Şiir Defteri

BİLGE ÖĞRETİYOR-6: İTMEK YA DA İTTİRMEK SUÇU (DENEME)

Yazan: Birturkbilgesi
21.01.2021 / 13:54
79 kez görüntülendi
0 yorum yapıldı
Açık ki Türkiye'de yalnızca sanatçılıkta, ünlülükte, medyada, eğitimde, ekonomide, sağlıkta sorun yok; hukuk alanında da büyük, derin ve ürkütücü sorunlar var. Türkiye'deki hukukun temel sorunu; Atatürk'ün 'Önce bilim ve ahlak' yoluna aykırı olmaktan da; ve dini tanımlayan, 'Din bilim, ahlak, vicdan, merhamet, dürüstlük, adillik, tarafsızlık, medenilik, nefssizlik ve inziva demektir' diyen Din hadisileri'ne uzaklıktan; hukuk diye bunlar yerine ya Batıya ya Doğuya sarılmaktan doğmaktadır. Bunun sonuçunda(sonucunda) da hukuk fakültesi sistemi mantığa aykırılık dünyası durumu olmakta; bu durumun olumsuz sonuçları da ancak polis, adli tıp, istinaf mahkemesi ve Yargıtay dörtlüsü sayesinde en aza inebilmektedir yani açık ki bunlar da olmasa hukuk Ortaçağ durumu özelliği taşır durumda olacak yani gerçek ki Türkiye'de hukuk henüz bilim değil, kültür durumunda ki hukuku yani yasaları(kanunları) siyasetçilerin yaptıkları düşünülürse, bu durumun görünen nedeninin siyaset olduğu açıktır. Görünen ki avukatı ve hukuk bilgisi olmayan masum bir insanın, mahkemeden masum olarak ayrılmaması ancak polis, adli tıp, istinaf mahkemesi ve Yargıtay sayesinde olanaklı durum göstermekte ki Aihm'den Türkiye'ye pekçok ceza verilmiş olması bu durumun bile aksayabildiğini göstermektedir. Masumun mahkemeden masum değil de suçlu çıkması durumu en çok ceza davası alanında, ve boşanma davası alanında görülmektedir çünkü bu iki alan hukukun yalancı tanıklara(şahitlere), iftiralara ve saptırılmış sağlık raporularına(raporlarına) en açık alanlarıdır. Şaka değil, rüya değil yani; mağdur olan sizsiniz ancak mahkemeden siz suçlu, suçlu olan da suçsuz olarak çıkabilmekte. Örnek ki 'İtmek' ve 'İteklemek'in suç olduğunu kaç kişi biliyor? Suç olması sorun değil; sorun bu iki sözcüğün bulunduğu her davada, bunları yapanların suçlu ilan edilmeleri. Örnek ki biri size saldırmış, siz de kendinizi korumak için, karakol ifadenizde ya da mahkeme ifadenizde 'Bana saldırdı, ben de kendimi korumak için onu ittirdim' demişsiniz, saldırgan da 'Ben saldırmadım, o bana saldırdı, ve beni ittirdi' demişse, mahkeme 'Vay, işte onu ittirdiğini kendin söylüyorsun, öyle ise suçlu sensin' diyor, saldırganın bir de bir, iki yalancı tanığı varsa hapı daha da yutarsınız, yani mahkeme sizin neden ittirdiğinize, ittirmenizin nedenine bakmıyor çünkü saldırgan kişi kendini melek gösteriyor; bir de size saldıran kişi yere düşmüş ve biryeri çizilmişse, hastahaneden rapor alıyor, mahkeme 'Vay, bak bir de rapor var' diyor; neden böyle, belli ki ya da büyük olasılıkla ya savcı ya yargıç ya ikisi de henüz yeni mezun yani acemi ya da hukuk fakültesilerinde(fakültelerinde) mantık öğretilmiyor olmalı; örnek ki yalnızca bileklerinde tırnak izi olan ve şiddete uğradığını ileri süren kişiye 'Sana saldırmak iseteyen olsa neden yüzüne yumruk ya da tokat ya da kafa atmak ya da bacağına tekme atmak ya da sana birşey fırlatmak ya da sana birşey ile vurmak yerine neden yalnızca bileklerini tutmakla yetinsin?' diye sorulmalıdır yani mahkeme ifadelerde tanık, delil, rapor aramaktan önce mantık aramalıdır çünkü yalan da, iftira, yalancı tanık, çakma delil, çakma rapor olanağı bu ülkede bol miktarda var; düşünün ki biri gidip birinin kulağına usulca küfür ediyor, kimseye duyurmadan, küfür edilen de küfür edeni dövüyor, dövülen bir de darp raporu alıp şikayetçi oluyor, mahkeme darp raporuna, ve dövenin 'Onu dövdü ancak önce o gelip kulağıma küfür etti' ifadesine bakıp dövene cezayı basabilir yani demeyebilir 'Bu kişi o kişiyi durduk yere neden dövsün?' diye. Yani; olayların gerçek nedenlerinin dışlanması; yargıyı 'yalan-iftira-yalancı tanık-rapor' dörtgeni içinde, yanlış kararlar vermesine neden olabilmektedir. Bu konuda örnek ki Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2020/9738 E, 2020/12822 K, büyük bir mantık örneği göstermiş, ve şöyle karar vermiş: 'Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak; Gereği görüşülüp düşünüldü: Sanığın aşamalarda, kiracısı olan katılanla evi boşaltma konusunda tartıştıklarına, katılana vurmadığına, polislerin ikisine de şikayetçi olup olmadıklarını sorduklarına, şikayetçi olmadıklarını söyledikleri için gittiklerini söyleyerek istikrarlı inkar içeren savunmada bulunması, katılanın polisler gelmeden önce sanığın kendisini darp ederken ...'nin sanığı tuttuğuna ilişkin beyanı üzerine dinlenen tanık ...'nin tarafların tartıştıklarına ama sanığın katılana vurduğunu görmediğine dair beyanı, 21.12.2015 tarihli saat:12:15'te olayla ilgili tutulan ilk tutanakta, taraflarda darp cebir izinin olmadığının ve tarafların şikayetçi olmadığının tespitlenmesi, katılanın sanığın kendisini darp ettiği için çağırdığını söylediği tutanak mümzilerinin ifadelerinde özetle; katılana sorduklarında darp cebir olmadığını kendilerine söylediğine, sanığın katılana darp eylemini görmediklerine, anons üzerine hacı uğurlamasına tedbir için gittiklerine, sanığın 10 dakika sonra hacı uğurlamasına geldiğine, saat 18:00 civarında katılanın karakola şikayeti üzerine kendisine neden darp cebir var mı sorusuna yok dediğini sorduklarında onlar gittikten sonra ayağının şiştiğini söylediğine dair beyanları, katılanın soruşturmada sanığın iteklemesi üzerine yere düştüğüne, yerde yatarken kendisine tekme ile vurduğuna, elleriyle boğazına sarılarak boğazını sıktığına dair beyanları, yargılamada sanığın kendisini silkelediğine, yere düşerken sol ayağının iki parmağının kırıldığına, sıcaklığı ile farketmediğine, sanığın yerdeyken tekme ile vurduğuna, sanığın kendisini darp edince polisleri çağırdığına, polisler sorunca darp cebir izi olmadığını söylemiş ise de olayın sıcaklığı ile parmaklarının kırıldığını anlamadığına dair beyanlarına rağmen katılanın adli raporunda sol ayak 1. ve 2. parmakta fraktür bulgusu mevcut olup boğazında herhangi bir yaralanmasının bulunmayışı ve darp edildiği için polis çağıran kişinin yaralanma bulgusu henüz meydana gelmemiş olsa bile kendisine yönelik bir saldırı olup olmadığını soran polis memuruna hayatın olağan akışında bu durumu söylemesinin uygun düşeceği düşünüldüğünde katılanın kendi içinde çelişen ve diğer delillerle de desteklenmeyen beyanı ile yaralanma bulgusunun, sanık tarafından meydana getirildiğinin sübut bulmadığı düşünülmekle tebliğnamenin bozma istemli görüşüne iştirak edilmemiştir.'. Yani yerel mahkeme 'suçlu' demiş ancak Yargıtay'ın dedektif mantığı gerçeği açığa çıkarmıştır, peki ya Yargıtay olmasa idi ya da dikkatli olmasa idi; peki, yerel mahkeme savcısı da, yargıçı da hukuk fakültesi mezunu değil mi, onlar neden dikkat etmemiş; demek ki hukuk eğitimi de tıp eğitimi gibi ezbere. Gerçek yargı, gerçek adalet yargıçların kararları ya da sanıları değil; gerçekler ve doğrulardır ki bu da hukukun ancak, Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi 'Önce bilim ve ahlak' üzerine kurulması, ve mahkemelerde yalan makinası zorunluluğunun olması ile olur. Sonuç ki haklı iseniz, sorun olmaz, sanmayın. Biri size saldırdığında; kendinizi korumak için birşey yapmanızı da, hiçbirşey yapmamanızı da aleyhinize delil olarak kullanabilen tuhaf, akıldışı, bilimdışı, mantıkdışı bir hukuk ve yargılama türü. Geç gelen adalet kötü de, mantıksız olan bir hukuk daha da kötü. Yani 'Masumum, güçlüyüm' yerine 'Masumum, tehlikedeyim' demek gerekiyor, böyle bir hukuk dünyasında. Sözde şeriatçı, sözde dinli bir ülkede; tecavüz edene değil de tecavüz edilen kadının idam edilmiş olması böyle bir durumun sonuçudur(sonucudur). Necdet Gürçiftçi Hiçbir dini inançtan ve hiçbir siyasi partiden yana olmayan dinli ve bilge İnternette yayınlandığı zaman: 21.1.21/13.52
Kapat/(ESC)
Yorum Düzenleme

Yeni Üyeler

  • eylülll
  • hasanbasri
  • Cumalî
  • viki
  • Hayal_ve_Hayat
Kapat/(ESC)
Tavsiye
Adınız:
Sizin eposta adresiniz:
Alıcının eposta adresi:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
İletişim
Adınız:
Eposta adresiniz:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
Rastgele Şiir