Şiir Defteri

SEZEN AKSU SEVMEK CEHALETİ VE NEFSİ SEVMEKTİR (DENEME)

Yazan: Birturkbilgesi
11.04.2019 / 06:43
169 kez görüntülendi
0 yorum yapıldı
Sezen Aksu'nın ilk müzik pılağı(plağı) fotoğrafı; üzerinde o zamanlar pek moda olan dar bir kot ve, ayakta bacaklarını ayırıp verdiği bir poz. Yani o zamanlar; daracık pantalonla da olsa bir genç bayanı bacaklarını ayırmış görmek baylar üzerinde açık ki büyük bir etkiye sahipti. Yani ağızla müzik yapıp, müziğe poz verirken daracık kotla bacakları açmak niye? Yani belli ki yol daha en baştan yanlış çizilmiş. Yani bu hal bir ilahi pılağına(plağına) öyle bir poz vermekten farksız çünkü hem müzik yani sanat adına hem de topluma verilmiş bir poz. Herşeyde olduğu gibi sanatta da doğru önce ahlaktan, edepten de geçer. Yani düşünün ki hem sanat adına hem müzik adına hem de Müslüman bir topluma öyle bir poz veriyorsun; nedir yani bu, sanat mıdır, ticaret midir; ancak ne olursa olsun doğru, iyi, mantıklı birşey değildir. Sonra da ülkede ne kadar sigara, içki içen varsa; bikini, mayo, mini etek, giyen varsa; fuhuş, zina yapan Sezen Aksu'nun müziğinin peşine de takıldı. Madonna'nın peşine Justin Bieber takılır; Yunus Emre, Mevlana, alim, alime, evilya, derviş takılacak değil ya. Sezen Aksu'nun hayatının geçnliğinin ilk yılları konusunda medyada şunlar yazıyor: 'Her gün Konak-Köprü troleybüsünde şarkı söylüyor, haftada bir kez saçının rengini değiştiriyor, sıklıkla da intihara kalkışıyordu. O yıllarda, sonradan "Allah babama acıdı da şarkıcı oldum." dediği bir de takıntısı vardı: Dansöz olmak.'. Yani doğru sanatla, doğru sanatçılıkla da doğru kişilikle de uygun bir hal değil bunlar. Sonra da; ziraat fakültesinde okurken evlenip üniversiteyi bırakıyor. Bu hal; okumak isteyen hal için mantıklı bir hal değildir. Yani evlenmek için üniversiteyi bırakmak zaten eğitimi, üniversiteyi, bilimi, bilimsel olmayı, topluma ve insanlığa bilim ile yararlı olmayı bırakmaktır yani evliliği üniversiteden, bilimden, insanlıktan, toplumdan üstün tutmaktır yani bir müzik sanatçısının evlenmek için müziği bırakması gibi birşeydir; yani parasızlıktan, yoksulluktan, hastalıktan dolayı üniversiteyi bırakmak anlaşılır birşey de evlenmek için bırakmak bilime bağlı insanlar için tuhaf bir haldir. Ancak zaten o zamanlar kime 'Ziraat mühendisi, orman mühendisi ne iş yapar?' diye sorulsa büyük olasılıkla milyon kişiden ancak biri bilebilirdi yani o zamanlar bu sorular 'Bilgisayar nedir?' diye sormak gibidir yani düşünün ki Sezen Aksu 1954 doğumlu. Sanat yalnızca güzellik demek değildir; ses sanatçısı da yalnızca ses güzelliği demek değildir, toplum ve insanlık bunu öğrenmeli, anlamalı, kavramalı artık; bülbülün de sesi güzeldir ancak toplum ve insanlık doğru ve iyi şeyler söylemez, ve çiçekler de güzeldir ancak topluma ve insanlığa ahlak, edep öğretemezler. Yani doğru sanata; dünyadaki her doğru şey de yani felsefe, bilim, ve dini tanımlayan Din hadisileri de dahildir; yanlış yani kötü sanat ta bu üç dünyayı umursamayan sanattır. Açık ki siyaset ve özel sektör gibi sanatçılık ta yanlış ve kötü bir yöne doğru gitmektedir. İnsanlar ya da insanlık dünyanın yuvarlak olduğunu ve döndüğünü bilmeden de yaşayabilirdi, ve mutlu yaşayabilirdi; ve demokrasi içinde de göğe çıkmayan büyük bir teknoloji içinde de yaşayabilirdi. Bakın karıncalara, arılara, kartallara, aslanlara, kaplumbağalara? Bakın binlerce yıl insanlık hem putlara tapıp hem de nasıl mutlu ve üretken yaşadı. Demek ki yanlış şeyler bilip te yaşanabilir, ve mutlu yaşanabilir, ve üretim yapılabilir, üretken olunabilir. Yani açık ki üretimi, emeği, güzelliği ölçüt yapmak yanlışı önlemiyor oysa çağımızda bile siyaset ekonomiyi kafayatakmış(kafaya takmış), kendini ekonomi ile ölçüyor yani ne felsefe ne bilim siyasetin umurunda değil tıpkı binlerce yıl putlara tapıp mutlu ve üretken yaşamış insanlık gibi bir halde siyaset, bunca takım elbiseli, kıravatlı(kravatlı), görkemine karşın. Yani birşeyler bilmeden de yaşanabilirdi, doğru hiçbirşey bilmeden de. Yani hiçbirşey bilmeden de üretim yapılabilir, üretilebilir; hiç düşünmeden de. Bakın dünyadaki köylülere; ne güzel ne yararlı ne iyi şeyler üretiyorlar ancak hangisinin felsefe ya da 400'ün kare kökü umurunda? Yani iki hayat biçimi var: 1- Az bilmek te içinde olmak üzere hiçbirşey bilmeden yaşamak türü, 2- Çok bilmek te dahil olmak üzere bilmekle yaşamak türü. İnsanlar yasalarının olanak verdiği herşeyi yapabilirler ya da yapabildikleri herşeyi; ancak başkaları da onlar hakkında dilediklerini düşünmek ve dilediklerini söylemek hakkına da sahipler; doğru insanlar da bunu felsefe, bilim, ve dini tanımlayan Din hadisileri ile yaparlar yani kafalarınagöre(kafalarına göre) değil de doğruya göre yaparlar; cehalet içindeki insanlar ise hem kafalarına göre yaşarlar hem de kafalarına göre konuşurlar. Yani ekiyorsan sonuçları olmalı. Yani 'Ben istediğimi yapayım, kimse bana karışmasın, kimse bana bir laf bile demesin' mantığı demokrasi mantığı değil yanlış bir ruh mantığıdır. Genelde sanat, özelde müzik yalnızca bir iş, meslek, geçim kapısı değildir; toplumu eğitimdir, topluma öğretmenliktir de yani kendi başına, başınabuyuruk(başına buyruk), eleştirisiz bırakılacak, 'Ben yaparım olur' denilecek bir alan değildir. Yani genelde sanatı, özelde müzik sanatını bir okulda öğretmen olarak düşünün, başınabuyuruk davranan; olur mu, olmaz. Bu nedenle toplumların da, insanlığın da, felsefenin de, bilimin de, dinin de, akılın da yapması gereken şeylerden biri özel sektörü eleştirmek gibi sanatı ve sanatıları da eleştirmektir. Ben de bu nedenle; toplumda baştaçı edilmiş bazı müzik sanatçısıları(sanarçıları) konusunda eleştirel yazılar yazmak zorundayım çünkü sanat, sanatçılık nasıl ki topluma, öğretmenlikse felsefe, bilim, Din hadisileri, düşünürlük(filozofluk), alimlik, alimelik te öyledir. Diyorum ki Sezen Aksu'yu sevmek; ister özel hayatı olsun ister müzik sanatı olsun; nefsi yani yanlışı sevmektir yani felsefeye, bilime ve Din hadisileri'ne aykırılığı yani evrensel doğruya sırtdönmektir(sırt dönmektir) yani cehaleti ve nefsi sevmektir. Neden? Medyadaki 'Sezen Aksu körkütük sarhoş oldu, Sezen Aksu sahnede alkol aldı' gibi haberlere bakarsak Sezen Aksu hem içki içiyor hem de olağan olmayan hallerde içmiş; dudaklarına botoks yaptırmış; bikini/mayo gibi şeyler giymiş; bunlar kişiler açısından doğru, iyi şeyler, hukuk açısından hak şeyler olabilir ancak felsefe, bilim, ve Din hadisileri yani din açısından yanlış ve kötü şeylerdir çünkü hem nefstir hem de topluma yanlış ve kötü örnek olmaktır yani sanatı öğretmenlik, bir öğretmenin de topluma yanlış ve kötü örnek olduğunu düşünün. Yani bu tür halleri ile Sezen Aksu'yu sevmek nefsi sevmektir yani felsefeyi, bilimi ve Din hadisileri'ni dışlamaktır. Oysa doğru sanatçılık herşeyden önce cehalete ve nefse karşı savaşmaktır. Sezen Aksu'nun müzik hayatına yani müzik sözlerine bakalım: 1- 'İZMİR'İN KIZLARI': 'İzmir'in kızları bir elinde de cımbızları/Dişidir, anadır, efedir gidinin tatlı huysuzları/Çıktılar mıydı ipek çoraplarla kordon boyuna/Savaşta da, aşkta da esaslıdır kadın duruşları/Hiçbir topuk tıkırtısı bu kadar/Davetkar çalamaz/Bir göz vuruşuyla yerle bir eder/Böyle bir şey olamaz/İzmir'in kızları/Ayıptır söylemesi laf aramızda/Sevişe sevişe de ölür/Dövüşe dövüşe de icabında/Baba sen de ne biçim takardın/Kısacık eteklerime benim/Merdiven altında/Dizimden belime kıvırıverirdim'. Bu sözlerden anlaşılmakta ki Sezen Aksu İzmirli olmasına karşı İzmir'i tanımamaktadır ya da İzmir dediği yalnızca kendi hayatı ya da çevresinin hayatıdır ya da nefs için takıldığı yerlerdir örnek ki Karşıyaka eğlence yerleri ve Kordon boyu'dur ya da yanlış tipleri, yanlış kesimleri genelleme yapmaktadır; ve yanlış bir hali amaç ya da övünç olarak göstermektedir. İzmir ya da birbaşka il(şehir) böyle tanıtılırsa; 'Şehirde kızlar erkeklerin eşinden koşuyorlar' sözüne inanıp ile giden bir köylünün önünegelen(önüne gelen) kıza asılması hali yaratabilir. Yani İzmir'i dişilikle, sevişmekle, cinsellikle, ahlaka aykırı giyimle, ahlaka aykırı hallerle, ve efelikle, savaşla tanıtmak yanlış bir haldir. Bu hal hem İzmir'i yanlış tanıtmaktır hem de yanlış birşeyi amaç ve mutluluk göstermektir. Sonra başka bir müzik ürününde de 'Savaşma seviş benimle' diyor; yani hem savaşmayı övüp hem de savaşı dışlamak tutarsızlığı. 2- 'ERKEKLER ETNİK MİX': Yalnızlık Allah'a mahsus/Yalnız yatmak mı, ay ay imkansız/ Biri mutlaka olmalı/ Seni acil unutmalı/ Ya olmazsa/Seni şeytanın şahidi sus/Çivi çiviyi söker/Sökmezse şansına küs/Elimi sallasam ellisi/Başımı sallasam tellisi/Erkekler/Ooof, içim sıkılıyor/Ooof, pabucum sıkıyor/Burda hayat şöyle böyle/Yaşıyoruz ah zar zor öyle/Şimdilik sensiz olmadı/Tüh, taş yerini bulmadı/Sen nasılsın iyi misin/Ne var ne yok hasta mısın/Yoksa benim gibi boşta mısın/Elimi sallasam ellisi/Başımı sallasam tellisi/Erkekler'. Sözlere bakın; topluma doğru, iyi hiçbirşey öğretmeyen; lafolsuntorbadolsun(laf olsun, toırba dolsun' gibi ve içkili kafa ile yazılmış gibi sözler. Sanat öğretmenliktir; bu sözleri okulda, sınıfda bir öğretmenin öğrencilere söylediğini düşünün. Öteyandan; yalnızlık neden Allah'a mahsus olsun; yalnızlık felsefenin, bilimin ve dinin erdemlerindendir de ki buna inziva denir. Hayat neden ille de birinin kollarında, koyununda(koynunda) yatmak olsun? Öteyandan hem Allah'tan söz edip hem de İslamiyet'e aykırı hallerde olmak bu söylemin sırf laf olsun diye söylendiğini göstermekte; yani yalnızlık Allah'a mahsus ta İslama uygun giyinmek, yaşamak İslamiyet'e dahil şeyler değil mi? 'Boşta mısın?' sözü aşkın ilkelliğinin de altına inmiş bir ilkelliktir, 'Taksi boş musun?' der gibi, insanları araç olarak kullanmak hali gibi; yani kendine de, sevgiye de, aşka da değer veren mantık 'Boştayım' gibi bir söz kullanmaz; sonra da 'Elimi sallasam ellisi' diyor, öyleyse nedne 'boşta'sın; yani belli ki topluma, insanlığa doğru, iyi, yararlı, güzel birşeyler öğretmek için değil de sırf ticari amaçlı ve lafolsuntorbaolsun gibi yazılmış sözler. 3- 'SENİ İSTİYORUM': 'Bu gece gel yarın istersen yine git/Hatta unut ne varsa verdiğim al götür öyle git/Eve kokun siner duvarlara sesin/Hatta unut sen dün gece nerdeydin kimle seviştin'. Ya nasıl sözler bunlar? Bu sözler Türke de, Müslümana da, onurlu bir aşka da yakışmaz. Sonra da 'Yalnızlık Allah'a mahsustur' de; Allah'ın dünyasına ahlak, edepte dahildir. 4- 'SAVAŞMA SEVİŞ BENİMLE': 'Savaşma seviş benle/Hayata karış benle/İyi günde kötü günde/Olmaya çalış benle'. Yani düşünün bir kadın ortalıkta, tüm dünyaya 'Savaşma seviş benimle' diye bağırıyor. Bu hal de ne Türklüğe ne dinliliğe uygundur. Neden toplumun kafasına hep cinsellik sokuluyor sanat, müzik diye? Ne kadar akıldışı, ahlakdışı sözcük, söz, hal varsa müzik dünyasında tümü de var. Sonra da neden tacizler, tecavüzler, suçlar, ahlakdışılık, akıldışılık, yozluk gibi şeyler artıyormuş. Bakın ortalıkta 'Savaşma seviş benimle' diye bağrılıyor. Sonra; savaşmanın karşıtı neden sevişmek olsun? Kitap okumak, resim yapmak, felsefe öğrenmek, mantıklı olmak, bilimsel olmak, iyilik yapmak, bilimsel çalışmalar yapmak, ahlaklı olmak, merhametli olmak, medeni olmak gibi şeyler olamaz mı? Savaşmak pis birşey de sevişmek pis birşey değil mi? Hayatın, insanın zirvesi sevişmek mi? Yani bakın savaşa karşı nasıl da ilkel, nicel, sığ, mantıksız bir dünya önerilmekte; sanki sevişmek savaşmaya engelmiş, paralı askerler sevişmiyorlarmış gibi. Dünyada; doğru insanların yapamayacakları tekbirşey vardır, o da ahlaksız olmaktır. Yani konuya bir de şu açıdan bakalım: Örnek ki Türkiye ordusu düşmana karşı savaşıyor, radyoda, televizyonda şöyle bir şarkı: 'Savaşma seviş benimle'. Ya bu nasıl bir mantıktır, nasıl bir akıldır, nasıl bir dünyadır, nasıl bir sanattır, nasıl bir sanatçılıktır? 5- 'BEGONVİL: 'Sen şimdi gerdanını maviye/Göğsünü bir yelkenliye/Gönlünü ilk önüne çıkan/Yaz seferine bağlamışsındır/Vurunca dibine sakız rakısının/Biraz da ağlamışsındır/Benim yerime de sev, bekletme hayatı/Bu kadarına razıysan, yaşa gitsin/Kaç kişiyiz savunan sevdayı'. Hem rakı olacak hem de sakız rakısı olacak. Yani Yeni rakı da olmayacak. Yani mutluluk sayılan şeye bakın, bir sanatçının mutluluk saydığı şeye bakın. 'Kaç kişiyiz savunan sevdayı' diyor; sanki sevdanın kalesi olmuş, sanki sevda uzmanı olmuş, sanki düşünür(filozof/felsefeci), alime, bilge olmuş ta sevdanın hasına, özüne, anlamına, manasına ermiş. Nedir sevdayı savunmak; sigara, içki içmek mi, herkesin içinde bikini, mayo diye sütyen-külot gezmek mi, gününügünetmek(gününü gün etmek) mi, nefse köle olmak mı, bedene(vücuda) köle olmak mı, dünyaya/hayata köle olmak mı? Bir müziğinde ' 'Bu gece gel yarın istersen yine git/Hatta unut ne varsa verdiğim al götür öyle git/Eve kokun siner duvarlara sesin/Hatta unut sen dün gece nerdeydin kimle seviştin' diyor, bir müziğinde 'Kaç kişiyiz sevdayı savunan' diyor; sanat öğretmenliktir, öğretmenin de hem yanlış, kötü, zararlı şeylerden arınması hem de mantıklı ve tutarlı olması zorunludur. Sanat ve sanatçılık sıradan birşey değildir; topluma ve insanlığa öğretmenliktir. Bu nedenle sanat ta, sanatçı da akılınaeseni(aklına eseni) sanat yapamaz yoksa en ahlaksız, en adi, en utanmaz, en insanlıkdışı sözler, sözcükler bile sanat, müzik olabilir. Artık; sanat kendisi ve sanatçıları ile yüzleşmek; toplumlar ve insanlık ta hem sanatı hem de sanatçıları felsefe, bilim, Din hadisileri, akıl, mantık ile elemek yani eleklemek zorundadır yoksa sanatın zirvesi erdem değil porno olur. Ses güzelliği doğuştan gelir ancak sanat güzelliği doğuştan gelmez. Boş tenekenin sesi çirkindir ancak unutulmasın ki sazın, gitarın telleri de metaldendir. Başarı doğuştan gelen şeyler değildir; felsefe, bilim, ve Din hadisileri ile edinilmiş şeylerdir; yoksa bebekler zengin de doğabilirler. Ses sanatçısılığını yalnızca ses güzelliğine eşitlemek ilkel, nicel bir sanat anlayışıdır; doğru sanatçılık felsefeye, bilime ve Din hadisileri'ne uygun sanattır. Yeter artık; sanatçı diye tepeye çıkarılan, baştaçı edilen kişiler felsefeye, bilime ve Din hadisileri'ne uygun kişiler olmalı. Müzik sanatı şirketlerin kapılarından değil felsefenin, bilimin ve Din hadisileri'nin kapısılarından(kapılarından) geçmeli. Yani düşünün ki hem kendilerine Müslüman ya da dinli diyorlar hem de İslam'a, dine aykırı bir hal olan eşcinsel sanatçıları ve ortalıkta bikini, mayo diye sütyen-külot gezen sanatçıları bile baştaçı ediyorlar; yani toplum siyaset, özel sektör, moda, medya, turizım(turizm) ve yoz sanat anlayışı ile böyle bir mantıksızlık, tutarsızlık hali içine getirilmiş durumda. Nedir ya bu hal? Unutmayın ki Sodom'da, Gomora'da, Pompei'de de sanat ve sanatçılar vardı. Atatürk 'Ben sanatçısının bilimselini ve ahlaklısını isterim' diyor çünkü 'Hayatta en doğru yol bilimdir', ve 'Ben siporcunun(sıporcunun/sporcunun) ahlaklısını severim' diyor. Ya; şu sanat dünyasında bilimsellik, akıl, mantık ve ahlak taraması, incelemesi, araştırması yapın artık. Sezen Aksu'nun ve benzerlerinin sanat, anatçılık diye yaptığı kendisi için büyük bir adım olabilir ancak Türkiye ve insanlık için yanlış ve kötü bir adım. Açık ki Sezen Aksu sevmek mantıksızlığı ve tutarsızlığı yani cehaleti ve nefsi sevmektir. Necdet Gürçiftçi Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge İnternette yayınlandığı zaman: 11.4.19/06.37
Düzenleme: 11.04.2019 / 06:52
Kapat/(ESC)
Yorum Düzenleme

Yeni Üyeler

  • UykusuzGeceler
  • _Kemal_
  • mahmutoztuncer
  • ABDULHAMİT
  • Türkay
Kapat/(ESC)
Tavsiye
Adınız:
Sizin eposta adresiniz:
Alıcının eposta adresi:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
İletişim
Adınız:
Eposta adresiniz:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
Rastgele Şiir