Şiir Defteri

YILMAZ MORGÜL'DEN CUMHURBAŞKANINA ŞANTAJ VE İNTİHARA TEŞVİK DURUMU (DENEME)

Yazan: Birturkbilgesi
06.08.2020 / 04:02
116 kez görüntülendi
0 yorum yapıldı
Öncelikle 'Neden tehdit değil de şantaj?' sorununa yanıt(cevap) vereyim. Tehdit suçunda, kişi ya da kişiler doğrudan tehdit edilir, örnek ki 'Seni öldüreceğim' gibi, yani bunun hiçbir yasal durumu da, koşulu da yoktur oysa şantaj suçunda hem yasal olabilirlik hem de koşul, şart, anlaşma, ve çıkar sağlama durumu vardır, örnek ki 'Bunu yapmazsan, sana şunu yaparım' gibi birşey şantajdır yalnızca 'Seni geberteceğim' sözü tehdittir. Yani tehdit yapılmış, edilmiş, olmuş, bitmiş birşeyin yani geçmişin ürünüdür, yani tehditte önce zarar verilmiştir ya da kötülük olarak tanımlanan ya da algılanan ya da yorumlanan birşey edilmiştir; şantajda ise tehdite neden olarak henüz olmuş, yapılmış birşey yoktur. Örnek ki kiracıya, kira sözleşmesinde yeralmamasına(yer almamasına) karşın 'Evi badana yaptırmadan boşaltmak istersen eşyalarına elkoyarım(el koyarım)' demek şantaj suçudur. Yani şantajda, kişi şantajını yaptığı şeyin yasal hakkı olduğunu da düşünür ki zaten ev sahibinin kiracıyı evden çıkartmak istemesi yasaldır oysa örnek ki haraç istemek yasal değildir yani 'Bana haraç vermezsen işyerini kurşunlarım' demek tehdit suçudur çünkü kimsenin böyle hakları yoktur. Açık ki akıldışı, ahlakdışı, küresel ve derin bir merkez Türkiye'ye Atatürk düşmanlığı ya da Osmanlıcılık; ve genelde cinsellik, özelde ise yetişkin insan dişisi ve eşcinsellik ile iki temel koldan saldırmakta çünkü Türkiye gerek ahlaki özelliği, gerek 'Önce bilim ve ahlak' diyen Atatürk'ü, gerekse de dünyanın en nitelikli ve en evrensel dili olmaya aday Türkçesi ile; dünyayı ve insanlığı akıldışı ve ahlakdışı bir yöne götürmek isteyen küresel, derin, akıldışı ve ahlakdışı bir merkezin önündeki en büyük nitel ve soyut engel; korona salgını da bu merkezin etkinliği kapsamında düşünülebilir haklı olarak. Ve bu merkezin her ülkede akıldışı, ahlakdışı kişileri ünlü yapmak için; ve ülkelerde astroloji, medyumluk, akıldışı moda, ahlakdışı moda, barbarlık, ilkellik yaymak için didindiği de açıktır. Bu nedenle ki Türkiye'de ikidebir(ikide bir) ortalığa bikini, mayo, mini etek, mini şort, tayt pantolon gibi ahlaka aykırı giyinmekten de, sigara ve içki içmekten de çekinmeyen bayanlar, eşcinseller çıkmakta, gösteri yapmaya çalışmakta, kendilerini topluma, Türkiye'ye bir önder, lider türü olarak göstermeye çalışmaktalar. Açık ki bu merkez Türkiye'ye şimdi de 'Kadına şiddeti, kadın cinayetlerini ve aile içi şiddeti önleyecek' gibi bir saçmasapan savla İstanbul sözleşmesi denilen bir saçmalığı uygulatmaya çalışmakta, ve açık ki Türkiye'yi keriz yerine düşürmeye çalışmakta. İstanbul sözleşmesi'ni henüz okumadım çünkü yöntemim ki böyle konularda önce konunun savunucularına, yandaşlarına bakarım; İstanbul sözleşmesi'ni zaten bunlar savunmazlardı', ki bu sözleşmeyi savunanların içlerinde eşcinselleri, ahlaka aykırı giyimlileri, ve eşcinselliği yani ahlakı savunmayanları gördükçe de böyle düşünüyorum. Ahlak neden ilk önemli? Çünkü ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, özgürlüğün, felsefenin, bilimin, laikliğin, demokrasinin, insanlığın, evrenin en üst nitel soyut aşamasıdır, yalnızca dinin değil. Ahlakı bir de şöyle düşünebiliriz: Ahlakdışılık nefstir; nefs de hem en büyük cehalettir, hem kötülüklerin nedeni ve amaçıdır, hem de önce akılı, sonra da ahlakı yani kişiliği yani akıl-ruh sağlığını yok eder. İstanbul sözleşmesi daha en baştan anlaşılmakta ki çok iyi hazırlanmış bir tuzaktır çünkü bu sözleşmeyi savunanların savları mantıksızlıklarla doludur. Neymiş; 'İstanbul sözleşmesi kadına şiddeti, aile içi şiddeti ve kadın cinayetlerini önler'miş; 'Çocuk evliliklerini önler'miş, falanfilan(falan filan). Yahu Avrupa'da şiddet ve cinayet yok mu, Avrupa'da çocuklarla üstelik de evlilikdışı cinsel ilişki serbestliği yok mu? Avrupa birliği'nde cinsel ilişki serbestliği yaşı kaç; 14; 14 çocuk değil mi? Sonra; suçları önlemek için Avrupa birliği'nden patent almak mı gerekiyor; devletler, ülkeler suçları kendibaşlarına(kendi başlarına) önleyemezler mi; zekanın, akılın, mantığın, felsefenin, bilimin, teknolojinin patenti Avrupa birliği'nde mi? Bir akıldışı, ahlakdışı, küresel ve derin bir merkez ne kadar akıldışı, ahlakdışı insan, ve sivil toplum örgütü varsa Türkiye'nin üzerine salıp, arkada da kıskıs(kıs kıs) gülmekte gibidir, amaç Türkiye'yi zora düşürmek. Bu nedenle de 'kız', 'bayan' yerine 'kadın' demeye başladılar; öyle ki liselilere, üniversitelilere bile 'kadın' demeye başladılar, sanki bekaret testi yapmışlar gibi. Bir de internetteki moda sitesi reklamlarında lezbiyenlik görüntüsü sunan, ve eşcinselliği desteklemeye çalışan reklamlar yayınlamaya başladılar. Yani herşeyi cinsiyete, cinselliğe, sekse, bacak arasına çekmeye çalışıyorlar çünkü başka şeyden anlamıyorlar, tek anladıkları konu cinsellik. Savım ki eşcinsellik özgürlük değildir, serbestliktir çünkü özgürlük demek bilime ve ahlaka uygunluk demektir, serbestlik ise canın ne isterse yap demektir. Yine savım ki eşcinsellik gizlenmiş barbarlıktır, gizlenmiş saldırganlıktır, gizlenmiş ilkelliktir; bu nedenle ki eşcinsellik makyaj ile, moda ile, hernekadar medeni bir durum sergilemeye çalışsa da ruhunda büyük ve derin bir barbarlık, ilkellik, vahşilik, saldırganlık taşır. Bu nedenle ki biri geçenlerde destek vermek için gittiği bir bayan gösterisinden bayanlarca kovulunca öfkelendi, sinirlendi, söylendi; biri de kalkmış 'İdam cezası gelmezse kendimi yakarım' diyor, yani idam cezası da, yakmak da barbarlık, ilkellik, vahşet zaten; yani bunların nesi, neresi narin, medeni, kadınımsı? Bazı insanlar Atatürk'ü sanat konusunda da anlamamakta direniyorlar, Atatürk'ün 'Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir sözünün 'Önce bilim ve ahlak' sözünden sonra geldiğini anlamıyorlar. Sanatçı diye, ünlü diye, nekadar(ne kadar) ahlaka, dine, bilime, felsefeye, Türklüğe aykırı kişi varsa topluma akılhocası(akıl hocası), önder, lider kesilmeye başlamakta. Onları bu duruma taşıyan da açık ki onlardan farkı olmayan yoz medya türüdür. Yılmaz Morgül isimli akıla, dine, ahlaka, Türklüğe, demokrasiye, laikliğe ve özgürlüğe aykırı ki bunlar 'Önce ahlak' demektir; cumhurbaşkanına yönelik olarak, 'Kadın cinayetleri ve çocuklara karşı cinsel istismarlar için idam çıkarılmazsa sembolik olarak kendimi yakarım' demiş. Açık ki bu kişi felsefe, bilim ve din bilmediği gibi hukuk da bilmiyor olmalı çünkü bu sözleri özelde 'Cumhurbaşkanını tehdit', özelde ise 'Kamu memurunu tehditle iş yaptırmaya çalışmak ya da kamu memuruna, işini tehditle yaptırmamaya çalışmak' içerikli suçu oluşturur. Yani Yılmaz Morgül'ün, cumhurbaşkanına 'İdam cezası gelmezse kendimi yakarım' demesi hem cuumhurbaşkanı üzerinde haksız bir baskı kurma girişimidir, hem de cumhurbaşkanı idam cezasının gelmesini sağlamazsa, Yılmaz Morgül nedeni ile manevi olarak mağdur olması durumudur yani bu durumda birileri cumhurbaşkanına diyebilirler ki 'Bak, Yılmaz Morgül senin yüzünden kendini yaktı' ki bu da cumhurbaşkanını haksız yere rencide etmektir; cumhurbaşkanına ya da devlet memuruna birşeyi yaptırmak için üstelik de ağır, vahşi nitelikte baskı kurmak suçu durumu dışında. Felsefe, bilim, ahlak ve din de diyor ki 'Eşcinsellik tedavisi zorunlu bir hastalıktır'. Ne olacak şimdi? Felsefenin, bilimin, ahlakın ve dinin sözü mü, eşcinsellerin sözü mü? Bir başkası da 'Eşcinseller, zina yapanlar, ve ahlaka aykırı giyinenler idam edilmezse kendimi öldürürüm' derse ne olacak? Kendisi ahlakı, ahlaklı olmayı öğrenmiş mi acaba? Bir de 'Eşcinsellik normallik' derler. Eşcinsellik doğa ile, genler ile değil; nitel mantık yokluğu ile ilgili bir konudur yoksa insanlar burunları ile çorba da içebilirler isterlerse. Zaten dikkat edilirse eşcinselliğin belli bir etnik tür içinde yoğunlaştığı görülür, tıpkı fahişelik gibi ki bu açıdan da gerçek şudur: Yanlış bir etnik tür insanlık türü üzerinde egemen, dikta olmaya çalışmaktadır. Evet; Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' dedi; bilim de, ahlak da utanmak da içerir. Bu nedenle ki sanat da utanmayı içerir yani utanması olmayan sanat, sanat değildir; utanması olmayan sanatçı da sanatçı değildir, olsa olsa eğlencecidir. Mantıklı insan 'Doğa verdi, doğada da var' diye birşeyi yapmaz; 'Toplum yapıyor' diye de birşeyi yapmaz; örnek ki toplum bikini giyse de giymez, sigara içse de içmez, yalnızca mantıklı ve insani şeyleri yapar; unutmayın ki Muhammed'in zamanında da kız bebekleri diri diri toprağa gömülüyorlardı ancak Muhammed buna karşı çıktı. Yani giyimsel ahlaka uymayanların, ve cinsel ahlaka uymayanların; suçluları ahlaksızlıkla suçlamaları çok tuhaf. Ahlaksızlığa idam cezası istiyorlarsa; ahlaka aykırı giyinenlere de, ahlaka aykırı yaşayanlara da yani tüm ahlaka aykırı insanlara idam cezası istemeliler ki mantıklı olabilsinler. Açık ki Yılmaz Morgül'ün sözü cumhurbaşkanına şantaj ile; üstelik de suç olan başka birşey yani intihar ile yani hukukta hak olmayan yani yasal olmayan birşey ile, iş yaptırmak istemek, ve toplumu intihara yönlendirmek durumu içermektedir. Doğru bir ülke, doğru bir toplum istiyorsan; Muhammed'in de, Atatürk'ün dediği gibi 'Bilimsel ve ahlakçı' bir ülke iste. Ahlakın dışlandığı bir ülkede ya da toplumda açık ki her kötülük olur. Açık ki sanatçılarının bilim ve ahlak açısından doğru yolda olmadıkları ülkelerde toplum da doğru yolda olmaz. Türkiye'nin sanatçıya, ünlüye değil; Atatürk'ün de dediği gibi 'Bilimsel ve ahlaklı sanatçı'ya ve ünlüye gereksinimi var. Necdet Gürçiftçi Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge İnternette yayınlandığı zaman: 6.8.20/04.03
Kapat/(ESC)
Yorum Düzenleme

Yeni Üyeler

  • gülbahçem
  • Çavdar
  • ozanpamir
  • elifahi
  • AmatörŞiirci123

Bağlı Üyeler

  • yaşarkılıçoğlu21:49
Kapat/(ESC)
Tavsiye
Adınız:
Sizin eposta adresiniz:
Alıcının eposta adresi:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
İletişim
Adınız:
Eposta adresiniz:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
Rastgele Şiir