En Yeni Şiirler
Sabahın sesiSabahın Sesi
Bu sabah seni düşündüm
Aslında her sabah öyle, sadece seni düşünüyorum
Sabah sokak sakinken dışarı çıktım,
ve resmini astım tüm binaların duvarlarına
Güneş doğunca yüzünde akasya kokusunda bir renk açsın dedim,
ışıltın ağaç yapraklarında nazlı bir ışık olsun
İlk tram çoktan geçmişti, raylarda hâlâ sesin bir yankısı vardı,
içim seni istedi o an sıcak saç ekmeği tadında,
Vakit öğlen vaktini bulunca öten saatimin sesi ile irkildim,
kuşlar süslenmişti yandaki kafeteryada bmasaya konan pembe hayalinle beraber,
susmak cazip gelmişti bulutların ardına saklamış güneşli bir günde
Ve nihayet akşam oldu
Sen kendi sesinin ahengiyle kaldırımları susturdun
Yazar: Serdaryusuf
Caven qedexeCaven qedexe
Evin kedexeye ziman qedexe,
tü qedexeyi ez qedexe
Cavin Zelal li reya man dil bikese
Dike eman, wext çu ez mam bir davetan,
def qedexe dilan qedexe.
Por sore bar girane,
guli sore li ser çengi milane,
roj çu ava dem nêvi ma,
bihar qedexeye havin qedexe.
İşev sibe bu,
der dur xeyal nêzbu,
şewk daye siya
Sterkan ji caven dile hisr bun,
helbest qedexeye kilam qedexe
Di mile min da tori gula,
di riya minda sebr u sela
Di zozana da sêra êşki pilpiling,
li ser dara kêfa tuya,
bah hirs biye nayi çiya,
av qedexeye ar qedexe.
Yazar: Serdaryusuf
Şiirsel Dörtlük 280varmı ki çaresi derdim sensizlik
yad ellerde sensiz zor çaresizlik
uzak diyarlarda hiç habersizlik
zor yar zor bilesin bil kimsesizlik
Ahmet kölecioğlu 1992
Yazar: Kölecioğlu
Gölgelerin PazarlığıGözlerindeki ışık halkın yangınından değil
Vadedilen sarayların avizelerinden geliyordu artık
Bir halkın acısını o ahlaksız tüccarların defterine not ederken
Cümleleri süslüydü ama niyetleri paslı birer hançer gibiydi
Önce en saf çocukların umutlarını sattılar
Sonra dedelerin dilindeki o kadim duaları
Bir makam uğruna bir alkış tufanı için
Yüzyıllık kederi bir sandık övgüye meze ettiler
Lider dediğin halkına kalkan olandır
Halkını kendine kalkan yapan değil
Oysa o toprağın bereketini değil
Kendi ikbalinin kuraklığını büyüttü
Halkımızın şu an yaşadığı bu durum İhanetin
Sosyolojik Portresidir...
Açıklama,
Bu tür süreçlerde satılma hissi genellikle şu üç noktada odaklanır,
Söylem ve Eylem Uçurumu.
Meydanlarda hak hukuk kimlik diye bağıranların kapalı kapılar ardında sadece kendi siyasi ömürlerini uzatacak pazarlıklara imza atarlar.
Oysa alınan kararların bedelini her zaman sokaktaki yoksul ve mazlum insanlar öder.
Liderler ise bu bedelden her zaman muaf kalır.
Halkın en hassas olduğu barış ve özgürlük gibi kavramları ise aslında sadece stratejik birer pazarlık kozu olarak kullanıldı.
Oysa Gerçek bir lider halkını karanlıktan çıkarmak için kendini yakandır.
Halkını karanlığa satıp o ateşin sıcaklığında ısınan değil...
SıfırSekizOcakİkibinYirmiAltı
Faruk Fahrettin Özcanan
Yazar: farukozcanan
Sen AşksınSen ki gördüğümde gözlerimdeki ferim,
Duy ki yalnız sana asfâ-yı meşâirim.
Aşk ister şairi, sen aşksan ben şairim,
Bir bulmaca dilimde lebin girih-güşâm.
Yazar: Rehzen
En Yeni Düz Yazılar
Manevi Terör ÖrgütleriTarikatlar ve Cemaatler insanları inanç değerleri üzerinden sömürmeye çalışan manevi terör örgütleridir.
Yazar: Mukan
DOLAPDERE 7/24Gece gündüz hiç hareket bitmez Şişli sokaklarında. Bazen bu insanlar neden bu kadar telaşlı diye kendi kendime sormadan edemezdim. Aslında burada çalışırken insanın düşünmeye pek vakti kalmaz. Mutlaka yapılacak bir şeyler bulunur. Sanki hiç bitip tükenmeyecek bir enerjiyle yüklüdür insanlar. Burada görev yapan polisler zaman geçtikçe insanlar hakkında bir sosyolog ya da bir psikolog kadar bilgi sahibi olurlar. Bazen birkaç dakika konuştuğunuz bir insanın sosyal ve ekonomik durumu, psikolojisi, medeni hali gibi pek çok şeyi tahmin edebilirsiniz. Dolapdere semtinin bir kısmı Beyoğlu ilçesine bir kısmı da Şişli'ye bağlıdır. Diğer semtlere göre burada suç oranı biraz fazladır. Bu nedenle yaşanan olaylarda Beyoğlu ve Şişli polisleri zaman zaman bölgenin kimin tarafında kaldığı konusunda görüş ayrılığına düşer. Bazı olaylarda da birlikte görev yapmak zorunda kalırlar. Bölge farkı ortadan kalkar. Hiç kimse bölgenin kimde olduğunu düşünemez herkes olayı sonuçlandırmak için çabalar.
Karanlığın ışıkla, suçlunun suçsuzla, iyinin kötüyle, gerçeğin yalanla karıştığı bir tablonun cam mozaikleri gibidir burası. Öyle ki merhamet bazen suiistimal edilebilir. İyi niyet görmezden gelinebilir. Bazen suçlular masum, suçsuzlar da gerçek suçlu olabilir. Unutulmuş ya da hatırlanmak istenmeyen kişilerin sessizce kaybolduğu, karanlığın knossos labirenti gibidir burası. Bazen bir cinayetin anatomisini düşünmek gibidir burada yaşamak. Herkes ya alıcı, ya da satıcıdır. Herkes birbirini koruyup kollayan, tekdüze bir yaşamın aktif oyuncuları gibidir. Kimine göre ayakta kalabilmek için sert ve güçlü olmak lazımdır. Acımasız ve merhametsiz bir dünyada yapılacak en iyi iş; Kendi kendini daha güçlü hale getirebilmektir. Kimine göre de sevgisiz ve merhametsiz bir dünya; Sonunda uçurumdan aşağı yuvarlanarak yok olacak altın bir küre gibidir.
Bazen düşünürdüm... Biz Polisler bu hayatın neresindeyiz? Bazen kendimi toplumdan soyutlanmış, bazen de belanın ya da kötülüğün en dibine yuvarlanmış gibi hissederdim. Ne olursa olsun atalarımdan öğrendiğim gibi yaşayacaktım. Daha adil bir dünya ve kötülüğün olmadığı bir yaşam için bana düşen görev neyse, onu yapmalıydım.
O gece Beyoğlu Polis ekipleri Dolapdere'de bir aracı kovalıyordu. Araç içindekiler bir iş yerini soyarak kendilerini son anda fark eden devriye ekiplerinin dur ikazına uymayarak kaçmaya başlamıştı. Kurtuluş son durakta olduğumuz için aracın kaçış istikametine en yakın olan ekip bizdik. Telsizle bir hayli telaşlı anonslar yapılıyordu. Haber merkezi aracın kaçış istikametini söylerken sık sık ekiplere dikkatli olunması konusunda ikazlar yapılıyordu. Aracı kovalayan Beyoğlu ekibi; Divan Kavşağından Kurtuluş semtine doğru geldiklerini ancak burada bir ara sokakta, aracı kaybettiklerini anons ediyorlardı. Kurtuluş semtinde biz vardık ancak yüzlerce ara sokak vardı. Araç herhangi birinde olabilirdi. Derken araç birdenbire tam önümüze düşüyor. Bu sefer Beyoğlu ekiplerin gözden kaybettiği aracı şimdi biz kovalamaya başlıyoruz. Haber merkezine telsizle aracın kaçış istikametini bildiriyoruz. Bütün Şişli devriye ekipleri alarma geçiyor. Gecenin saat üçünde siren sesleri, telsiz anonsları birbirine karışıyor. Önümüzdeki siyah araç kaçarken adeta ölümle yarışıyor, ancak bu semti bizim kadar bilmediğini anlıyoruz. Çünkü ara sokaklardan hemen birkaç sokak aşağıdaki ana caddeye inemiyor. Sanki çıkış noktasını bilemeyen kafesteki bir fare gibi bir o sokağa bir bu sokağa giriyor. Bu bizim için büyük bir avantaj, çünkü aynı semt içinde ve sokaklarda döndüğümüzden diğer bölgelerdeki devriye halindeki tüm ekiplerimiz kısa sürede kapanma noktalarına yerleşmeyi başarıyor. Telsizle sürekli anons ederek aracın muhtemel kaçabileceği sokakların girişinin tutulması için anons ediyoruz. Panikle kaçan araç bir sokaktan bir daha geçiyor. Ancak araç modeli yüksek ve süratli olduğu için zaman zaman aramız açılıyor, dar bir sokağa gelince yavaşlamak zorunda kalıyor. Yaklaşık beş on dakika süren kovalamaca sonunda ters yöne giren araç, karşıdan gelen ekibimizin sokağı kapattığını görünce arada kalıyor. Geri dönse biz varız. İlerde önünde de bir ekip var. Araçtan inip bir alt sokağa doğru koşmaya başlıyorlar. Buradan ana caddeye iniyorlar. Bir tanesinin elinde bir çanta var koşarak büyük bir apartmanın içine giriyorlar. Ancak ilginçtir ki bizde apartmana girmek istediğimizde apartman kapısı açılmıyor. İçeriden muhtemelen kilitliyorlar. Apartmandaki bütün zillere basıp kapıyı açmaları için dışardan bağırıyoruz. Ancak gecenin ilerleyen saatinde hiçbir daireden bir yanıt gelmiyor. Nihayet dışarıdan bağırma seslerimizi duyan yaşlı bir vatandaş pencereye çıkıyor. Sanki ağız birliği etmişçesine hepimiz ona doğru bağırıyoruz;
-Amca kapıyı aç! Amca kapıyı aç!
Ancak yaşlı adam gayet sakin; Ne var? Ne oluyor burada? Diyor.
-Amca kapıyı aç diyoruz sana. Polis! Görmüyor musun? Şu kapının otomatiğine bas, içeri hırsız girdi. Diyoruz.
Yaşlı adam en sonunda anlamış olacak ki; Tamam tamam bekleyin bir dakika şimdi basıyorum. Diyor.
Ancak o birkaç dakikalık bekleme bile bize saatlerce sürmüş gibi geliyor. Elimizde silahlarla açılan kapıdan apartmanın içine doğru giriyoruz. Kimimiz aşağı bodrum katına kimimizde üst katlara doğru çıkıyoruz. Birinci kata çıkan arkadaşlar yangın merdiveninin kapısının açık olduğunu söylüyorlar hepimiz birinci kata çıkıp, açık olan yangın merdiveninden aşağıya doğru iniyoruz. Ancak burasıda diğer bir caddeye doğru açılıyor. Caddenin hemen karşısında bir benzin istasyonu var. Yan tarafında kapalı bir restoran. Elimizde silahlar koşarak benzin istasyonuna giriyoruz. Çalışanlara kaçan birilerinin olup olmadığını söylüyoruz. Ancak içerde oturduklarını bu nedenle, kimseyi görmediklerini söylüyorlar. Hepimizde bir huzursuzluk ve panik havası başlıyor. Kendi kendimize adamları elimizden kaçırdık diye üzülüyoruz. Caddeye dağılıyoruz. Ancak kimse yok. Sanki yer yarıldı yerin içine girdiler. Benzin istasyonunun her ihtimale karşı içini tuvaletlerini kontrol ediyoruz. Tuvaletler benzin istasyonunun arka tarafında kapıları açık içerde kimse yok. Buradan sağlı sollu işyerlerini kontrol ederek yürüyoruz. Yanımıza cinayet büroda çalışan sivil arkadaşlarda araçla geliyorlar. Ramazan abi araçtan inip;
-Ne oldu kaçırdınız mı? Diyor.
-Abi sanki yer yarıldı içine girdiler hiçbir yerde yoklar. Diyorum. Arkadaşlarla yürürken kimimiz apartmanda saklanmış olabilir. Kimimiz ana caddede bir işyerine girmiş olabilir. Kimimizde bir araca binip gitmiş olabilirler diye çeşitli fikirler ileri sürüyorlar. Zaten Dolapdere Kurtuluş böyledir bir kere gözden kaçırırsanız bir daha işiniz zor olur. Cadde üzerinde yürürken Ramazan abi yanımda bir sigara yakıyor. İlerde sağ tarafta tek başına yürüyen bir kadını göstererek;
- Şu kadını durdurun kontrol edin! Diyor.
Hemen koşarak kadına arkadan yaklaşıp; Bayan bekle biraz polis! Diyoruz.
Ancak kadın aniden koşmaya başlıyor. Daha birkaç metre gidemeden yakalıyoruz. Bunun kadın kılığına giren bizden kaçan şahıslardan biri olduğunu anlıyoruz. Büyük bir şaşkınlık yaşıyoruz. Çünkü bu kadar kısa sürede nasıl kılık değiştirdiğine hayret ediyoruz. Onu hemen olay yerinde kelepçeleyip terk edip gittikleri aracın yanına getiriyoruz. Aracın kapısını açtığında; İşyerinden yüklü miktarda çaldıkları bilgisayar parçaları ve bir miktar parayı aracın içinde bize gösteriyor. Kaçan diğer şahsı bulmaksa artık bizim için çok kolay. Bu şahsın verdiği ifadelerle artık onunda kaçma şansı yok. Bunu biliyoruz. İşyeri soyulan vatandaşa ulaşarak malzeme ve paralarını karakolda teslim ediyoruz. Hırsız Nezarethaneye konuluyor. Karakolda bizden kaçınca benzin istasyonunun tuvaletinde elindeki çantanın içinden çıkardığı kadın kıyafetlerini giydiğini, peruğu taktığını, hemen buradan çıkarak caddeye koştuğunu, diğer arkadaşının yangın merdiveninden indikten sonra arka yola kaçtığını onu görmediğini, kendisinin uzaktan bizi görünce bu işyerinin ara kapısında gizlendiğini, bizim uzaklaştığımızı düşünerek caddeye çıktığını, ancak yakalandığını söylüyordu. Peki, bu kadın kıyafetlerini niçin taşıyorsun diye sorduğumuzda kaçamak cevaplar veriyor. Trans bir arkadaşının olduğunu ona götürdüğünü söylüyordu. İfadeleri çelişkiliydi. Belki de daha büyük bir soygun planlıyorlardı.
Ramazan abi az sonra telsizle bizi Elmadağ caddesindeki bir kahvehaneye çağırıyor. Sabaha karşı gündüz nöbetindeki arkadaşlarla görev değişiminden önce bazen buraya giderek bir yorgunluk çayı içiyoruz. İçeri girdiğimizde sivil arkadaşlara biz de iki ekip katılarak çay içip kahvaltı yapıyoruz. Ramazan abiye;
- Abi sen arkasından nasıl anladın onun kadın kılığına girmiş hırsız olduğunu yürüyüşünden mi? Diye soruyorum.
Ramazan abi; Hayır yürüyüşünden değil omuzlarından. Diyor. Çünkü erkeklerin omuzları kalçadan geniş olur, kadınlarda ise omuz ve kalça aynıdır ya da kalça omuzdan daha geniş olur. Bende arkadan bakınca; Omuzları daha genişti. Erkek olduğunu anladım. Trans bireylerde bu saatlerde bu caddede çok gezmedikleri için şüphelendim. O yüzden durdurun dedim diyor.
Hepimiz bir yandan kahvaltımızı yapıp çayımızı yudumlarken, bir yandan da Abi bu teknik ayrıntıyı öğrendiğimiz iyi oldu diyerek gülüyoruz. Neşeli kahkahalarımız Elmadağ caddesinde yankılanırken iyi bir iş başarmanın sevinci bütün yorgunluğumuzu unutturuyor.
Mehmet Nurettin Üstün
Yazar: Polet
Anlamlı Söz 1398baykuşun hain gece ötüşü
dehlizlerin karanlığa kör bakışı
Ahmet kölecioğlu 1988
Yazar: Kölecioğlu
ŞAİR/YAZAR VE YAŞA-DERŞair hakkında birçok tanımlama yapılır. Şair, toplumun acı ve sevincini yüreğinde duyandır. Başkasına benzemez, kendi olabilendir. Dizeleriyle gönüllere akan, sorgulayan, beyinlerde şimşek etkisi yaratandır.
Şair siyasetin emrine girdiği yerde el üstünde tutulmuş, muhalif olduğu yerde ise acımasızca sürülmüş, hapsedilmiş veya öldürülmüştür. Tarih boyunca şiir siyaset ilişkisi hep bu bağlamda gelişmiştir.
Şair dünü bugüne, bugünü yarına taşıyandır. Ruhunda hep başkaldırı vardır. Biat etmez, el etek öpmez, asidir zulme boyun eğmez.
Bu tanımlamalardan sonra derneklerin edebiyat, kültür, sanat ilişkisi ve amaçlarına vurgu yapabiliriz.
Dernekler, kazanç paylaşma dışında belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturulan, tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklarıdır.
Demokrasinin temeli, hak ve özgürlüklere dayanmaktadır. Bu hak ve özgürlüklerin devlet tarafından kısıtlanması karşısında, sivil toplumların tepkilerini demokratikleşme dile getirerek, yol göstermeyi amaçlar.
Bunun için, dernek kurma özgürlüğü temel insan hakları ve özgürlüklerinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmiştir.
Bu amaçlar doğrultusunda YAŞA-DER'i kurduk. Kısa süre içinde üye sayımız4800 kişiye ulaştı. Kuruluş aşamasında., amaçlarımız doğrultusunda kendimize;
Kısa, orta ve uzun vadede kendimize hedefler belirledik.
Kısa vadede; yazar şair ve sanatçıları bir grupta toplama., bir araya gelen şairlerle eserlerini YAŞA-DER amaçlarımıza uygun olarak eserlerini bir arada toplamak amacıyla Antolojiler çıkarmaktı.
Bunu da kısa sürede her biri 20 şairden oluşan 11 antoloji serisini çıkardık. Yeni serilerle yolumuza amaçlarımız doğrultusunda devam ediyoruz.
Orta vadede; Türkiye'nin birçok yerinde YAŞA-DER (Yazar Şair Ve Sanatçılar Dernekleri) ni Mers,n, Van, Adana, İzmir derneklerini kurduk. İstanbul, Şanlıurfa, Diyarbakır ve tokat dernekleriyle devam ediyoruz.
Yine YAŞA-DER önemli amaçlarımızdan biri de; edebiyat kültür ve sanat gazetesi kurmayı başardık. Yazar ve şairlerimizi köşe yazılarını, şiirlerini, haber ve etkinliklerini yer vererek yolumuza devam ediyoruz.
Uzun vadede: Türkiye'nin çeşitli yerlerinde kurulan dernekleri bir çatı altında toplayarak YAŞA-DER FEDERASYONU kurmayı hedefliyoruz.
İzmir YAŞA-DER'i kuran, açılış etkinliğini hazırlayan yönetim kuruluna, üyelerine, emek veren, katkı sunan katılımcılara yürekten teşekkürler. İyi ki varsınız, iyi ki bir aradayız.
Son olarak İzmir YAŞA-DER'in açılışında yapılan etkinlik konuşmalarını sunuyoruz. Keyifli izlemeler diliyoruz.
Muzaffer KALABA
YAŞA-DER Genel Başkanı
Yazar: öğretmen
En Çok Okunanlar
Yeni Üyeler
- Tazı_Mum
- Tazu_Aksam
- sabahuzakta
- Sefa
- İxkan
Kapat/(ESC)
Rastgele Şiir
