Şiir Defteri

Berrin Taş ile Söyleşi

Yazan: MustafaGüçlü
06.06.2021 / 19:51
156 kez görüntülendi
0 yorum yapıldı
1990 yılında Cengiz Gündoğdu'yla İnsancıl dergisini çıkaran, 1998 yılında İstanbul'da yine Cengiz Gündoğdu ile birlikte kurdukları İnsancıl Atölye?de edebiyat seminerleri düzenleyen Berrin Taş ile kişisel sanat serüveninden yola çıkarak ?yaşamı ve karşı sanatı? konuştuk Mustafa GÜÇLÜ: Okuyucularımıza kendinizi kalıplaşmış ifadeler dışında sizi en iyi şekilde yansıtacak sözcüklerle tanıtın desem neler söylersiniz? Berrin TAŞ: Şiiri seçmem bir rastlantı değildir. Kendimi var edebilmek ve kendi şiirimi yazabilmek için çok çalıştım. Hiç kimseyle yarışmadım. Hep bir önceki kendimde eksik bulduklarımı tamamlamaya çalışarak yol almayı önemsedim. Kendimle konuşmayı severim. Şiir de sözcüklerle konuşma sanatı değil midir? Ben hiçbir şey bilmeyen biri olmayı seçtim. İnanıyorum ki bilmeyen öğrenir. Özne ? Nesne arasındaki ilişki şairin ben'iyle dünya, şairin ben'iyle insanlar arasında kurulan iletişim demektir. Bu iletişim sözcüklere döküldüğünde şiir konuşmaya başlar. Şiirin coşkun akan bir ırmaktan dökülebilmesi için şairin konuşmayı öğrenmesi gerekir. Hem konuşmayı, hem dinlemeyi öğrenmelidir. Ağaçlarla, kuşlarla, insanlarla, çağlarla, insanlığın acılarıyla konuşabilmek şairin tutumunu belirler. Bu aynı zamanda söze dökülmemişlerin de duyulmasını sağlar. Sonra şiir derin bir kaynaktan gürül gürül akar. Şairin şiiriyle yaşamını koşut olarak kurmasının bir örneği olduğunu söyleyebilirim. Bu anlamda yaşamımı yeniden yarattım. 1990 Kasım ayından bugüne dek tam otuz bir yıldır bir dergi çıkarıyorum. Sayıl Cengiz Gündoğdu'yla gerçekçilik kavgası verdiğimiz ?İnsancıl Kültür Sanat ?dergisini. Bu süreçte bir yandan dergiyi yaşatma kavgası verirken, öte yandan kendimi var etmek için çalıştım. İnsancıl ve benim varoluş çabam iç içe geçti. Bir bütün oldular. Yıllarım gece gündüz çalışarak geçti. Bu çalışmanın itici gücü benim için şiirdir. Yapıp etmelerimin kökeninde şiirin sağaltıcı gücünü buldum hep. İnsancıl'dan önce ne yapıyordunuz derseniz, kısaca söyleyebilirim. Sayıl Cengiz Gündoğdu'yla karşılaşmadan önce bir karar vermiştim. Ya insan gibi yaşa kızım, ya da öl demiştim kendi kendime. Ataerkil değerlerle büyütülmüş bir kadın olarak baskıların egemenliğinin dışında insan-kadın Berrin Taş'ı anlamak için kendimi sorguladım. Evden çıkmış, ev kadını diye tanımlanan bir kadın olarak kültürel alanda var olabilmek amacıyla bir arayışa girmiştim. Bu süreçte karşılaştım Sayıl Cengiz Gündoğdu'yla. İnsancıl bu karşılaşmadan doğdu. Benim de kendimi var etme yolculuğum başladı böylece. Apaçık söyleyebilirim. Ben engellenmediğinde bir insanın kendi alanını genişletebileceğinin somut bir örneğiyim. Kadınlar engellenmezlerse aydınlık bir yaşam kurabilirler. Elbette kimileyin önümüze çekilen duvarları yıkmamız gerekiyor. Yine de acılar, sıkıntılar ne yaptığını bilen bir bilinci durduramaz. Kendimi ? Gelecek Ağacı ? adlı kitabımdaki bir şiirimle anlatabilirim. Zaman Zaman bir uçurtma dalgalanıyor gelecek çağlara zamanın ipini sımsıkı tutuyorum ben şair kadın insan tabanlarımda çağın kirini taşıyorum adımlarımla eziyorum karanlıkları ilerliyorum ben şair kadın insan zamanın ipini sımsıkı tutuyorum MG: Şairlerin geçmiş yaşantıları özellikle çocukluk çağları onların şiir yolculuğunda önemli yer tutar. Çocukluğunuzda yaşadıklarınız şiirinize nasıl yansıdı? Sizi şiire yönlendiren ya da şiir yazmanızda etkili olan özel biri var mı? BT: Çocukluğum şiir yolculuğumu nasıl etkiledi. Bu soruya net bir yanıt veremeyebilirim. Bildiğim tek şey içe dönük bir çocuk olduğum. Yıllar içinde yaşamın örsünde bilene bilene, şimdi dışa dönük sayılabilirim. Belki de geçmiş ? bugün ? gelecek ekseninde kendimi kavramaya çalışırken kimi sorunları sorun olmaktan çıkarmış olabilirim. Yaratıcılığın güzelliği burada. Kendi ben'ini insanlığın ortak ben'iyle buluşturabildiğinde sorunlar da nesnelleşebiliyor. Bu biraz da benim değişimimle ilgili. İçsel bir süreci kendi içimde yürüdüm. Tür bilinciyle bakıyorum. Dar ben'den dışarıya? İnsana? Doğaya? Canlıya doğru yürüdüm. Bütünlüklü bakış kendi hapishanenden çıkmanı sağlıyor. MG: Eskiye oranla günümüzde kadın şair sayısında gözle görülür bir artış var. Divan şiirinden beri erkek egemen bir alanda kadın olarak üretmenin zorlukları nelerdir? Bir de kadın duyarlılığı adı altında cinselliği ön plana çıkaran, yani fetişist boyutta kadın bedenine yönelen şiir hakkında neler söylemek istersiniz? BT: Gerçekten kadın olmak yaratıcılık alanında var olmak çok zor. Seni övüyor gibi yaparlar. Överken dış görünüşünü, güzelliğini gündeme getirirler. Bunu yaparken yaratıcılığını küçümsemek isterler. Kısaca çok zor. Benim bu konuda duvarlarım vardır. Onlara gülmeyi ve moralimi bozmalarına izin vermemeyi benimsedim. Ben şiir yolunda yürümeyi seçtim. Onların bilir bilmez konuşmalarını dikkate almadım. Şiirlerime hayran bir erkek şair dergiye gelip kadınlar şiir yazamaz, bu kadında erkek geni var diyordu. Beni ancak erkek geniyle bir şair olarak kabul edebiliyordu. Bir başkası, kadın kendisi şiirdir şiir yazmasına gerek yoktur derken gülümsüyordu. Üstelik benim bu iltifata bayılacağımı sanıyordu. Ben de donuk donuk bakıyordum. Yaratıcılığımı küçümsemek istiyordu. Böyle durumlarda anlamazlıktan gelmek ve bu tür insanları yakınında tutmamak önemlidir. Onlara kendinizi anlatamazsınız. Zihinsel bir değişim geçirmeleri gerekiyor. Kadın bedenine yönelen şiirlerden birini anımsadım. Necip Fazıl Kısakürek'in ?Kadın Bacakları? şiiri. Kadın bacağını fetişleştirmiş bu şiirde. Şaşırtıcı olan, bu şiirin antolojilerde kadın teması adı altında yer alması. Kadını insan olarak görmeyen bu tür şairler kutsanıyor ülkemizde. Küçük İskender'in kimi şiirlerinde de tecavüzün doğal bir insanlık durumuymuş gibi dile geldiğini görebilirsiniz. Şiiri yalnızca güzel dizeye indirgeyenler şiirin ne söylediğiyle ilgilenmezler. Yüceltirler de yüceltirler bu şairleri. Gerçekçi şairler insan kadının şiirini yazmışlardır. Onlar kadını yalnızca bedene indirgemezler. Kemal Özer ?Oğulları Öldürülen Analar?ı yazmıştı. Rıfat Ilgaz ?Sarı Yazmalı? şiirinde kadını kendini var etmeye çağırıyordu. ?Al paçalıklı, sırtı küfeli / Başı çifte çifte sarı yazmalı / Siler gibi alın terini çevrene / Bu kara yazıyı alnından silip / Kendi öz yazını kendin yazmalı?. MG: İnsancıl dergisi piyasa edebiyatının yarattığı tahribata karşı kuramsal anlamda karşı koyabilmek için çalışmalar yürüttü. İnsancıl'ın pratiği ile özdeşleşmiş bir isimsiniz aynı zamanda. İnsancıl dergisinin çıkış sürecini, bu süreçte yaşadığınız zorlukları anlatabilir misiniz? BT: İnsancıl'ın çıkış süreci? Otuz bir yıl öncesini soruyorsunuz. 1989'da Varlık dergisine gitmiştim. Şiirlerimi götürmüştüm. Kemal Özer'le, Sayıl Cengiz Gündoğdu'yla orada karşılaştım. Canlı, hareketli bir ortam vardı. O küçücük odaya gençler geliyordu. S. Cengiz Gündoğdu'nun tartışan, konuşan, anlatan karakteri ortamı hareketlendiriyordu. ?Sanatta Star Sistemi? yazısı yayımlanmıştı daha önce. Ben geldiğim dönemde ?Kaç İnsanı Yaşadım? yazısı yayımlanmıştı. Bütünlüklü bir bakış vardı. Bilgi birikimiyle kendi varlığının bir potada eridiği yazılar insanları etkiliyordu. Sanatta Star Sistemi üstüne tartışılıyordu. Ben böyle bir ortam içine kendi yaratıcılığımı aramak için gitmiştim. Sonra bir gün Kemal Özer ve S. Cengiz Gündoğdu'nun oradan ayrılacaklarını öğrendim. Üzüldüm. Dergi çıkarmak gerekiyor diye konuşuluyordu, tartışılıyordu. Sultanahmet'te bir çay bahçesinde gençlerle oturulup konuşulduğunu anımsıyorum. Ben de oradaki ortamın bozulmasına üzüldüğüm için birlikte dergi çıkarabiliriz demiştim. S. Cengiz Gündoğdu bana ?neden dergi çıkarmak istiyorsunuz bizimle? diye sormuştu. Ben de ?düşüncelerinizin para karşısında yenilmesini istemiyorum? demiştim. İnsancıl süreci böyle başladı. İlk sayı Kasım 1990'da yayımlandı. Kapağında ? İnsan için ??yazıyordu. Logosunda yürüyen insanlar var. Dergiyi bayilerden birine götürdüklerinde gençler şöyle bir yanıt almışlar; ? Bu ne ya, yok hayvan için çıkacaktı ?. Hani diyorsunuz ya bu süreçte yaşadığınız zorlukları anlatır mısınız diye. Bir derginin insan için olduğunu bile anlatamamak nasıl bir kısır ortamda yaşanıldığını gösterebilir. Bu süreçte yaşanılan zorlukları anlatmak istesem sayfalara sığmaz. Anlattıkça kendimi dertli dolap gibi duyumsayabilirim. Bunu istemiyorum. Ama temel iki sorunu dile getirerek bu konuyu kapatayım. Birincisi ekonomik sorunlar. İkincisi insani sorunlar. İkisi de yorucu ve üzücü sonuçlara yol açabiliyor. MG: Yine yukarıdaki soruya bağlı olarak şu an salgın nedeniyle çalışmalarına ara verdiğiniz? İnsancıl Atölyeleri ? pek çok kişiyi özellikle emekçileri felsefe, sanat ve estetikle buluşturdu, adeta bir okul görevi üstlendi. Cepheden eylem ve yaratımlarınızla tavır aldığınız ?star? sistemine karşı mücadelenizde yol alabildiğinizi düşünüyor musunuz? BT: Star sistemine karşı yol alabildiğimizi sanmıyorum. Yine de zaman zaman küçük sevinçlerimiz olabiliyor. Birkaç gün önce Genç Fikir İvriz dergisinden ileti geldi. 12. sayılarında ?Sanatta Star Sistemi? yazısını yayımlamak için izin istiyorlardı. S. Cengiz Gündoğdu'ya ?verdiğin mücadele boşa gitmedi? dedim. Öte yandan İnsancıl'da romanlar estetik bir değerlendirmeyle gündeme getirildi. ?Romanda Estetik Kalkışma? kitapları yayımlandı. Osmanlı'dan günümüze romanlar gerçekçi bir bakışla değerlendirildi. ?Sanatta Star Sistemi? eleştirisi temelinde gelişen bir süreç yaşanıyor. Bu yeni bir durum Türkiye'de. Romanlar estetik ölçütlere göre ? özetleyerek değil ? yorumlandı. Bu zorlu bir süreç. Yol aldığımızı sanmıyorum dedim ama bir yandan da verilen emeklerin boşa gitmeyeceğini düşünüyorum. Bir gün mutlaka anlaşılacak. Bunun ipuçlarını İnsancıl'dan yetişmiş kimi kişilerin roman öykü üzerine etkinlikler düzenlemelerinden anlıyorum. Biraz daha zaman gerekiyor sanki. S. Cengiz Gündoğdu ? Estetik Kalkışma ? kitabıyla gençlerin eline bir kılavuz verdi. O kılavuzu anlamaya çabalayarak kendi yollarını bulmaya çalışıyorlar. MG: Edebiyat dergilerine her ay onlarca şiir geliyor. Piyasada yayımlanan edebiyat dergilerinin kendi yayın çizgilerini oluşturduklarına inanıyor musunuz? Size gelen şiirleri seçerken hangi kıstaslarla nasıl bir yol izliyorsunuz? BT: Çoğu derginin yayın çizgisini oluşturduğunu sanmıyorum. Bunu da yayımladıkları yazılardan ve şiirlerden çıkartabiliyorum. Eleştirel bakış eksik. Öte yandan günümüz insanı her şeyi bildiğine inanıyor. Usta ? Çırak ilişkisi önemsenmiyor. Herkes bir bilen olmak istiyor ama hiçbir şey bilmiyor. İnsancıl'a gönderilen şiirleri seçerken öncelikle kullandıkları dile dikkat ediyorum. Kendini var etme kaygısı duyan gençlere anlayışlı davrandığımı söyleyebilirim. Engelleyici değil yol açıcı olmak istiyorum. Eskiden Arapça ? Farsça sözcüklerle yazılmış şiirler daha çok gelirdi. Şimdi bir değişiklik oldu. Sorunlarla yüklü ülkemizde şairin sorunsalını taşıyacak dil onun ana dilidir. Bunun ayırdına varıldıysa bunda İnsancıl'da verilen gerçekçilik kavgasının etkisi olduğunu düşünüyorum. Gençlere hazır bir model önermiyorum. Tam tersi kendi yapabileceklerini yapabilmeleri için onları destekliyorum. Bu da şiirin alanını genişletiyor. Açık, anlaşılır insanı söyleyen şiirin geliştirilmesi gerekiyor. Bunu yapabilmek için sayısız yol ve yöntem denenebilir. Bizim ülkemizde, şairler başkalarının şiirlerine bakarken kendi şiirlerini ararlar onda. Bulamadıkları şiirleri sevmezler. Ya da genç insanlarla ilgilenirken onlardan kendileri gibi yazmasını beklerler. Bu dar ben'lik kavgası şiiri eksiltiyor. Hem ülkemiz şiirinin hem dünya şiirinin oluşturduğu şiir birikimini bir yana bırakacaksın, kendi dar ben'ini merkeze alacaksın. Bu şiir alanını daraltır. Ben tam tersi bir yol izliyorum. Şair şiiriyle konuşabilsin. Şairin sözcükleri insana giden yol olsun. Bunu sağlayabilmek için gelen şiirlerdeki güzele nesnel bir bakışla bakabilmek gerekiyor. MG: : Şiir yarışmaları ve ödüller üzerinden sürekli gündemden düşmeyen tartışmalar yürütülüyor. Bir kısım sanatçı şiir yarışmalarını kökten reddediyor, bir kısımsa kural ve ilkelerinin iyi belirlenerek adam kayırmacılığın önüne geçilmesini yeterli görüyor. Bu bağlamda şiir yarışmaları ve ödüller konusundaki düşünceleriniz nedir? BT: Sanat eseri biriciktir. Yarıştırılmasını doğru bulmuyorum. Nesnel davranabileceklerini de sanmıyorum. Beni jüri üyesi olmam için davet etmişlerdi bir yarışma için. Beni davet ederken otelde kaç gün kalınacak, yenilip içilecek onu anlatıyorlardı. Ama elimde yarışmaya katılanların şiirleri yoktu. Katılmayı reddettim. Bana sorarsanız yalnızca onur ödülleri verilebilir. Emek vermiş sanatçılara saygı niteliğinde ödül verilmesini değerli buluyorum. Bunun dışında ödül mekanizmalarını üç maymunu oynamak olarak görüyorum. Ben bu oyunda yokum. MG: İnsancıl'ın Nisan ayındaki 369. sayısında ?İnsancıl Okurları için 111 Şair Seçtik? başlığının altında seçilen şair isimleri sıralanmış. Yine sizden başka bir kulvarda hareket eden Notos dergisinin Mart-Nisan/85.sayısında ?Yüzyılın 100 Şairi? soruşturmasında seçilen şairlerin listesi yayımlandı. Bu listeyi görme imkânınız oldu mu? Sizin İnsancıl'da yayımladığınız ?111? şairi içeren liste hangi kıstaslar doğrultusunda oluşturuldu? BT: Dediğiniz listeyi Doğan Hızlan yazmıştı, benim anladığım şu: Herkes kendi köşesinde kendini büyük şair ilan ediyor. Ben Nazım Hikmet'in kendine büyük şair dediğini anımsamıyorum. Ona biz büyük diyoruz. Şiirimize getirdikleri, mücadelesi, onu gözümüzde büyüttü. Şiirimizde gerçekçilerle karşı gerçekçiler arasında bir kavga var. Karşı gerçekçiler ben ve benim gibi gerçekçileri görmezden gelirler. Bizleri yok sayarak kurtulabileceklerini sanıyorlar. O 111 şairi bu nedenle seçtik. Kesinlikle o listede unuttuklarımız da var. Bugün Müştak Erenus'u kim anımsıyor. A.Kadir'i kim anımsıyor. Atölyede A.Kadir şiirlerini okuyalım dediğimde kitapçılarda zorlukla bulabildiler ? Mutlu Olmak Varken ? kitabını. Birçok şairin kitabının baskısını bulamadılar. Bunlar arasında Hasan Hüseyin Korkmazgil, Mehmet Başaran, Mehmet Aydın'ın kitaplarını sayabilirim. Birçok kitabı fotokopiyle çoğalttık. Şiirlerini böylece okuyabildik. Gerçekçi damarı geliştirmek gerekiyor. İnsana giden yol gerçekçilikten geçer. Aslında şairlerin adını saymak bir yanıyla komik görünüyor bana. Ama işte bu şairleri de tanıyın, okuyun. Hiç değilse anlayarak yok sayın, ya da anlayarak destekleyin demek istedik. Şiire emek vermiş şairleri anlayarak okumak gerekiyor. Ülkemizin direnen şiir damarı güçlüdür. Bu damar mücadelesi verilmiş, bedelleri ödenmiş bir damardır. Hilmi Yavuz, Talan şiirleri yazmış. Bir de söyleşi okudum şiirlere ilişkin. Bir yerde çok güldüm. Şair kendini talan ediyormuş. Eh? İstiyorsa talan etsin, etsin de onun talanı kime yarayacak. Kim için yazıyor bu şiiri. Bu soruyu sormayalım mı? MG: Toplumsal mücadelenin gerilemesi hatta oldukça cılız seviyelerde varlık yokluk savaşı içinde olması toplumcu şiiri olumsuz etkiledi. İnsancıl'ın 1990 yılında yayımlanan ilk sayısının giriş yazısında;? İnsancıl, sanatta, insani ? gerçekçi çizginin dergisi. ? saptaması yapılmış. İnsani-gerçekçilik kavramını açıklayabilir misiniz? BT: İnsani gerçekçilik kavramı bir sorundan ortaya çıktı. Kuram olarak sosyalist gerçekçilik diye bakılınca yeterli gelmiyordu. Bu durumda Hesiodos'u nereye yerleştirecektik. Lirik şiirin temelindeki Sapho'yu, Antik Yunan tragedyalarını nasıl yorumlayacaktık. İnsani gerçekçilik kavramı, sosyalist gerçekçilik kavramını genişleten, çoğaltan bir işlev edindi. MG: Son günlerde gündemden düşmeyen bir tartışmaya sözü getirmek istiyorum. Çünkü uzun zamandır ?Türkçe Edebiyat ?ve ?Türk Edebiyatı? üzerinden çok hararetli bir tartışma yürütülüyor. Bu konuya ilişkin düşünceleriniz nedir? BT: Türkçe Edebiyat ve Türk Edebiyatı tartışmalarını okudum. Bu tartışmaları gereksiz buluyorum. Eristik bir tartışma. Anadilinde okuyup yazmanın tartışılacak nesi var. Bu ülkenin edebiyatı o ülkenin adıyla anılır. Türk Edebiyatı demenin neresi yanlış. MG: Son söz olarak neler eklemek istersiniz? BT: Teşekkür ederim. Soruları kısa yanıtlamaya çalıştım. Bu söyleşileri yararlı buluyorum. ÖZGEÇMİŞ 1957'de Kayseri'de doğdu. Babasını erken yaşta kaybetti. İlk ve orta öğrenimini Adana'da tamamladı. Adana Kız Lisesi'nde yatılı öğrenci olarak okudu. Genç yaşta evlendi, bir kızı oldu. 1990 yılında Cengiz Gündoğdu ile İnsancıl dergisini çıkarmaya başladı. ?İnsana Gecikmeden'? adlı ilk şiir kitabını 1992 yılında yayımladı. 1998 yılında İstanbul'da Cengiz Gündoğdu ile birlikte kurdukları İnsancıl Atölye'de edebiyat üzerine seminerler vermeye başladı. 2002'de yaşamına son veren kızı Pelin İstanbulluoğlu'nun yazı ve şiirlerini 2007'de ?Bir Çift Martı Görmüştü Çocuk? adlı kitapta topladı. Kendisi de bu olayın ardından yaşadıklarını konu edinen ?Peluşko??yu yayımladı. Şiirin işlevi, güzellik kavramı, şiir-insan ilişkisi konularında denemelerini ?Şiir Nedir, Şair ?imdir? adlı kitapta bir araya getirdi. ESERLERİ İnsana Gecikmeden (1992) İnsanın Ayak Sesleri (1994) Bir Kenti Ağlıyorum (1996) Işığa Doğrulum (1996) Aşk: Yeni İnsanın Dili (1997) Karanfil Alevleri (2003) Cehennem Şiirleri (2005) Bir Çift Martı Görmüştü Çocuk (2007) Peluşko (2007) Gelecek Ağacı (2008) Zamanın Hırçın Soluğu (2010) Fırtına (2010) Değerler Kitabı: Güzele Şarkı (2011) Şiir Nedir, Şair Kimdir? (2016)
Kapat/(ESC)
Yorum Düzenleme

Yeni Üyeler

  • Gyuzizi
  • TUĞTEKİN
  • Musa63
  • Sevdalıyürek
  • Sernilo
Kapat/(ESC)
Tavsiye
Adınız:
Sizin eposta adresiniz:
Alıcının eposta adresi:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
İletişim
Adınız:
Eposta adresiniz:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
Rastgele Şiir