Şiir Defteri

BATIDAKİ CON'LU COM'LU SÖZCÜKLERİN ALAYI TÜRKÇE KÖKENLİ SAVIM (DENEME)

Yazan: Birturkbilgesi
26.06.2020 / 04:56
133 kez görüntülendi
0 yorum yapıldı
Demokrasi istiyorsanız önce felsefeye ve Türkçeye sarılmalısınız yoksa Türkiye'de de dünyada da ya demokrasiyi ya da gerçek demokrasiyi ancak rüyanızda görürsünüz; işte ülkemizdeki ve dünyadaki demokrasi düşmanlarının önderleri bu yüzden de Atatürk'ü ve Türkçeyi hor görmeye, hor göstermeye ve yok etmeye çalışıyorlar... Türkiye'de de olsanız, başka ülkelerde de olsanız, Türk de olsanız başka bir millet de olsanız bu böyle. Yani 'Türkçe ile felsefe ve bilim olmaz' diyen cahil, yoz, tuhaf mantık türü gerçekte hiçbirşeyden anlamayan mantıktır çünkü herşeyden anlayan mantık felsefeden ve Türkçeden, dolayısıyla demokrasiden de anlar. Batıdaki 'Con' yani bizdeki denilişiyle 'Kon' ön ekli sözcüklerin Türkçe kökenli olduklarını yani bu 'Kon' ya da 'Con' ön ekinin gerçekte Türkçeden Batıya geçdiğini(geçtiğini) anlatmaya çalışıyordum ki bu konuda 'Kontenjan' ve 'Konferans' sözcüklerini henüz yazmışdım/yazmıştım) ve yayınlamışdım(yayınlamıştım) örnek olarak, sonra bakdım(baktım) yani inceledim ki Batıdaki 'Con' ön ekili(ekli) sözcüklerin alayı Türkçe kökenli, Türkçeden gitme. Yani bu durumda ya özelde İngilizler, genelde Batı Türk kökenli ya da Türkçeden çok etkilenmiş bir dünya var karşımızda. Gerçek ki Akp egemenliği felsefeden, bilimsellikten yoksunluğu; cehaletin baştaçı edilmesi ve kundakdaki(kundaktaki) öz kardeşlerini, öz çocuklarını, öz torunlarını; hamile kadınları; çoluk çocuk demeden binlerce Türkü öldürtmüş padişahların, sultanların baştaçı edilmesi, övülmesi, örnek alınması, önder alınması üzerine kurulu, dayalı Osmanlı'nın diktatörlüğü, barbarlığı, vahşeti, sömürüsü, adaletsizliği, vicdansızlığı üzerine kuruludur. İşte bu yüzen ülkemizde yıllar geçtikçe demokrasi değil diktatörlük yükselmektedir. Ben bile çocukluğumdan başlayıp kendini kitap okumaya, bilim öğrenmeye, gerçeği ve doğruyu bulmaya adamışken; binlerce kitap okumama karşın gerçeklere, doğrulara hız olarak yetişememişken ülkenin kitap okumadığını söyleyen ve bir de başkan olmak isteyen bir cumhurbaşkanı var. 'Kitap okumaya zaman bulamıyorum' diyor ancak her gün siyasete, meydanlara inmeye, konusu olmayan toplantılara katılmaya, 2. başbakanlık yapmaya, televizyona çıkmaya bol zamanı oluyor. Oynamasını bilmeyen gelin 'Ben oynamasını bilmem' yerine bahane, mazeret olarak 'Yerim dar' dermiş. Ve tuhaf ki ülke için bir toplantıyı erteleyip yeni doğmuş torununu görmeye koşacak zamanı buluyor cumhurbaşkanlığını ilgilendirmeyen işlerini erteleyip kitap okumaya zaman bulamıyor ki bir de peygamberi 'Din ilimdir, ilimin olmadığı yerde din de yoktur, ilim yoksa din de yoktur; ilim Çin'de de olsa gidip öğrenin' demişken.Geçenlerde medyada bir haber vardı: Kitap okumaya zaman bulamayan özürlü bir işçi işe giderken metroda kitap okumaya çalışıyordu. Ve onunla dalga da geçilmişdi(geçilmişti) üstelik. Bizim toplum kitap okumaya, kitap okuyanlara pek değer vermez öyle ki onları küçümser bile; belki de Erdoğan zamanı olmadığı için değil halk gibi kitap okumaya değer vermediği, kitap okumaktan utandığı için kitap okumuyordur? Ve tuhaf ki sonra da oğulu(oğlu) İtalya'ya mı ne hukuk okumaya gidiyor; İtalya'da öğreneceği İtalya hukuku Türkiye'de ne işine yarayacaksa? Yani görülen o ki biri kitap okumazken biri de yanlış yerde okuyor kitabı(kitapı). Yani Türkiye'de avukatlık, savcılık, yargıçlık yapmak isteyenler hukuku neden Türkiye'de değil de İtalya'da öğrensinler ki Türkiye'de bir işlerine yaramaz okudukları ve diplomaları da Türkiye'de geçmez çünkü her ülkenin hukuku ayrıdır; hani İtalya hukuku değil de Ab hukuku olsa işin için anlamak daha bir kolaylaşır hukuku Türkiye'de okumamak. Ve binlerce kitap okumuş olmasına karşın gerçeklerin, doğruların hızına yetişmekte zorlanan bu adam Türkçeyi savunurken, göklere çıkarırken kitap okumaya zamanı olmadığını söyleyen ve ülkeyi yöneten bir adam 'Türkçe ile felsefe ve bilim olmaz' deyip kötü, yanlış bir genelleme yapmayı hiç sorun olarak görmüyor. Kuşkusuz ki herkesin bildiği bildikleri kadardır ve onlar da okudukları kadardır çünkü bilginin gerçek yuvarı mekan olarak ancak kitaplardır; bilgi henüz doğada bir bitki türü değil. Nasıl oluyor da hem de her konuda yani tıbtan hukuka, ekonomiden televizyon tamirine, dinlerden dinsizliklere kadar her konuda binlerce kitap okumuş bir insan genelleme yapmakta bile kılı kırk yarıp zorlanıyorken; kitap okumaya zamanı olmadığını söyleyen biri, sırf ülkeyi yönetmesi için seçilmiş biri her konuda kendisini egemen görebiliyor? Yani alim olmak bu kadar kolaysa keşke okumasaydım o binlerce kitabı ve üstelik de karşılanması gerekli daha önemli sorunlarım varken; ve alim olmak bu kadar kolaysa kapatıverin üniversiteleri, kitapçıları, hiç değilse insanların paraları ve zamanları boşa gitmesin. Bir tuhaflık da şu: Şiir, öykü(hikaye) yazamayan biri nasıl Türkçe, dil üzerine konuşabilir ve üstelik de genelleme yapabilir? Şu akademisyenler şunu bana bir açıklasınlar. Yani ülkemiz öyle bir duruma geldi ki tıb(tıp) fakültesine gitmeyenlere bile doktorluk diploması verilirse hiç şaşmam; bakın ki kitap okumayanlara bile alimlik verilmiş. Bilgi, ilim, alimlik olabildiğince çok çiçek açmasını ister; bilgi, ilim, alimlik bahar gibidir; diktatörlükler ise bırakın çiçeklerin açmasını, baharın bile yok olmasını, hem kış olmasını ister. Bilmek, bilgi, bilim sevgi, hoşgörü, huzur, güven demektir; cehalet ise diktalık, barbarlık, zulüm, düşmanlık, huzursuzluk, güvensizlik. Bu yüzden cehaletin oldu yerde diktatörlük; bilimin olduğu yerde ise sevgi, hoşgörü, özgürlük, huzur, güven, dostluk vardır. Dünyada işte bu yüzden demokrasiye giden yol felsefeden ve dilden; ülkemizde ise işte bu yüzden demokrasiye giden yol felsefeden ve Türkçeden geçer. Savım ki Batıdaki 'Con/Kon' ön ekili(ekli) sözcüklerin alayı Türkçe kökenli ve ki bu sözcüklerin örneklerini bizde de kullanılanlarını Türkçe okunuşları ile yani bizdeki söylenişleri yazdım ki bunda bir sorun yoktur. Ve örnekleri iki kümede topladım ki nedenini biraz sonra anlayacaksınız. Birinci kümenin yani A kümesinin bizde de kullanılan örnekleri: Konferans, kontenjan, konsültasyon, kontrol, konser, konsept, kontrat, konsensus. A kümesinin bizde kullanılmayan örnekleri: Congratulate(Kutlamak, tebrik etmek; conflict(anlaşmazlığa düşmek); confront(yüzleştirmek); confute(yalanlamak), contest(itiraz etmek), contradict(tersini söylemek, yalanlamak). A kümesinin 'Com' ön ekili olanları: Compunction(yerinme); complain(yakınmak); kompliman(Övmek, iltifat etmek); commendation(sövmek); comedy(komedi, güldürü); command(emir vermek); commend(övmek); comment(yorum); commentary(açıklama); comminetment(taahhüt, söz), consture(yorumlamak). Bunlar A kümesi için yeterli. Şimdi B kümesine geçelim: Bizde de kullanılanlar: Kongre, konfederasyon, konserve, konvoy. B kümesinin bizde kullanılmayanları: Conceive(hamile kalmak), condemn(mahkum etmek); concubine(cariye, hamrem), confine(hapsetmek/hapis etmek), conglomerate(holding), congregate(toplamak, birleştirmek), conscience(vicdan), constipation(kabızlık), constabel(polis), construction(inşaat), consulate(konsolosluk), convict(mahkum), continent(anakara). Şimdi bu sözcüklere bakalım: A kümesindekiler 'Konuşmak' ile ilgili sözcükler ve bu sözcüklerdeTürkçedeki 'Konuşmak' sözcüğünün kökeni olan 'kon' kök sözcüğü kullanılmış. B kümesindekilerde ise Türkçedeki 'Konmak, konuşlanmak, konumlanmak' anlamı yaşayan sözcüklerin 'Kon' kök sözcüğü kullanılmış. Yani bu sözcüklerde hem Türkçedeki kök sözcükler kullanılmış hem de aynı durumlar için kullanılmış yani sözcüklerde çifte doğrulama kuramım ve savım gerçeklemiş. 'Com'lu/Kom'lu' olanlara gelince. Bunlarda da 'n' yerine bir amaçla 'm' olarak değiştirilmiş. Yani herşey Türkçeye uygun; görünüm olarak da mantık olarak da; nicelik olarak da içerik olarak da. Yani her açıdan 'Dilde çifte doğrulama' kuramım geçerli. Örnek olsun diye 'Condemn/Mahkum etmek' sözcüğünü vereyim. Mahkum etmek nedir? Biryere koymak demektir yani mahkumun ya da insanın biryere 'kon'ulması demektir. Bilirsiniz Türkçede 'konmak' konulmak biryere dolaylı ya da doğrudan konulmak anlamına da gelir örneğin 'Kuşlar dala kondu mu?' ve 'Kuşlar tencereye konuldu mu?' sözlerindeki 'kon' sözcüğü aynı anlamı taşır yani 'Kuşlar tencereye konuldu mu?' demek 'Kuşlar tencereye kondu mu?' da demektir ki 'Kuşlar tencereye kondu mu?' demek de 'Kuşlar tencereye konuldu mu?' da demektir. Sana saygılar ey dahi, kahraman, yiğit, düşünür, bilimci, sayın ve saygın Atatürk; padişahlara, sultanlara, Osmanlıcaya, Arabçaya kalsa ve Sen olmasan bunların hiçbiri olmazdı. Evet 'Ne mutlu Türküm!' diyene, 'Ne mutlu sana!'. Onların ancak şiddeti, zorbalığı vardır; bizim ise ilimimiz. Necdet Gürçiftçi İnternette yayınlandığı zaman: 17.1.16/08.55
Kapat/(ESC)
Yorum Düzenleme

Yeni Üyeler

  • Kemal80
  • Mismail
  • bluesky14722
  • rodoza_006
  • Akis
Kapat/(ESC)
Tavsiye
Adınız:
Sizin eposta adresiniz:
Alıcının eposta adresi:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
İletişim
Adınız:
Eposta adresiniz:
Mesajınız:
Doğrulama Kodu:
captcha refresh
Kapat/(ESC)
Rastgele Şiir