözlerle boy atıyorsun
yedeğinde kaç bin aşk forsası saklayarak
aşka yenilen bir levend’i gözlüyorsun kulede
kaşlarındaki menekşeleri göğsüne dökmek için...
iniyorsun yanakların dopdolu güneş
ağıt yakıyorsun sırtında emirdağ’ın
gözlerinin kızkulesi’nden döndüğünü
ellerinin duvaklarına kirpiklerini salmış
çok şekerli cezayir kahveleri yudumlayan kayra söylüyor
ela renkli saçların gökkuşağını buluyor kendini
gökkuşağı sende buluyor kendini
sen geceye dönmek üzereyken yalnızlığına devriliyorsun
içmiş gibi oluyorsun aşkı deniz süvarisinin cezve gözlerinden...
an kara gözlü!... an kara gülü!...
hatıraların sarhoşluğunda afyonum köroğlu
marş, serenad, mehter ve nihayet konçerto...
biraz daha hatırla aşkı denizkızı: memories melodies...