Şiir Defteri

SEVGİLİLER GÜNÜ'NE KARŞI ÇIKMALIYIZ (DENEME)

Yazan: Birturkbilgesi
10.02.2020 / 01:38
356 kez görüntülendi
0 yorum yapıldı
Ülkemizde biri Batı hayranlığı, biri de Arab hayranlığı olmak üzere bir yabancı hayranlığı sorunu var. Biri Batı ne yaparsa yapmak istiyor, biri de Arablar ne yaparsa yapmak istiyor oysa Muhammed de, Atatürk de 'Önce bilim ve ahlak' dedi yani Batı ya da Arablar ne yaparsa değil bilim ve ahlak ne isterse yapmak gerekiyor. Sevgi, sevgili, sevgililer günü; kulağa hoş gelen sözcükler. Ama gerçekçi insan yalnızca kulağıyla yaşamaz ve gerçekçi düşünen bir beyine de sıkı sıkıya bağlıdır. Eğer ki kuşlar ya da sürüngenler gibi yalnızca kulaklarımızla duygu yaşıyor olsaydık kuşkusuz ki sorun kalmayacaktı ama insan denilen canlı türü, beyin denilen kötü bir organa da sahiptir ki her şeye burnunu sokar, kulak kepçeleriyle kepçelemekle yetinmeyip dünya çorbasını. Sevgi love, amore, muhabbet gibi sözcüklerle de tanınır Türkçe dışında; sevgili ise dear, hazret, habib, habibe gibi sözcüklerle? Beyin dört yanı sıkı sıkıya kapalı bir kara kutu gibidir; içini, içine girmeden anlamak gerekmiştir hep. Olayları anlamak için de, olayların içine girsek de giremesek de olayları tanımlayan sözcüklerin içlerine girmek zorundayız. Bu nedenle; Sevgililer Günü insanca mı, değil mi, sorusuna yanıt vermek için onu tanımlayan bu iki sözcüğün içine girmek zorundayız çünkü bu günün içine girmek, onu anlamayı sağlamaz. Sevgililer Günü tanımındaki 'sevgili' sözcüğü, bizim bildiğimiz sevgiliyi mi tanımlıyor acaba, ya da nasıl bir sevgiliyi tanımlıyor? Annelerimize 'Sevgili anneciğim' deriz; eşimize 'Sevgilim' deriz; Müslümanlar peygamber Muhammed'e 'Hazreti Muhammed' derler yani 'Sevgili Muhammed'. Acaba 'Sevgililer Günü' sözcüğündeki sevgili sözcüğü de bildiğimiz bu onursal sevgili türlerinden mi? Yoksa metresi olan erkeklerin, metreslerine 'Sevgilim' demelerindeki gibi bir sevgili mi buradaki sevgili sözcüğü? Yani sözcüğü bilelim ki ne anlama geldiğini bilelim, kefal, sazan olmayalım. Sevgililer Günü denilen gün, Roma Katolik inanışından gelen bir günmüş, savlara göre. Dikkat edin, Protestan değil Katolik; üstelik de Roma. Yani büyük olasılıkla kilise bu güne karşı daha en baştan olumsuzmuştur. Bilgilere göre Sevgililer Günü yani özgün adıyla 'Saint Valentine's Day' yani 'Aziz Valentine Günü' yani 'Sevgili Valentine günü' yani 'Sevgililer günü' diye Türkiye'de kutlanılan şey gerçekte 'Azizler günü', M.S. 496 yılında bir papa tarafından ilan edilmiş ama yine bilgilere göre bu gün, daha da eski çağlarda yani 'M.Ö.'ki çağlarda bu gün, Lupercalia Günü olarak kutlanırmış yani çok tanrılı, mitolojik çağlarda. Lupercalia; Roma çok tanrılı dinindeki bir erkek, bereket tanrısıymış ve kötü ruhları kovarmış sözde. 14 şubat , bu çok tanrılı dine göre, kuşların çiftleşme ayıdır. Bu da eski batı inancına göre Zeus ve Hera adlı tanrıların, bu günde evlilikleriyle ilgilidir. Yani ortada, aynı günü içeren iki gün var: Puta tapıcıların Lupercalia Günü; Roma Katoliklerinin Aziz Valentine Günü yani Hıristiyan olmayan toplumlara yutturulan adıyla 'Sevgililer Günü'. Lupercalia Günü olarak Sevgililer Günü; üremeye, cinsel ilişkiye, doğurganlığa, cinsel organlara, gövdeye dayalı bir gün ve eylemdir. Roma Katolik inanışı olarak Sevgililer Günü ise, Katolik Dini'nin katı yapısı gereği; bedensel ve cinsel durumları dışladığı için duygusal, ruhsal, 'romantik' bir gün ve eylemdir. Lupercalia yaklaşımında kişiler, doğurmak, üremek amacı taşırlar yani yalnızca sevişmek değil. Yani amaçlarında, çok çocuklu bir aile kurmak gibi toplumsal bir amaç vardır. Valentine yaklaşımında ise sevgiliye aşk şiirleri, aşk mektupları yazılır, hediyeler, yemek verilir, evlenme önerisi yapılır. Yani sevgiliye ruhsal, duygusal(romantik) bir övgü ve yaklaşımdır. Bildiğim kadarıyla Katolikler evlilik dışı cinsel ilişkiye izin vermezler ve Katoliklikte boşanmak da çok zordur. Yani her iki yaklaşımda da bu gün; evlilik ve aile kurmak gibi bir toplumsal ve insancıl amaç taşır. Yani her iki yaklaşımda da onursuzluk, bencillik, sorumsuzluk, psikopatlık, sosyopatlık yoktur. Bu açıdan, kötü bir eleştiri getirmemiz yanlış sayılır. Hıristiyan dininden olmayanlar ise, bu günün, bu dinden olması nedeniyle, bu güne karşı çıkabilirler, kutlamayabilirler, onları anlamak gerekir. Buraya kadar bir sorun yok. Yani dini olan insanlar için, buraya kadar bir sorun yok. Gerçek sorun; 'Ben bilimselim, akıllıyım, zekiyim, çağdaşım, uygarım, laikim, komünistim, devrimciyim' diyenler açısından başlıyor çünkü bu güne yaklaşım, Lupercalia açısından da Aziz Valentina açısından da olsun, sonuçta doğaüstü tanrılara, boş inançlara, putlara inanmak demek olan Sevgililer Günü'nü kutlamaları, onların bu ileri sürdükleri özellik savlarıyla uyuşmaz. Lupercalia Bayramı arefesinde, 14 şubatta, genç erkeklerin, genç kızların adları yazılı kura çekerek, kuralarında çıkan genç kızlarla bayram süresince çift olma geleneği varmış ama 469 yılında, papa bu Hıristiyanlıkdışı diye bu bayramı yasaklamış. Yani gerçekte Hıristiyanlığın da cinsel yozlaşmaya izin vermediği açık. Ama ilginç ki Batıda her bayram yine de sınırsız cinsel eğlence içerme amacını da kapsar. Demek ki eğlence denilince Batılının usuna(akılına) sevişmek gelmesi, çok eski çağlara dayalı, gensel bir durumdur. Orta çağ'da Avrupa'da, toprak ağalarının yani derebeylerinin, topraklarında çalışan bayanların gerdek gecelerini, eşleriyle değil kendileriyle geçirtme hakları ve uygulaması da vardı. Almanya'daki 'Kıravat kesme' günü de böyle bir gündür. Bu günde, evli de olsalar kadınlar, beğendikleri erkeklerin kıravatlarını makasla keserler ve onunla o gece birlikte olmak, sevişmek hakları vardır ki eşleri buna izin vermek zorundadır. Bu hak, kadınların doğal hakları sayılmaktadır. Bazılarına göre bu gün kaldırılmış olup bazılarına göre de sürmektedir. Lupercalia Bayramı da papazca 469 yılında kaldırılmıştı, ona bakılırsa. Ayrıca Avrupa'da 'Faşing' denilen bayram da, 'Biraz Bayramı' da, 'Cadılar Günü' de hep sınırsız, uluorta sevişme hakkını içeren ve sağlayan geleneklerdir. Anlaşılan o ki Batı, onca kültürüne ve uygarlığına karşın cinselliği aşamamış, cinsel özgürlük derken iyice cinsel köleliğe düşmüştür. Görülen o ki günümüz Batısı da, İlk çağ Batısı gibi cinsellik ve boşinançlar arkasında koşmaktadır. Greenpeace, Peta gibi örgütlerin de eylemlerini çıplaklık üzerine kurmaları, Batılıların gerçekte çağdaş değil ilk çağ kültürünün etkisi altında olduğunun ve cinselliği henüz aşamadıklarının bir göstergesidir, 21. yüzyılda da. Batıya, hamamı yani yılda bir kez değil de haftalık da olsa yıkanmayı Doğuluların öğrettiği gibi cinselliği aşmayı da sanırım; Kamasutra, dansöz oynatmak ve harem isteği dışında kalan, cinselliği aşmış Doğulular öğretmek durumunda. Gerçek ki Batılılar, dünyanın beyaz(ak) zencileri, Afrika'lılları, yerlileri, ilkelleri, barbarlarıdırlar. Öte yandan; bu günü ne Lupercalia'daki ne de Aziz Valentine'deki gibi evlenmek, aile kurmak, çocuk sahibi olmak gibi toplumsal nedenler üzerine değil de sırf seks yapmak(sevişmek) üzerine ve bencillik, sorumsuzluk, ahlaksızlık, onursuzluk, zina, fuhuş, ticaret gibi şeyler üzerine kurmak biçiminde anlaşılan biçimiyle Sevgililer Günü açık ki her iki yaklaşıma da ihanet içinde olan; duygu, ahlak, onur, gurur içermeyen ve her iki biçiminden de ilkel duruma gelen bir seks ve ticaret günü olup çıkar. Hele ki eş cinsellik, mazoşist seks, sadist seks gibi şeylerin bu günde hiçbir işleri yoktur, bu günün özü, içeriği, işlevi, anlamı, amacı gereği. Bu günde fahişelerin(orospuların), zinacıların(eşlerini aldatanların), eşcinsellerin(cinsel sapıkların), evlenmeyecek olanların yer almaları hem bu güne ihanettir hem de sevgiye. Yoz kapitalistler her şeyi yozlaştırdıkları gibi Anneler Günü, Babalar Günü, Sevgililer Günü, Öğretmenler Günü gibi günleri de yozlaştırdılar ve her şeyi paraya, zevke, sorumsuzluğa, bencilliğe, ilkelliğe, yozluğa, ticarete çevirdiler. Sevgililer Günü'nün Hıristiyanlar için bir zararı ya da kötülüğü olmasa da öteki dinlerden insanların, bu günden uzak durmaları ortaya çıkar ama dediğim gibi bilimsel insanların da bilimsellik adına bu günden uzak durmaları gerekir. Eğer ki Hıristiyanlar bilimsel değillerse, bu günü kutlayacak olan kişi olarak yalnızca kendileri kalır. Ama onlar da 'Biz bilimseliz' diyorlarsa, bu günü kutlayacak, anacak kimse olmamalı. Ama yüzde doksanı Müslüman olduklarını söyleyenler ile bilimsel olduklarını yani mantıklı, çağdaş ve uygar olduklarını söyleyen insanlardan oluşan bir ülkedeki insanların yüzde doksanının, bu günü kutlamaya çalıştıkları gerçeği de ilginç, şaşırtcı ve güldürücü bir gerçektir. Dolayısıyla bu günü kutlayacak olarak kalanlar ancak para, mal ve nefs putlarına tapan kapitalistler, emperyalistler, faşistlerdir; puta tapanlardır, boşinançlılardır, bilimsel olmayanlardır. 'Namus bacak arasında değil" diyenler de bu günü kutlayamazlar, "Evlilik halkalı köleliktir" diyenler de; 'Evlilik aşkı öldürür' diyenler de doğal ki. Çünkü bu günün, her iki açılımında da evlilik, namus, aile, aşk vardır. Ama ne olursa olsun bu günü kutlamak için temel koşul; bilimsel olmamak, boşinançlı olmak, putlara tapmak, tanrılara tapmaktır. Ama görünen o ki kapitalistler ve öteki yozlaşmış kişiler bu günü ne Lupercalia'ya ne Aziz Valentine'ye göre kutlamak niyetinde değiller. Onlar yalnızca işin seks(sevişme), büyü, fetiş(büyülenme nesnesi) ve para yönündeler. Bu denli çıldırmışlık çok kötü bir şeydir. Düşünün ki genelevlerde, pavyonlarda, kumarhanelerde, fahişelerce, eşcinsellerce, kadın satıcılarınca, uyuşturucu satıcılarınca, silah kaçakçılarınca, teröristlerce(korkunç insanlarca) bile bu günün kutlanıyor olması ne cı ve yanlış bir şeydir, bu günün anlamına her iki açıdan baktığımızda. Yani bu; yas, ağıt, şehit türküsüyle göbek atıp oyun oynamak gibi bir şeydir. İnsan ne yaptığını ancak bu kadar bilemez yani. Bilinçsizlik ancak bu kadar doruk yapabilir yani. Gerçek şu ki bilimsel kültürel devrim olmadan çağdaş ülke, çağdaş toplum, çağdaş devlet, çağdaş uygarlık olmaz. Gerçek devrim, kültürden başlar. Kültürün ilk koşulu da nefisi yani zevki(tutkuyu) yenmektir. Zevkin egemen, belirleyici olduğu yerde bilimsellik, bilimsel çağdaşlık, bilimsel uygarlık, bilimsel ülke, bilimsel toplum, bilimsel kültür olmaz. Ülkeler yanlış, puta tapıcı inançların çöplükleri olmaktan çıkarılmalıdır. Bilimcileri, bilimselleri her tür boşinanca karşı savaşmaya ve hiçbir boşinancı kutlamamaya, savunmamaya çağırıyorum; bilimsel, insanca bir Türkiye ve dünya adına. İşin en acı yönlerinden biri; kendilerini bilimsel, akıllı(uslu), zevki(tutkuyu), çağdaş, uygar, mantıklı, gerçekçi olarak tanımlayan komünist, devrimci, ilerici, aydın, üniversite bitirmiş kişilerin, bu tür boşinançlara zevk için, en başta kendilerinin sarılmalarıdır. Avrupa Birliği ya da Batı dünyası işte böyle onlarca, yüzlerce boşinancın egemen, yaygın, kutlanılır olduğu bilimsellikdışı bir dünyadır ki bilimsel, aydın, kültürlü, mantıklı kişilerin bu dünyaya katlanmaları olanaksızdır. Avrupa Birliği'nden ve Abd'den yana siyasetleri uygulamak için çırpınan hükümetlerin, hep dinsel özellikli kişilerden oluşmuş olması, bu yüzden bir rastlantı değildir. Boşinançları ve boş inançlıları ancak boşinançlılar savunur. Bilimsel, mantıklı insanların ne Abd ne Ab ile yakınlığı, dostluğu, kardeşliği söz konusu olamaz. Bilimsel, çağdaş, insanca bir Türkiye ve dünya istiyorsak, en başta boşinançlara ve boşinançlardan kaynaklanan zevklere karşı savaşmalıyız. Hem boşinançlı batı dünyasının arkasına takılınıp hem de bilimsel, uygar, çağdaş, insanca olunmaz. Biz Türkler, Türkiye'liler gerektiğinde bilimsel önder de bilimsel din de yaratacak özellikteyiz. Başkalarının önderlerine, dinlerine, kültürlerine, ülkelerine, dünyalarına, düşlerine gereksinimimiz yok. 'Türk'üm' ya da 'Türkiye'liyim' demek yeter, başlangıç için. Bu ikisinden birini bile diyemiyorsak zaten, bizi ne Lupercalia ne Aziz Valentine ne Abd ne Ab ne komünizm ne milliyetçilik ne din ne bilim bile kurtaramaz. Türk olmayı, ulusallığı, Türkiye'yi, namusu(arı), evliliği, aşkı(sevdayı), aileyi, devleti , bayrağı, ulusal marşı, sınırları, nükleer santralleri, orduları, savaşları boş, uyduruk, ilkel şeyler olarak görenlerin; batının bu boş, ilkel, putçu, uyduruk, yoz inanışlarının arkasına takılmaları gerçekten gülünç ve acı bir şeydir, bilim ve insanlık adına. Ne yaman bir çelişki bu, ne yaman! Görünen o ki Sevgililer Günü sözcüğündeki 'Sevgili' sözcüğü, günümüzde; bildiğimiz, toplumsal, onurlu, ailesel, evliliksel, ahlaksal(ak töresel) , duygusal anlamından uzaklaşmış ve 'Kimi bulduysan seviş' biçiminde bir seks günü ve para kazanma sorumsuzluğu, bencilliği, saplantısı, takıntısı, kültürü durumunu almıştır. Öyle ki Lupercalia'daki en ilkel anlamından bile ilkel, fetişçi, boşinanççı bir boyuta inmiştir. Zaten kilise de bu günü, takviminden çıkarmış 1969 yılında. Anlaşılan o ki kilise de her bayramın, cinselliğe dönüştürülmesinden rahatsız olmaktadır. Anlaşılan o ki Batı laikliğinde de din ile insan, kilise ile devlet arasında büyük bir çatışma vardır. Belli ki Batı insanı, her şeyi yozlaştırma, cinselliğe ve paraya dönüştürme tutkunudur oysa Doğu insanı, herşeyi cinsellikten soyutlama ve onurlandırma yanlısıdır. Bu da Batıdaki din-insan, kilise-devlet çatışmasının benzeridir ve dine, ahlaka(ak töreye) ve onura(şerefe), Doğu insanının, Batı insanından daha çok tutkun olduğunun da belirtisidir. Yani artık bu günün Aziz Valentine yönü de kalmamıştır. Bu gün artık yoz, ahlakdışı kapitalistlerin tekeline geçmiştir. Fala, büyüye, Kurban Bayramı'na, üfürükçülüğe, nazar boncuğuna, muskaya, sigaraya, içkiye, uyuşturucuya, silaha, yozlaşmaya, insanları aldatmaya, dolandırmaya, töre cinayetlerine, kan davasına, tırafik(trafik) kurallarına uymamaya, gürültüye, çevre kirliliğine, hayvanlara eziyete, işkenceye, aile içi şiddete, bilimdışı her şeye karşı çıktığımız gibi, çok tanrılı, putçu bir Batı dininden kalma boş, yanlış, uyduruk bir kültür, gelenek, gün olan Sevgililer Günü'ne de bilim, insanlık ve Türkiye adına karşı çıkmalıyız. Yanlış şeyler, adları Latince diye haklılık, bilimsellik, çağdaşlık, uygarlık ve doğruluk kazanmazlar. Bir yanlışı Doğulular da yapsa, Batılılar da yapsa yanlıştır. Bu bilimsel dürüstlüğe, onura, yansızlığa ve olgunluğa erişmek gerekir. Bir şeyi yaşamak için bir boşinancın arkasına takılmak, çağdaş , uygar, bilimsel insana ve topluma yakışmaz. 'Bugün Sevgililer Günü'ymüş, haydi kutlayalım' demek; puta tapıcı, ilkel, çağdışı, boş bir inancın kültürünü savunmaktan, korumaktan, yaşamaktan başka şey değildir. Çağımızı, günümüzden binlerce yıl önceki boş inançların çerçevesinde yaşamaya kalkmak, ancak bundan çıkar sağlayanların örgütlemesi olabilir. Irmağa balık tutmak için gidebilirsiniz ama gittiğiniz temel gerçek, balıkların varlığı değil ırmağın varlığıdır? Bilmem anlatabildim mi? 'Zevkim için her şeyi yaparım, isterse Romalılar'dan kalsın, mantık falan aramam' diyorsanız doğal ki anlatamamışımdır ama bu durumda da hiç olmazsa, böyle bir kişiliğin bilimsel, çağdaş, mantıklı, sağlıklı, insanca olmadığını olsun anlayın. Gerçek ki akılı başında insan da, çağdaş insan da, bilimsel insan da, dinli insan da, Atatürkçü de, demokrat da, laik de, Türk de Sevgililer günü'nü kutlamaz. Necdet Gürçiftçi Bir Türk bilgesi 2010-şubatta internette yayınlandı.
Kapat/(ESC)
Yorum Düzenleme

Yeni Üyeler

  • KoyceNazim
  • PlathonicEnes19
  • Yavuzdinç
  • Ebruli
  • İhabYousef
Kapat/(ESC)
Tavsiye
Adınız:
Sizin eposta adresiniz:
Alıcının eposta adresi:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
İletişim
Adınız:
Eposta adresiniz:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
Rastgele Şiir